Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın önerdiği dört konferanstan biri olan ve Kuzey Kürdistan'da temel talepler etrafında birliği sağlayıp ortak yol haritası ve etkili bir mekanizmayı hedefleyen Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı, yapıldı.

Amed'deki Liluz Otel'de hafta sonu yapılan konferansa, çağrıcı yapıların yanı sıra inanç grupları, siyasi partiler, bölge baro başkanları, kanaat önderleri, aydın ve sanatçılar katıldı. Konferans, "Ey Raqîp" marşı ve saygı duruşuyla başladı. Açılış konuşmasını yapan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, "Bugün burada halkımızın geleceğine ilişkin konuşuyor, tartışmalar yürütebiliyorsak şehitlerin sayesindedir. Seyid Rıza'dan, Qazi Muhammed'e, Mazlum Doğan'dan Sakine Cansız'a... Tüm Kürdistan şehitleri önünde saygı ile eğiliyorum. Umut ediyorum ki; 21. yy Kürdistan halklarının yüzyılı olacak" dedi. DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk ise, Kürt halkının önemli bir süreçten geçtiğine dikkat çekerek, "Kürt halkı bu konferansla birlikte çalışmalarını ortaklaştıracak bir komisyon oluşturmalıdır. Bu komisyon Sayın Öcalan, Kandil ve devletle görüşmeler yapabilmeli. Bu komisyonda tüm kurum temsilcileri ve siyasetçiler yer almalıdır. Bu komisyonla birlikte uluslararası çalışmalar yapılmalı" diye konuştu.
Çağrıcılardan KADEP Genel Başkanı Lütfi Baksi, Kürt sorununun ortaya çıkışının en büyük nedeninin Ortadoğu'nun modernizasyon sürecinde Kürtlerin devletleşememesi olduğunu belirtti.
ÖSP Genel Başkanı Sinan Çiftyürek ise "Kürtler hiç bir zaman demokratik çözümü reddetmemişlerdir; ancak çözüm paketi denilen şeyde ne var? İçeriği ne? Daha fazla karakol yaparak, bu sorunu çözemezsiniz"  dedi.
Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH) adına konuşma yapan Hidayet Kudat da yasal ve anayasal değişimlerin yapılması yerine karakol, baraj, cezaevi ve koruculaştırma çalışmalarının yürütüldüğüne dikkat çekerek, "Konferansla birlikte çözüm sürecinin ilerleyeceğine inanıyoruz"  dedi.
DDKD Genel Başkanı İmam Taşçıer, çözümün gerçek anlamda demokratik bir sürecin başlatılmasıyla mümkün kılınabileceğini belirterek, görüşmelerin Öcalan ile İmralı'da tutukluluk koşullarında sürdürülmesinin doğru olmadığını ifade etti. Taşçıer, şunları ifade etti: "Şimdiye kadar yapılan görüşmeler şahitsiz, gözlemcisiz ve protokolsüz görüşmelerdir. Kürtler açısından son derece risklidir. Tarafların görüşmeleri ve içeriklerini inkar etme ihtimali hep olacaktır."

