
Dünyanın zalimleri ve buyurganları insanlara kul olmayı dayatırken, bunu bir yurttaşlık vasfı ya da bir yurtseveler ölçüsü olarak da lanse edebiliyorlar. Onlara için en rahat yönetilen, sorgulamayan, kendilerine biat edenlerdir. Oysa her boğun eğiş insandan, insanlıktan birçok şeyi de alır götürür. Hem boyun eğdiren, hem boyun eğen için bu sonuç aynıdır; iki tarafa da kaybettirir.
İnsanın her boyun eğişi -bu neye ve kime karşı olursa olsun- bir irade kırılması olduğu için kişilik hak ve meziyetlerinden bir geri çekilişi yani düşüşü ifade eder. Jean Jacques Rousseau’nun “İnsanın özgürlüğünden vazgeçmek demek insan olma niteliğinden, insan haklarından hatta ödevlerinden vazgeçmesi demektir. Böyle bir vazgeçiş insan doğasıyla bağdaşmaz. Çünkü özgürlük elde edilebilir ama kaybedildi mi bir daha ele geçmez” derken vurguladığı gerçeklik de budur. İnsanlık tarihinde onurluca yer almayı başaranların seçkin sözleri de iradeli bir duruşu, mücadeleyi, direnişi salık verir. Boyun eğişi, köle, kul olmayı, iradesizliği ret eder. Amaca kilitlenmiş bu iradeli duruşa büyük anlam ve değer yüklenmiştir.
PKK de bir insanlık hareketi olarak hep bunu esas aldı ve bu ilkeyle halkın takdirini kazanarak kitleselleşti. PKK hak için direnişe çağırdı, ölüme de meydan okuyarak boyun eğmedi, dik durdu. Mazlum Doğanların, Kemal Pirlerin bu ilkesi, bugün bir halk hareketi, özgürlük hareketinin ilkesi olarak bize onurlu bir yaşamın kapılarını açıyor.
Bu hareketin neferleri olarak özgürlük savaşçıları ve gerillaların da en temel özelliği bu boyun eğişe karşı durmalarıdır. Her gerillanın dağa uzanan yolculuğunda bir isyan, sisteme, iktidara ve dayatılan tüm boyun eğmelere karşı koyuş var. Gerilla dağda sistemin, iktidarının dayattıklarının alternatifini arar ve bunu yaratma mücadelesinde yer alır. Bu, bir kimlik kazanma mücadelesi olarak da devam eder. Sınıflı toplumun hiçleştiren yönlerine karşı benliğini yeniden yaratır, insana dair tüm kavramlara yeni bir anlam yükler. İnsan olarak kendisine yüklediği anlam büyüdükçe, yoldaşına, halkına, toplumdaki her bireye verdiği anlam da büyür, gelişir.
Özgürlük neferlerinin bu anlam derinliği karşısında iktidarın her fırsatta hiçleştiren, acıtan, bölen, parçalayan diline tanık oluyoruz. Yaşamın her alanında gördüğümüz zulmün darbeleri, sadece fizikte değil ruhta da yaralar açılıyor. Daha önce özellikle de Gezi, Taksim, Kobanê serhildanları, kadın ve gençlik mücadelesi, işçi mücadelesi ve daha birçok alandaki hak direnişi ardından sıkça duyduğumuz bu sözler bugün seçim mitinglerinin alanlarında yine Türk Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan ve bu konuda da “yılmaz takipçicisi” olan Davutoğlu tarafından oldukça fazla tekrar ediliyor. Sözlü şiddetin, ayrıştıran dilin, hakaretin, tehdidin, inkarın her halini görüyoruz. Kürt inkarını da kapsayan sözler aleni tehdit düzeyinde. Artık iktidarın bir karakteri, stratejisi haline gelen bu yöntem özellikle hükümet yanlısı kesimce oldukça kanıksanmış. Nefret söylemleri, hakaret ve tehditler sokakta fiziki saldırılar olarak yansımasını buluyor. Polisi, yandaşı, bakanı, valisiyle tüm AKP yandaşlarının ortak olduğu bu şiddet alkış aldıkça, süreklileşti ve iktidarın bir kimliği, stratejisi haline geldi.
Şu açık ki Erdoğan ve AKP despotlaşma yolunda ilerliyor. AKP ve faşizminin uygulamaları ne yazık ki sokaklarla sınırlı değil. Yasalar da bu faşizme uyarlanıyor. İnsan iradesini kıran, sadece hakları değil, insan hayatını gaspeten boyutu da bu yasalar aracılığıyla yürütülüyor. Yasaları da insan iradesi ve yaşamına doğrultulmuş en acımasız bir silah niteliğinde. Geçtiğimiz aylarda kabul edilen İç Güvenlik Paketi bunun en bariz örneği. Tüm yasaları kendine göre uyarlayan AKP, değiştirmediklerini de fiilen uyguluyor.
Sokaktaki infazlar, polis şiddeti ve yine Başkanlık sistemi kabul edilmeden Erdoğan’ın bunu uygulamaya koyma çabası da bunun bir sonucu. Yolsuzluk operasyonunda olduğu gibi seçim sürecinde de tüm hukuk yasalarını hiçe sayan Erdoğan AKP’lisinden muhalefetine, sokaktaki sıradan vatandaşa kadar herkese boyun eğdirme çabasında. Söylemleri ve zihniyeti dışında tek bir farklılığa tahammül etmiyor. Hatta farklılıkları hakaret için bir gerekçe olarak görüyor.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen, bu hakaretlere, iradesizliğe, tahammülsüzlüğe karşı bir alternatif olarak HDP var. Farklılıklarla büyüyen HDP, bu hakaret dili yerine saygı ve sevgiyi, iradesizlik yerine hoşgörüyü, direniş ve mücadeleyi, şiddet yerine barış dilini esas alıyor, pratikte de uyguluyor. Hak gaspına karşı adalet mücadelesi veriyor. Tüm insanlığa boyun eğişi değil, özgürlüğü layık görüyor. Özgürlük herkese kazandırır. HDP gibi bir seçenek olduğu için çok şanslıyız. Özgürlük imkanını değerlendirmeliyiz.