-I-
Babek, kurduğu eşitlikçi, ortakçı toplumsal düzenle halkın umudunu yirmi yıl kadar canlı tutan doğunun devrimci bir yüzüdür.
9. Yüzyılın bu önemli ismi, dönemin egemen gücü Abbasileri doğal olarak çok kızdırıyordu. Mevcut baskı ve şiddete karşı “ya özgürlük ya ölüm” şiarı ile karşı çıkan Babek ve ardılları halk özgürlük eğiliminin komünal yaşam çizgisini arzuladılar. Babek’e ilk olarak kafayı takan halife Memun’dur. Girişimlerde bulunur ama başarılı olmaz. Gönderdiği valiler de sonuç vermez. Memun ölünce yerine Mutasım geçer. Yeni halife de çatışmaya girer. Yıllarca süren bu durum bir iç ihanet sonucu, Babek’in yakalanması ile son bulur. Mutasım, karşısına getirilen Babek’e “senin yaptığını kimse yapmadı, senin başına gelecek olan da kimsenin başına gelmeyecek” diyerek gözdağı verir. Ayrıca şunu da ekler: “Önümde diz çökersen seni affederim”…
Diz çökmek, teslim olmaktır. Özcesi kendine ihanet etmektir. Babek’ten istenen tam olarak budur. Babek diz çökerse ona inananların iradesi kolayca gasp edilecektir. Bu teklife hayır diyen Babek, tarihi bir cevap verir: “Ben ancak özgürlüğümün karşısında diz çökerim” bu duruma çok içerlenen halife ellerinin kesilmesini emreder. Bir elini keserler. Bir eli kesilen Babek, öteki elini kana batırıp yüzüne sürer, yüzünü kırmızı yapar. Bu harekete şaşırıp sebebini sorarlar. Babek “insanların yüzü bedenlerindeki kan nedeniyle kırmızı olur. Kan bedenden akıp gittiğinde yüz sararır. Bedenimden kan akıp gittiği zaman halk ‘yüzünün rengi korkudan sararmıştır’ demesin diye yüzü kana boyadım” der. Şok olan halife hemen diğer eli de kestirir.
Diz çökmeyince ayakları da kesmeye başlarlar. Yine diz çökmez. Japon korku sinemasından çok hoşlandığı belli olan Mutasım, cellattan kılıcı yüreğine saplamasını ister. Yine diz çökmez! Dili kesilir sonra vücudu dar ağacına, kopartılan başı da Bağdat’ta bir köprüye asılır.
Babek’in bize kalan son sözleri şöyle: “… Bütün zalim hükümdarlar gibi sen de yanılıyorsun! Ey zavallılar, siz hiçbir zaman özgürlük yangısının ne demek olduğunu anlayamayacaksınız. O dehşetli yangı ki, yüreği yakıp küle çeviriyor. Özgürlük, o ister tatlı olsun isterse acı; yalnız odur benim secdegâhım”…
-II-
Haiti devrimini duydunuz mu? Hani modern tarih yazımında yer almayan, felsefi iklimin mevsimi olamayan ve devrim tarihlerinde adı geçmeyen devrim.
Tarihin ilginç ironilerinden biridir! Haiti devrimi “aydınlanma” döneminin kalbinde patlamış, lakin karanlıktadır. Özellikle dönemin aydınları tarafından bilinçli olarak görülmemiştir. Çünkü bu devrimi siyahi köleler yaptı. 18. Yy.’da kölelerin özgürlük savaşı vermesi olacak iş midir? İnsanlığın sadece “beyaz” kısmının kabul gördüğü bir dönemde sen kalk ben de insanım de! Şaka mı bu?
„Zenciler başka bir türdür ve köle olmak kaderlerinde var” diyen ırkçı Voltaire, köle olmayı doğal karşılayan Diderot, siyahlarla beyazların eşit olduğuna inanmayan David Hume, siyahilere siyasi hak vermeyi, delinin eline kılıç vermekle eş tutan siyasetçiler mi görecekti böyle bir devrimi?
Haiti Devrimi, Fransız Devrimi’nden iki yıl sonra, 1791’de başlayıp 1804 yılına kadar sürdü. Saint – Dominique’yi sallayan bu 13 yıllık olaylar zincirinin başlatıcısı Toussaint Louverture idi. Bu devrim, Michel Rolph Trouillot’un değerli tespitiyle, “kölelerin hem kendileri hem atalarının maruz bırakıldığı acımasız kölelik ve sömürgeciliğe karşı başlattıkları, beyaz dünyanınsa unutturmak için elinden geleni yaptığı devrimdir.”
1790 yılında, isyanın patlak vermesine az bir zaman kala, köle plantasyonuna bakan görevli Le Barre, Fransa’daki kaygılı eşine sakinleştirme mahiyetinde bir mektup yollar: „Zencilerimizde hiçbir hareketlilik yok. Böyle bir şey akıllarında bile yok. Hepsi sakin ve son derece itaatkar. Herhangi bir isyan imkan dahilinde değil. Zenciler gayet itaatkar ve hep öyle kalacaklar. Geceleri kapı, pencere açık yatıyoruz. Özgürlük, zencilerin aklının alamayacağı bir rüya.”
Gönderilen bu mektup, büyük ihtimal daha yoldayken isyan patlak verir. Le Barre, şüphesiz, tarihin en büyük gaflarından birine imza atmıştır. Çünkü tarihin en büyük köle isyanı, en görkemli özgürlük eylemlerinden biri başladı. Özgürlüğün akıllarına gelmediği söylenen bu insanlar, meğerse yıllardır özgürlük aşkı ile yanıp tutuşuyorlarmış…
(Haftaya devam edeceğim…)