Demirtaş: Artık statüyü tartışıyoruz

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, konferansın tarihi bir süreçte toplandığını belirterek, "Kürdistan'da baskıcı güçlere karşı yürütülen mücadeleyle önemli kazanımlar elde edilmiş ve önemli fırsatlar yakalanmıştır. Sayın Öcalan şahsında Kürt halkı ve Türkiye devleti arasında müzakerelerin başladığı bir dönemde konferans toplandı. Kuzey Kürdistan'da yürütülen görkemli direnişler sayesinde inkarın bittiği ve halkımızın statüsünün tartışıldığı bir döneme geçtik. Kürdistan'daki halkların hakları ilk defa burada tartışılmıyor. Ancak çözümün bu kadar yoğun bir şekilde tartışıldığı, Kürt halkının birlik halinde vereceği mesaj bu konferansın maneviyatının güçlülüğünden kaynaklanmaktadır" dedi. Kürdistan halkları olarak tüm dünyaya doğuştan gelen temel haklarının neler olduğunu, nasıl formüle edileceğini ve nasıl hayata geçirileceğini konuşacaklarını ve mevcut süreçte hükümetin atması gereken adımlarla, konferans bileşenlerine düşen görevleri tartışarak, Kürt halkına verilecek mesajlar anlamında önemli olacağını vurgulayan Demirtaş, "Devlete çağrılar yapacağız. Demokratik siyasetin kanallarını açmak hükümetin sorumluluğundadır" şeklinde konuştu.
Silahların sustuğu ve HPG'lilerin çekilmeye başladığı mevcut süreçte demokratik siyasal kanalların en küçüğünün bile kapalı olmasına tahammül edemeyeceklerini vurgulayan Demirtaş, hükümete tarihi bir sorumluluk düştüğünün altını çizdi. Demirtaş, hükümetin demokratik anayasayı Türkiye toplumuna kazandırmak için üzerine düşeni yapması gerektiğini ifade etti. Kürt halkının statüsü, kimliği, kültürüyle kendini yaşatması ve kabulüne doğru bir anayasanın tartışılmaya başlanması gerektiğine dikkat çeken Demirtaş, "Bizler bu talepler etrafında ortak bir mücadele ruhu, perspektif oluşturabilirsek, tüm dünya ezilenlerin meşru taleplerini görmezden gelemeyecek bir pozisyondadır" dedi.

'Talepleri somutlaştıracağız'

Kürt halkının yaşadığı en büyük eksikliğin ittifak oluşturamaması olduğuna dikkat çeken Demirtaş, müzakere sürecinin asli unsurları olarak toplandıklarını ve herkesin, bu konferans bileşenin Kürt tarafı olduğunu bilmesi gerektiğini söyledi. Konferansla birlikte müzakerenin gidişatını ve talepleri somutlaştıracaklarını kaydeden Demirtaş, "Konferans bu sorumluluk duygusuyla çalışmalarını yürütürse çözüm sürecinde görevini layıkıyla yerine getirmiş olacak. Bizim görevlerimiz var. Bütün Kürdistanlılar bu sorunları çözecek potansiyele sahiptir. Konferansın devamlılığı tarihi görevini layıkıyla yapması, sonuna kadar çalışmalarını sürdürmesi çok önemlidir. Kürdistan halkının ortak iradesini temsil eden bir çalışmadır. Yapacağımız her çalışma bu ortaklık ruhuna güç katmalı dilimizle, uslup ve siyaset tarzımız bundan sonraki çalışmalarımızda konferansın ruhuna katkı sunmaya devam edeceğiz" şeklinde konuştu.

İki ayrı oturum
"Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı" yapılan konuşmaların ardından basına kapalı olarak devam etti. Konferansın öğleden sonraki bölümünde, "Kuzey Kürdistan'da Statü ve Anayasal Çözüm" başlığı altında iki ayrı oturum halinde tartışmalar yürütüldü.
Konferansın ikinci günü ise "Kuzey Kürdistan'da toplumsal sorunlar ve çözüm arayışları" konulu oturumla başladı. "Kuzey Kürdistan'da ulusal birlik ve ortak tutum" konulu oturum ile devam eden konferansta, son olarak kararlar ve sonuçlar tartışıldı.

Öcalan’ın mesajı


Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın konferansa gönderdiği mesajın tamamı şöyle:

