Kitaptaki şiirler, hasat zamanını, o dönemlerin insan ruhundaki yansımalarını konu alıyor.  Şair derdi ilk günkü gibi insan; insanın büyük yalnızlığı, insanın kendine, birbirine, doğaya ettiğinin büyük kederi... Şairin deyişiyle 'şu canına yandığımın kahrolası dünyası'nda yabancılaşmanın büyük trajedisini birilerine fark ettirmek, birilerini mışıl uykusundan etmek, rahatsız etmek, rahatsızlığına insanı ortak etmek.'

Geçmiş ile hesaplaşma

Şair Şükrü Erbaş, kitaba ilişkin şunları belirtiyor: "Çoğu aşk şiirleridir; ama sadece aşk şiirleri değil, aşkın kendisini ve çevresindeki şeyleri de içine alan şiirler. İnsan belli bir yaşı geçtikten sonra kendi hayatı ve kendi geçmişi ile bir hesaplaşma, geriye dönüp bakma ihtiyacı hissediyor. Belki bu, kaçınılmaz son olan ölüme yaklaşmanın getirdiği bir istektir. Bu bağlamda hem aşk, hem ölüm, hem ihtiyarlık ve elbette yalnızlık ayakları üzerine kurulu bir toplam..." 
Kadim metinlerin bilgi ve esintisiyle yol alış kendini kuvvetle hissettirir kitabın bütününde. Girişteki Binbir Gece Masalları'ndan yapılan alıntı cümle kapısından nasıl bir eve gireceğinize, her odada ne bulacağınıza dair kuvvetli bir işarettir: "Git kurtar kendini dostum! Kurtar canını tüm bağların zulmünden! Ve bırak evleri, onları yapanlara mezar olsunlar! Git! Seninkinden başka toprak bul! Kendi ülkenden başka ülkeler! Ama asla kendi canından başka can bulamazsın! Düşün!" Kitabın adı neden Bağbozumu Şarkıları'dır anlatır bize. Bağ ve bağban yerleşikliğin tüm iktidar ilişkilerinin karşılığıysa şair, bu zulümden kurtulmayı daha doğrusu kurtuluşu, özgürlüğü bağ bozumunda, yersiz yurtsuzlukta bulur. Okura da burayı işaret eder. Kitap bu alıntının referanslarıyla kurulur. Kimi şiirlerin adları ve edaları bu masalsı söyleyişin yükselmesine yardım eder. Kurulan dilsel oyun romantik bir teslimiyetle, onu dışlayan bilincin kışkırtıcı tahrikleriyle gerilimini oluşturur. 

KÜLTÜR SERVİSİ