Öz yönetim ilanlarına Türk devletinin sokağa çıkma yasağı ilan etmesi, yine saldırarak evleri ve işyerlerini tahrip etmesi sonucu Kürt Özgürlük Hareketi karşıtı bazı çevreler ve devletin psikolojik savaş merkezleri "orta sınıf PKK'ye tavır aldı, esnaf PKK'ye tepkili” gibi değerlendirmeler yapmakta, basında bu yönlü haberler çıkmaktadır. Devletin kirli savaşı ve psikolojik savaş organları şimdi de halk ve toplum üzerinde böyle bir oyun oynamaya çalışmaktadırlar. 

Kuşkusuz dünyanın her yerinde bir halk özgürlük ve demokrasi mücadelesi verdiğinde egemen devlet ve güçlerin saldırısına uğramaktadır. Özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren toplumun tüm kesimleri bedel ödemektedirler. Eğer bu devlet Türk devleti ya da başka Kürt karşıtı sömürgeci güçler ise daha acımasız olmaktadırlar. Türk devletinin Kürt’ü inkar ve imha edip Kürtleştirmek için her yol ve yöntemi denediği bilinmektedir. Bugün de bu politikalarından ve bu yönlü ısrarından vazgeçmiş değildir. Bu nedenle Kürtler Türkiye sınırları içinde demokratikleşme temelinde demokratik öz yönetime kavuşmak istemelerine rağmen bunu bile kabul etmemektedirler. Türkiye'nin demokratikleşmesi temelinde bile olsa Kürtlerin öz yönetimini tanımak istememektedirler.

Kürtler öz yönetim istedi diye haftalarca sokağa çıkma yasağı ilan etme ve ağır silahlarla saldırma bu zihniyetten kaynaklanmaktadır. Doğal olarak sokağa çıkma yasaklarında esnaf alışveriş yapamıyor ya da devletin saldırılarında işyerleri zarar görüyor. Tabii ki sadece esnafın değil, halkın evi barkı da zarar görüyor. Bundan öte insanlar katlediliyor yani cana zarar geliyor. ''Cana değil de mala gelsin'' derler. Bugün sadece mala değil, kadın-çocuk ayırımı yapmadan acımasızca cana kıyan bir saldırı yürütülmektedir. 

Kürt halkı onlarca yıldır, özellikle 12 Eylül 1980’den beri bu devletin sınır tanımayan saldırıları karşısında ağır bedeller ödemektedir. Bu bedeli Kürdistan toplumunun tümü ödemiştir. Kuşkusuz Kürtler yoksul bir halk olduğundan en fazla da yoksullar bedel ödemektedir. Ancak esnaf da, orta sınıf olarak tanımlanan kesimler de ağır bedeller ödemiştir. Hatta Kürtlerin üst sınıflarından da bedel ödeyenler olmuştur. Çünkü Kürdistan özgürlük ve demokrasi mücadelesi bedel ödenmeden kazanılamaz. Bedel ödemekten kaçınmak, kültürel soykırımcı sömürgeci egemenliğe razı olmak anlamına gelir. Hangi sosyal tabakadan olursa olsunlar Kürtler bunu kabul etmeyeceklerine göre, özgür ve demokratik yaşam için mücadele içine girenler devletin saldırısı karşısında bedeller ödeyecektir. 


Demokratik özerklik

 tüm Kürtlerin talebidir

Herkes de bilmektedir ki Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi büyük bir sabırla Kürt sorununun demokratik siyasal yollardan çözümü için büyük çaba göstermiştir. Ama görüşmeler sonucu ortaya çıkan mutabakatı da, masayı da AKP hükümeti tekmelemiştir. Bunu tartışmak ve farklı göstermek abesle iştigaldir. Savaş kararını alan ve saldıran Türk devletidir. Kendisini savunan Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkıdır. Öz yönetim hamlesi ise Kürt sorununun çözümsüzlüğüne karşı halkın kendi çözümünü ortaya koymasıdır. Bu da Kürtlerin en doğal hakkıdır. 