“Değerli dostlar, saygıdeğer delegeler
Kuzey Kürdistan Çözüm ve Birlik Konferansı’na katkı sunan, katılım gösteren her birinizi en içten duygularımla selamlarım.
Bütün Ortadoğu coğrafyasının yangın yerine çevrildiği, içinde bulunulan yüzyılda halklarımızın kaderinin yeniden belirleneceği tarihi bir aralıkta toplamış olduğunuz konferans, hiç şüphe yok ki bu sürecin en saygın çalışmalarından olacaktır.
Geçen yüzyılda egemen güçler tarafından parçalanarak sömürge statüsüne bile layık görülmeyen ana vatanımız Kürdistan’ın, hakeza Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasının kaderi de bu dönemde yeniden belirlenecektir.
Mirasını devraldığımız köklü Mezopotamya uygarlıklarının tarihsel birikimlerini referans alarak ortak bir gelecek yaratma adına sürdürdüğümüz mücadelenin önemli bir aşamasına gelmiş bulunuyoruz.
Kendi anavatanımızda bizi yeryüzünden silmek, yok saymak, köleleştirmek, onursuzlaştırarak teslim almak adına yapılan bütün baskıları, katliamları, zulüm politikalarını yerle bir eden amansız bir mücadele sonucunda bu noktaya gelmiş bulunuyoruz.
Artık hiç bir güç kimliğimizi, dilimizi, kültürümüzü inkar etme kudretini kendinde göremeyecektir. Yakın tarihimiz, düşürülmüş bir halkın kendi öz gücüyle yeniden ayağa kalkışının görkemli direnişine tanıklık etmiştir. Bu direniş, arkasında on binlerce şehit bırakarak, her türlü bedeli ödemiş milyonlarca kişi bırakarak bu aşamaya gelmiştir. Bu vesileyle ben bir kez daha bütün şehitlerimizi minnetle anıyorum. Bedellerin en ağırını ödeyen bütün halkımıza şükranlarımı sunuyorum.
Bugüne değin yürüttüğümüz varlık-yokluk mücadelesi, var olma neticesiyle dönemsel zaferini tamamlamıştır. Ancak sizlerin de takdiridir ki bundan sonraki aşamalarda bu varlık durumunu nasıl koruyacağımız, geliştireceğimiz ve güvence altına alacağımız meselesi de en azından var olmak kadar önemli bir mevzudur.
İşte tam da bu nokta da Konferansınızın tarihi rolü bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Tekçi ulus devletlerin ve kapitalist modernitenin toplumu içine düşürdüğü cendereden çıkışın da bir fırsatı olarak düşündüğümüz bu mücadeleyi, şimdi gerçek özgürlüklerle taçlandırmanın zamanının geldiği inancındayım. Coğrafya- mızın çok uluslu, çok kültürlü, çok inançlı ve çok dilli gerçekliği karşısında tekçiliği dayatan hiçbir formülün barış ve huzur getirmeyeceğini anlamak kahin olmayı gerektirmez. Anadolu ve Kürdistan coğrafyası ile bütün Mezopotamya coğrafyasının her bir halkı, her bir inancı ve her bir kültürü,eşitlik hukuku çerçevesinde bir arada yaşayacak kadar değerli ve onurludur elbette. Toplumu oluşturan bu farklı öğelerin bir tekini bile dışarıda bırakan, yok sayan, ortadan kaldırmayı hedefleyen hiçbir sistemin başarı şansı olmadığı gibi ahlaki olarak savunulabilecek tarafı da olamaz. Coğrafyamızın onlarca değerinden olan Kürt, Türk, Ermeni, Süryani, Arap, Fars, Türkmen ve daha bir çok halk, Müslüman, Hıristiyan, Musevi, Yahudi, Alevi, Yezidi ve daha bir çok inanç bir biriyle ast-üst ilişkisi kurmadan, gerçek bir kardeşlik ve eşitlik hukuku içerisinde bir arada yaşayabilirler.
Yüz yıllardır bize dayatılan kapitalist ulus devletçilik ve onun yarattığıkapitalist kültür nedeniyle kan gölüne dönen coğrafyamızda öz gücümüze dayanarak yeni bir halklar ittifakı kurmak her zamankinden daha mümkündür.
Gerçekte Arap Baharı olarak ifade edilen isyanlar zincirinin de ortaya çıkardığı en önemli gerçek budur. Dışarıdan dayatmalarla bizlere zorla giydirilen bu deli gömleğini parçalayarak çıkarma istediğinden başka bir şey değildir Arap Baharı.
Saygıdeğer dostlar
Şimdi yeni bir geleceği doğru bir hukukla, öz güce dayalı olarak, geçmişin hatalarından da derseler çıkararak inşa etme göreviyle karşı karşıyayız. Ben, içinde bulunduğum ağır İmralı koşullarına rağmen tarihin bana yüklediği sorumluluklarımı samimiyetle yerine getirme gayreti içerisindeyim. Karşımızdaki burjuva zorbalığının bize dayatmasıyla elimize almak durumunda kaldığımız silahı devre dışı bırakarak, demokratik siyasi mücadele ile yolumuza devam etme iradesinin ilk aşamasını tamamlamış bulunuyoruz. Bundan sonraki aşamada görev ve sorumluluk daha çok da Konferans bileşenlerinindir. Elbette devletin ve hükümetin de bu süreçte son derece ciddi görevleri vardır. Demokratik siyasetin bütün kanallarını açmak, siyaset üzerindeki her türlü açık ve gizli baskıyı sonlandırmak, yasal ve anayasal güvenceler ile bunu teminat altına almak gibi sorumlulukları vardır. Sürecin sağlıklı ilerleyebilmesinin başka da yolu yoktur. Ancak yine de temel görev ve sorumluluk öz gücümüz yani halkımızındır. Öz gücümüze dayanmadan yapacağımız hiçbir hamlenin kalıcılığı da güvenilirliği de olamaz, tarih bu yalın gerçeği binlerce defa bizlere ispatlamıştır.
Benim içinde bulunduğum İmralı koşulları nedeniyle tek başıma bir müzakereyi yürütmem hem imkansızdır hem de doğru değildir. Ben, bana yüklenen Önderlik misyonum gereğince müzakere sürecinin yolunu açıyorum, bu yolda yürümesi ve sürecin içini doldurması gerekenler de sizlersiniz. Devlet de barışçıl  çözüm için samimi ve ciddi ise benim sizlerle, dış dünyayla, diğer arkadaşlarımla ve halkla ilişkilerimi sağlamak zorundadır.
Bu temelde; geniş katılımla toplanan Konferansınız, müzakere sürecinin en temel siyasi mekanizması olmak durumundadır. Kürdistan halklarının bundan sonra hangi hukuk içerisinde bir arada yaşayacağı, dilini, kültürünü nasıl koruyup geliştireceği, Türkiye Cumhuriyeti devleti ile ve diğer devletlerle hangi hukuk çerçevesinde varlığını sürdüreceği meseleleri eminim ki konferansınızın temel görevlerinden olacaktır. Sizlerin alacağı kararlar ve varacağı sonuçlar bizim yürüttüğümüz müzakere sürecine de yol gösterecektir. Bir halk adına benim tek başıma kararlar almam demokratik olmayacağı gibi gerçekçi de olmaz. Bu nedenle, sizlerin yapacakları çalışmalar neticesinde alacağınız ortak kararlar, her birimizin arkasında duracağı gelecek perspektifi olacaktır.
Yine eminim ki Konferansınız yıllardır en ağır baskılar altında sefalet durumuna düşürülmüş halkımızın ekonomik, sosyal, kültürel açılardan geliştirilmesi için alınması gereken tedbirler konusunda da gerekli hassasiyeti gösterecektir. Eğitim, sağlık, kültür, savunma, ekonomi, diplomasi vb. hususlarda halkın devletle ve halkın kendi arasında uygulayacağı hukukun belirlenmesinde Konferansınız ön açıcı olacaktır. Bu çerçevede yine sizlerin tartışarak alacağı kararlar neticesinde Konferansınızın bu sürecin sonuna kadar kesintisiz çalışmasını sürdürmesinde fayda olduğu inancındayım.

Saygıdeğer arkadaşlar  
Bireyler de, kurumlar da tarih karşısında daima geçicidir. Bu tarihi dönemde aslolan halklarımızın özgür, onurlu, eşit ve birlikte yaşamını güvence altına alacak ortak ruhu yakalamaktır. Ulusal demokratik birlik çerçevesinde bir arada yürüteceğimiz mücadele, bizlerin en büyük güvencesi ve garantisidir. Bu birliğe katkı sunan bütün çevreleri yürekten kutluyor, birlik ruhunun dışında kalmayı tercih eden çevreleri de bu ilkeler çerçevesinde bir kez daha bu ortak mücadeleye davet ediyorum.
Her dönem de olduğu gibi siyasal mücadelemizin bu döneminde de fedakarlığın en büyüğünü gençliğin üstleneceğinden kuşkum yoktur. Genç arkadaşlarımın her açıdan kendini donanımlı hale getirerek bütün saldırılara karşı hazırlıklı olacağından kuşkum yoktur.
Hakeza Kürdistan demokratik devriminin en büyük kazanımı olan kadın özgürlüğü konusunda Konferansınızın önemli tutum belirlemesi gerektiği inancındayım. Kadının toplum içindeki yerini ve öncü misyonunu doğru bir temelde tanımlamayan hiçbir hareketin gerçek anlamda özgürlüğü savunduğu iddia olunamaz. Kürdistan kadınının bu rolüne biçtiğim yüce değerin gereği olarak ve kadınlara verdiğim söze sadık kalarak bir kez daha diyorum ki kadın özgür olmadan toplum asla özgür olamaz.
Bu duygularla sizleri bir kez daha selamlıyor, Konferansınızın başarılı olması temennisiyle her birinize ayrı ayrı saygılarımı sunuyorum.
Abdullah Öcalan İmralı Kapalı Cezaevi”