Orta sınıf rahatsız oluyor, esnaf tepkili değerlendirmeleri bir psikolojik savaş harekatıdır. Tabii ki esnaf sokağa çıkma yasaklarına da, devletin saldırılarına da karşıdır. Bu sokağa çıkma yasağını ve halka yönelik saldırıları halkı sindirmek isteyen Türk devleti yapmaktadır. Kürt esnafının da Türk devletinin bu politikalarına karşı tepkili olduğu açıktır. Türk devletinin çözümsüz politikalarının halkın bu tutumunu ortaya çıkardığını bildiğinden Türk devletinin çözümsüz politikalarına tepki gösterecektir. Dolayısıyla dükkanı ve işyeri olan Kürt’ü diğer Kürtlerden ayırmak bir psikolojik savaştır, bir tuzaktır. Kürdistan'da özgür ve demokratik yaşam bir kısım işbirlikçi dışında Kürt toplumunun talebidir. Demokratik özerklik sadece yoksul Kürt halkının değil, tüm Kürtlerin talebidir. Kürt esnafının da, orta sınıfın da talebidir. Esnafın ve orta sınıfın bugünkü merkeziyetçi otoriter ulus-devletçi Türk egemenliğini savunduğunu hiç kimse söyleyemez. Kürt orta sınıfı da en az yoksul Kürt halkı kadar demokratik özerklik istemektedir. 


Devrimin tarzı, direnip 

başarmanın tarzıdır 

Kürdistan'da bedel ödemeden özgür ve demokratik yaşam kazanılamaz. Bedel ödemek istemeyenler özgür ve demokratik yaşam isteğinden vazgeçmiş olanlardır. Kendisini kültürel soykırım döşeğine yatırmış olanlardır. Kürdistan'da zor koşullarda ve bedel göze alarak mücadele yürütülmeden hiçbir kazanım elde edilemez. Kürdistan devriminin tarzı, zor koşullarda direnip başarmanın tarzıdır. Kürdistan'da zor koşullarda direnilerek ve bedel ödenerek kazanımlar elde edilebilir. Kürdistan devriminin bu tarzı Diyarbakır 5 nolu zindanında ortaya konulmuştur. En zor koşullarda direnilecek ve başarı kazanılacaktır. 

Önder Apo savaşan halk gerçekliğinden söz etti. En zor savaş koşullarına katlanacak bir halk gerçeğine ulaşmak gerekir; bunun eğitimi olmalı, bunun zihniyetine kavuşulmalıdır demiştir. Önder Apo bunu bir emir olarak söylemiştir. Kobanê’de 200 bin insanın şehri terk etmesini şiddetle eleştirmiştir. Bu konuda tedbirlerini almadığı için en fazla da Kürt Özgürlük Hareketi'ni ağır biçimde eleştirmiştir. Özellikle halkın Türkiye'ye gidişine çok öfkelenmiştir. Hem IŞİD’e karşı savaş verilecek, hem de IŞİD’in ortağı Türk devletinin kucağına düşülecek! Önder Apo bunu kabul etmemiştir. Önder Apo, Ortadoğu'da ve Ortadoğu'daki Kürt gerçekliğinde savaşan halk gerçekliğine ulaşmadan, yani her türlü zorluğa katlanan bir halk gerçekliğine kavuşmadan Kürtlerin özgür ve demokratik yaşama kavuşamayacağını vurgulamıştır. Nitekim yaşanan pratik budur. Çünkü Türk devleti başta olmak üzere bölgede Kürtlerin varlığı ve özgürlüğü hala kabul edilmemektedir. 


Tüm halk bedel veriyor

Türkiye'nin Rojava’da Kürtler kazanım elde etmesin diye tüm dünyayı karşısına alma pahasına IŞİD’le ittifak kurup Rojava Devrimi'ne saldırttığı bilinmektedir. Öyle ki, Kobanê büyük bir direnişle kurtarıldıktan sonra 7 Haziran seçim sonrası IŞİD Kobanê’ye üç koldan saldırmış, Kobanê içinde evleri tek tek basarak kadın, çocuk, yaşlı, genç ve şu bu toplumsal kesim demeden üç yüz civarında Kürt’ü infaz etmiştir. Kobanê ve Rojava Devrimi çok ağır bedeller ödeyerek bugünkü konumunu kazanmıştır. Hala da bedel ödemektedir. Çünkü bu bedeli ödemeden özgür ve demokratik yaşama kavuşmak mümkün değildir. Kuşkusuz saldırılar karşısında tedbir alınmalıdır. Ancak tedbir almak başka, direnmemek başkadır. Tedbire rağmen yine de bedeller ödemek kaçınılmaz olmaktadır. 