DTK: Kürdistani cephe


DTK adına sunum yapan Eşbaşkan Aysel Tuğluk sunum yaptı. Sunumda Tuğluk, "Konferansımız, çözüm sürecinden beklentilerini, ulusal haklarımızın hangi koşullarda güvence altında olabileceğini ve anayasal taleplerini tartışarak bir yol haritasını ortaya çıkarmalıdır. Dil, kültür, ekonomi, siyaset, örgütlenme önündeki engeller; bu engellerin nasıl aşılabileceği, hangi formülasyonlarla anayasada yer edinebileceği net olarak tanımlanmak durumundadır" dedi.
Sürecin ilerleyebilmesi ve kalıcı barışa dönüşebilmesi için konferansın rolünü tanımlayarak sürece müdahil olabilmes igerektiğini belirten Tuğluk, "Bulunduğumuz yerin tanımı Kürdistani cephedir" diyerek hem hem devletten hem de PKK'den talep ve beklentileri olacağını kaydetti.
Ortadoğu mezhepler temelinde kutuplaşma ve çatışmalara boğulmuşken Kürt halkının üçüncü bir güç merkezi ve üçüncü bir çizginin oluşmasını sağladığını anımsatan Tuğluk, "Ne bölge devletleri ve onların kışkırttığı mezhep kutuplaşmalarında ne de küresel güçlerin dayatıcılığında halkların çıkarı ve geleceği bulunamaz" dedi.
Türk devletinin en azından müzakere masasında ve çatışmalı sürecin durması yönünde bir irade göstermiş olmasının önemine işaret eden Tuğluk, "Fakat sürecin hızla çözüme evrilmemesi bağrında birçok riski de taşımaktadır" diye konuştu.
Bundan sonra Kürdistan adına ortak bir görüşle, ittifak sağlayarak demokratik mücadeleyi geliştirmenin sorumluluğunu hep birlikte üstlenmenin zamanının geldiğini vurgulayan Tuğluk,  "Zaman Kürdistani tüm güçlerin birlik zamanıdır. Zamanın ruhuna uygun hareket ederek bunu başarmalıyız. Tarihin, halklarımızın ve tüm Kürdistan şehitlerinin ertelenemez emri budur" dedi.
Demokratik Türkiye, Özgür Kürdistan hedefini sağlamak için gerekli olan demokratik, ulusal irade ve örgütlülüğe sahip olunduğuna inandığını vurgulayan Tuğluk, "Konferansımız süreklilik kazanabilir. Sürekliliği sağlamadan çözümün dayatıcısı olamayız; rolümüzü tanımlarken birliğin, barışın, demokrasinin ve çözümün tarafı ve güvencesi olduğumuzu özenle vurgulamamız gerektiğine inanıyoruz" diyerek sunumun tamamladı.

Sadece Kürtler değil

Süryani ve Arap halkları adına yapılan sunumlarda, Kürt hareketi ile ortak mücadele ve dayanışma mesajları verildi.
Süryaniler adına konuşan Yuhanna Aktaş, sunumuna katılımcıları Süryanice selamlayarak başladı. Kürt özgürlük mücadelesinin kendini geliştirip derinleştirerek halklara mal etmiş olduğunun altını çizen Aktaş, bu önemli gelişmelerden yararlanan bir diğer halkın da Süryani halkı olduğunu söyledi. Kürt hareketinin siyasal perspektifini desteklediklerini belirten Aktaş, "Anti demokratik anlayışlara karşı alternatif oluşturması açısından sorunlar ancak bu perspektifle çözülecektir. Sayın Öcalan'ın geliştirdiği demokratik süreç herkesin kendini özgürce ifade edebileceği temel hakları kapsıyor" dedi.
Süreç ilerlerken, Süryani halkının da sorunlarının gözardı edilmemesi gerektiğine dikkat çeken Aktaş, acıların ortaklaştırılması gerektiğine vurgu yaptı. Aktaş şöyle konuştu: "Bu coğrafyada isimler Kürt halkı kullanılarak etnik bir temizlikle önce Kürtçe'ye çevrildi. Daha sonra sıra Kürtlere geldi. Aynı kıyımlardan, zulümlerden geçtik. Ve isimler bu kez de Türkçe'ye çevrildi. Kürtlerle kader birliğimizin olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle birlikte mücadele kararı verdik. Bizleri kardeş halk olarak kabul etmenizi istiyoruz. Kötülüğü yenmenin yolu iyilik yapmaktır. Sizi sevmeye devam edeceğiz. Mazlumların yol göstericisi Sayın Abdullah Öcalan'a uzun ömürler diliyoruz."
Arap halkı adına konuşan Mehmet Ali Aslan da konferanstaki tablonun umut verici olduğunu vurgulayarak, kirli savaştan rahatsızlık duyan Arap, Ermeni, Süryani halklarının bir arada olmasını kıymetli bulduklarını söyledi. Bütün halkların akan kandan rahatsızlık duyduğunu belirten Aslan, "Barış süreci kurumsallaştırılmalıdır. Akil insanlardan daha etkin ve süreklilik arz eden bir kurumsallaşmaya gidilmeli ve her kesimden insanların içerisinde yer alması gerekir" dedi.

Tutuklu vekiller: Ortak mücadele
Konferansa mesaj gönderen tutuklu milletvekilleri, "Kürt halkının özgür ve özerk kurumlarının inşa ederek kendi ulusal siyasetini, ekonomisini ve sosyal yaşamını gerçekleştirmesi anlamında konferanstan çıkacak statü talebi kadar, ortaya çıkan diğer taleplerde ortak bir program çerçevesinde mücadele edip, takipçisi ve çalışanı olmak önemlidir" dedi.
Tutuklu milletvekilleri Hatip Dicle, Kemal Aktaş, İbrahim Ayhan, Selma Irmak, Faysal Sarıyıldız ve Gülser Yıldırım'ın gönderdiği mesajda, 10 milyonlara varan nüfusuyla yeryüzündeki statüsüz yegane halk olan Kürtlerin geçilen yüzyıl boyunca inkar ve imha siyasetiyle dil, kültür, kimlik ve hatta varlıklarının dahi yok sayıldığının altı çizildi. "Kürtlerin yaşadığı, her parçada halk olarak büyük bir birlik ve bütünlük ruhu içinde olması, ortaya çıkan zafer imkanını değerlendirmek açısından bir zorunluluktur" denilen mesajda, "Kürt halkının özgür ve özerk kurumlarının inşa ederek kendi ulusal siyasetini, ekonomisini ve sosyal yaşamını gerçekleştirmesi anlamında konferanstan çıkacak statü talebi kadar, ortaya çıkan diğer taleplerde ortak bir program çerçevesinde mücadele edip, takipçisi ve çalışanı olmak önemlidir" diye vurgulandı.