Kuşkusuz orta sınıf yoksullara göre bedel ödemeyi daha az göze alabilir. Ancak bu orta sınıfın bedel ödemeyeceği, ödemediği anlamına gelmez. Bu açıdan Kürdistan'da esnaf da, orta sınıf da özgür ve demokratik yaşam için bedel ödemekten kaçınmaz. Halk öz yönetim ilan etti, direnişe geçti, devlet de bunu gerekçe göstererek saldırdı diye devletin politikalarının parçası haline gelerek halkını bırakmaz. Çünkü 12 Eylül’den bu yana sadece yoksullar değil, esnaf ve hali vakti yerinde olan orta sınıf da ağır bedeller ödemiştir. Bugünkü mücadele içinde onların da tuzu vardır. Zaten ulusal demokratik devrimlerin karakterinde bu vardır. Kürdistan'da küçük burjuva ve orta sınıf denilen kesimler bu mücadele içinde az bedel ödememişlerdir. Bu nedenle devlet saldırdı diye kendisinin emeğinin de içinde olduğu Kürt halkının Özgürlük Hareketi'ne karşı çıkması söz konusu olamaz. O zaman intihar etmiş olur. Bu mücadele içinde şehit düşmüş olanların ve bu toplumsal kesimden emek vermişlerin tepkisiyle karşılaşır. 

Orta sınıf tepkili, esnaf tepkili söylemi kesinlikle devletin psikolojik savaşının yaydığı bir propagandadır. Belki çok az bir kesimde böyle şeyler olabilir ama genel olarak böyle bir durum yoktur. Kürt halkı bazı işbirlikçiler dışında Kürt Özgürlük Mücadelesi'nin içindedir. Özellikle 1990’lı yıllarda faili meçhul cinayetlerle şehit düşenler içinde bu toplumsal sınıftan insanlar vardır. Yine binlercesi zindanlara düşmüştür. Bugün demokratik siyaset içinde de çeşitli kademelerde yer almaktadırlar. Bu açıdan Kürt toplumu içinde yoksul ve geçimini asgari düzeyde gideren kesimler yanında farklı toplumsal kesimler de bu mücadele içinde yer almaktadırlar. Çünkü Kürt halkının mücadelesi bir varlık yokluk ve onur savaşıdır. Bu savaş içinde bir avuç işbirlikçi dışında herkes yer almaktadır. 


Özel savaş yöntemleri tutmayacak  

Kuşkusuz demokratik siyasal yollardan çözüm olmayınca mücadele sertleşmiştir. Bunu yaratan Türk sömürgeciliğinin katılığıdır. Yoksa Kürt Özgürlük Hareketi en makul yaklaşımı göstermiştir. Buna herkes şahittir. Sorunun çözümsüzlüğü ve bunun yarattığı sonuçlar Türk devletinin zihniyet ve politikalarından ileri gelmektedir. Bu açıdan bugün ödenen bedeller kaçınılmaz hale gelmiş bedellerdir. Çözümsüzlüğü ortadan kaldırma bedelleridir. Halk bedel ödüyorsa orta sınıf olarak tanımlanan kesimler de ödeyecektir. Çünkü Kürt gerçekliğinde bedel ödemeden bir çözüm bulunamıyor. Her gün kadınlar, çocuklar, gençler ve yaşlılar öldürülürken bazı kişi ve çevrelerin "biraz malım gitti, kârım azaldı” demesi çok anlamlı değildir. Esnaf ya da orta sınıf barış ve istikrar olsun derken çözüm ekseninde bir barış ve istikrarın olmasını istemektedir. Kürtlerin haklarının yok sayıldığı bir barış ve istikrarı esnaf da, orta sınıf da gerçek bir barış ve istikrar olarak görmez. Bu açıdan bu kadar ağır bir saldırı varken Kürt esnafının sadece kendisini düşündüğünü söylemek, Kürt esnafına da haksızlık yapmak olur. Çünkü özgür ve demokratik yaşam olacaksa birlikte olunacaktır; bedel ödenecekse birlikte ödenecektir. 

Devlet ve hükümet Kürt sorununda hassasiyeti olmayan ya da zayıf olan bazı çevreleri bu yönlü kışkırtabilir. Kendi saldırılarının sonuçlarını Kürt Özgürlük Hareketi'ne yükleyebilir. Ancak Kürt halkının tüm toplumsal tabakaları çok bilinçlidir. Türk devletinin özel savaşına karşı şerbetlidir. Bu nedenle bu özel savaş yöntemleri tutmayacaktır. 