Yaşar Kemal: Sözüm sizedir


Yazar Yaşar Kemal, konferansa gönderdiği mesajda, ırkçılığa dikkat çekerek, anadilin önemini vurguladı.
Yaşar Kemal’in mesajı şöyle:
"Değerli Barış ve Demokrasi Konferansı katılımcıları,
Bugün sizinle birlikte olamadım,  sizlere bir önceki konferansta da, her fırsat buldukça da söylediğim, yazdığım düşüncelerle sesleniyorum. Dileğim bu sözlere gerek kalmayacak günlerin gelmesi...
Hep dedim ve diyorum, dün­ya bin çi­çek­li bir kül­tür bah­çe­si­dir. Her çi­çe­ğin ken­di­ne öz­gü bir ren­gi, bir ko­ku­su var­dır. Dün­ya­mız, bu bin çi­çe­ğin­den do­la­yı gü­zel, zen­gin, çe­şit­li­dir. Kültürler her zaman birbirlerini beslemişlerdir.  Kül­tür­le­rin alış­ve­ri­şi kül­tür­le­rin bi­rbi­ri­ni ez­me­si de­ğil, birbirlerini zenginleştirmesidir,  bes­le­me­si­dir.  Bir çiçeğin yok edilmesi dünyadan bir rengin, bir kokunun, bir aşılanmanın da yok edilmesidir.  Kül­tü­rü yoz­laş­mış bir halk, du­mu­ra uğ­ra­mıştır,  ya­ra­tı­cı gü­cü kal­ma­mıştır, ölü­me mah­kum edilmiştir. Bir kültürün yok edilmesi insanlığımızdan da bir parçanın yok edilmesidir.  
Bir toplum, hoş­gö­rü­sü ka­dar güç­lü, sağ­lam, hak­lıdır.  Zul­mü kadar za­lim, ya­ra­tı­cı­lık­tan yok­sun, zayıftır. Irkçılık ise en korkunç hastalıktır.  İn­san­lık yı­kı­mı­nın al­tın­da, insanların yüreğine nefret tohumlarının altında ırkçılık vardır.  Tür­ki­ye­yi dü­şün­ce düş­man­lı­ğı­na, de­mok­ra­si düş­man­lı­ğı­na itmekte, ku­şak­la­rı­mı­zın ba­ğış­la­ya­ma­ya­ca­ğı fe­la­ke­tlerde ­ ırk­çı­lığın büyük payı olmuştur.
Bi­ze gereken de­mok­ra­si­ci­lik oy­na­ma­ya kal­kı­şmadan,  de­mok­ra­si kis­ve­si al­tın­da­ hiç bir gay­ri in­sa­ni bas­kı dü­ze­ni sürdürmeyen  de­mok­ra­tik bir dü­ze­nin ku­rul­ma­sı­dır. De­mok­ra­si bir ge­rek­sin­me­dir. De­mok­ra­si bir den­ge dü­ze­ni­dir. İnsanların onuruyla yaşadığı, kimsenin temel insan haklarından yoksun bırakılmadığı bir düzendir.
Onuruyla yaşamak,  kendi dilini ve kültürünü de onurla taşımak ve yaşatmak demektir. Bu temel bir insan hakkıdır.  Bir dil de salt konuşulmakla yaşamaz. Bir dilin yaşaması için, o dilde eğitim olması,  dil kurumları, akademileri, enstitüleri olması ge­rekir.
Yirmi yıldan fazladır Kürt sorunu konusunda yazdıklarımı “Bu Bir Çağrıdır” kitabımda bir araya getirdim.  Önsözde söylediklerimin bazılarını size bir kez daha tekrarlıyorum:  
Çok ha­ta­lar yap­tık ama umut­suz­lu­ğa düş­me­nin bir ge­re­ği yok.  Bir ülke insanları insanca yaşamayı, mutluluğu, güzelliği seçecekse, bu evrensel insan haklarından, düşünce özgürlüğünden geçer. Dilini ve onurunu istemek en temel ve doğal haktır.  ...
Bu ülkede yaşayan herkesin diline, dinine, tüm insan haklarına sahip olduğu, onuruyla yaşadığı gerçek bir demokraside çözülmeyecek sorun yoktur.  Hele ki habire itildiği çözümsüzlüğe kardeşlik bağları ile direnen Türklerle Kürtler arasında...
Ey Türk halkı, Kürt halkı, bu toprakların kültür zenginliği olan tüm halklar, sözüm hepinizedir...  Bugün bu ülkede ya­ra­tı­cı­lı­ğı­mız ek­sil­miş­se, vic­da­nı­mız vur­dum­duy­maz ol­muş­sa, şiddet hayatımızın her alanında üstümüze çökmüşse,   hiçbir kuruma güvenimiz kalmamışsa, bunlar  bir kuşak ömrü süregelen bir kirli savaşın insanlığımızda açtığı yaralardır.
... Ben diyorum ki bu yaraların sağılması bizim elimizde.  Ülkemizin onurunu, ekmeğini, kültür zenginliğini kurtarmak elimizde.  Ge­lin de doğ­ru dü­rüst bir de­mok­ra­tik dü­ze­nin ku­rul­ma­sı için aklımızla, yüreğimizle elele ve­re­lim.  Bu bir çağrıdır. Sözüm sizedir."

AMED