Kuşkusuz özgür ve demokratik yaşam için Önder Apo'nun dediği gibi savaşan halk gerçeğine ulaşmaktan başka bir yol yoktur. Her toplumsal kesimin bu mücadelenin yükünü taşıması gerekmektedir. Başka türlü özgür ve demokratik yaşama kavuşulamaz. Herkes özgür ve demokratik yaşama bedel ödemeden kavuşmak ister. Ama niyetlerimizle olacak bir durum değildir. Hele Türk devleti gerçekliği düşünüldüğünde niyetlerimizin hiçbir anlamı kalmamaktadır. 


Dayanışma en onurlu yaşamdır 

Devletin saldırıları karşısında tabii ki yeri yurdu bırakmamak lazımdır. Direnişi toplumsal yürütmek gerekmektedir. Sadece gençlerin ve militanların direnişiyle sonuç alınamaz. Bu açıdan öz yönetim alanlarını halk da, esnaf da terk etmemelidir. Direnişi toplu yapmak, bedeli ortak ödemek gerekir. Devletin propagandalarıyla ilk önce bazı zafiyetler yaşanmıştır. Saldırıların ağırlığı nedeniyle Sur’da halkın yarısı göç etmiştir. Bu da yeterli hazırlık yapılamamasının sonucudur. Bundan sonra tedbir alarak göçe meydan vermeden direnişi yerinde sürdürmek gerekir. Bu anlayışı esas almak önemlidir. Halkımızın bu bilinçle davranması önemlidir. 

Ancak geçen süreçte şu veya bu nedenle göç edenleri Türk devletinin özel savaşının eline bırakmamak lazım. Duygusal tepkiler içine girmemek lazım. Bu halka sahip çıkmak lazım. Göç edenlerin de kendilerini Türk devletinin özel savaşının insafına bırakmaması gerekir. Dayanışma içinde, devlete muhtaç kalmadan sorunlarını çözmeleri gerekir. Ne göç eden halk ne de direnen halk duygusal ve tepkisel yaklaşmalıdır. Doğru ve gerçekçi yaklaşım önemlidir. Tabii ki halk direniş alanlarında kalmalıdır. Önder Apo'nun dediği gibi toprak yiyip yerinde kalmak önemlidir. Böylesi tarihi günlerden geçiyoruz. Kaldı ki dayanışma içinde her türlü direniş gösterilebilir. Zorluklara katlanmak önemlidir. Ancak çok hasta olup kalamayanlar halkın bulunduğu başka yerlere gönderilebilirler. Bu tür durumlarda öz yönetim alanlarındaki halk meclisleri karar verebilir. Önemli olan, halkın direniş alanlarını boşaltmamasıdır. Yoksa bazı özel durumları meclisler değerlendirip karara varabilirler. 

Cizre’de, Silopi’de, Nusaybin’de, Kerboran’da ve Sur’da kadın, çocuk, yaşlı, genç kahramanca direnmektedir. Halk "Ölsek de burada öleceğiz” demektedir. Özellikle yaşlı analarımız başta olmak üzere yaşlılarımızın duruşu bir abide olarak tarihe geçmişlerdir. Bu direniş kutsaldır ve daha şimdiden tarihe geçmiştir. Örnek direniş, yaşlılarımızın büyük bir iradeyle öz yönetim alanlarına sahip çıkarak yürüttüğü direniştir. Buralardaki direniş tarzı, Diyarbakır zindanında 14 Temmuz direnişçilerinin yarattığı Kürdistan devriminin direniş tarzıdır. Bu direniş içinde her toplumsal kesimden, her yaştan insan vardır. Direniş sadece gençlerin direnişi olmaktan çıkmış, tüm toplumun direnişi haline gelmiştir. Zaten bu nedenle YDG-H’nin de içinde yer alacağı YPS (Sivil Savunma Birlikleri) kurulmuştur. 

Kürt halkı Türk devletinin özel savaşına karşı duyarlı olmalıdır. Halkın mücadelesini parçalama politikalarını boşa çıkarmalıdır. Türk devletinin parasına, puluna Kürt halkının hiçbir bireyinin ve kesiminin ihtiyacı yoktur. Dayanışma içinde onurlu yaşam en onurlu yaşamdır. Kürt halkını esnaf, orta sınıf diyerek parçalama yaklaşımlarına da fırsat verilmemelidir. İşbirlikçi bazı kesimler dışında toplum bütündür. Özgürlük ve demokrasi mücadelesi tüm toplumun mücadelesidir.