- Rêber Apo’da bilgi, bir eylem planına, bir özne inşasına ve bir toplumsal gerçekliğe evriliyor. Perspektifi, bilginin nasıl "bilinç"e dönüşeceğine dair bir metodolojidir.
MEHMET AYHAN
Bilginin bilince dönüşmesi, ancak öznenin olayları ve olguları diyalektik bir perspektifle okuyabildiği noktada gerçekleşir. Çoğumuz, tarih, sosyoloji, mitoloji ve edebiyat üzerine binlerce sayfa okuma yapmış olabiliriz fakat bu okumalarımız genellikle sadece "bilgi" olarak tezahür eder. Bizler Gılgamış’ı okuruz ama Rêber Apo’nun ulaştığı sonuca ulaşamayız. Biz, bilgiyi estetik bir haz veya entelektüel bir dekor olarak tüketirken, Rêber Apo bilgiyi toplumsal inşanın yapı taşları olarak görür. Onun yaklaşımında bilgi; tarihsel, bilimsel ve sosyolojik süzgeçlerden geçerek bilince dönüşür ve bu bilinç doğrudan toplumsallaşma yaratır. Aradaki makas, tam da burada açılır: Bizde bilgi var ama o bilgi bizi dönüştürmüyor; Rêber Apo’da ise bilgi bir eylem planına, bir özne inşasına ve bir toplumsal gerçekliğe evriliyor.
Rêber Apo, sadece bilgiyi yorumlayan bir kişi değil, bilgi ile bilinç arasındaki diyalektik bağın bizzat öznesidir. O, bilginin pasif bir nesne olarak zihinde birikmesine karşı çıkar; bilgiyi toplumsal pratiğin içine sokar, tarihin akışıyla harmanlayan ve nihayetinde halkın öz bilincini inşa eden diyalektik yöntemin kendisini temsil eder. Perspektifi, bilginin nasıl "bilinç"e dönüşeceğine dair bir metodolojidir. Bu metodoloji sayesinde bilgi, sadece geçmişi anlatmakla kalmaz; bugünü analiz eder ve yarını tasarlar. Bilgi, özne tarafından sahiplenilmediği sürece sadece bir yük; ancak diyalektik bir bilinçle harmanlandığında bir kurtuluş yoludur. Rêber Apo’nun deşifre yöntemi, bilginin "anlam" kazanması için gereken o kritik dönüşümü sağlar. Bilgi, tarihin içindeki bir veri olmaktan çıkıp halkın kendi kaderini tayin etme gücüne dönüşür.
Fetihçi sistemin korkusu
Bu diyalektik bağ, günümüzün siyasi ve toplumsal gerçekliğiyle de doğrudan ilişkilidir. Açığa çıkan Kürdistan halk gerçekliği karşısında, üzerinde binlerce yıldır iş birlikçilik yapanlar (Gılgamış-Enkidu ikilisinden günümüze kadar uzanan o tarihsel sürekliliğin bugünkü izdüşümleriyle) ile fetihçilerin büyük bir rahatsızlığı başlamıştır. Bu rahatsızlığın temelinde, halkın kendi öz bilincine ulaşması ve bu bilincin "bilgi"den "eylem"e dönüşmesi yatar. Fetihçi zihniyet, tarihin diyalektik akışını okuyamadığı için sadece olayları görür; oysa Rêber Apo gibi bir bilinç, olayın arkasındaki tarihsel süreci ve toplumsal yapıyı deşifre eder. Bilgi, ancak bu şekilde "anlam" kazanır. Fetihçi sistemin en büyük korkusu, halkın kendi mitolojisini, kendi tarihindeki sömürü mekanizmalarını ve kendi özne inşasını keşfetmesidir. Bir halk, kendi tarihini deşifre ettiğinde, artık üzerinde kurulan yapay gerçeklikleri kabul edemez hale gelir.
Yorumlama ve işleme
Sonuç olarak varlık ve anlam arasındaki köprü, diyalektik bir bilinçle kurulur. Bir toplumun veya bireyin gelişimi, ne kadar çok veri topladığıyla değil, o veriyi nasıl tarihsel bir süreklilik içinde yorumladığı ve işlediğiyle ölçülür. Bilgi, ancak toplumsal süzgeçten geçip özne tarafından sahiplenildiğinde bilince dönüşür. Rêber Apo örneğinde gördüğümüz gibi; bilgiye bakış açısını değiştirmek, sadece bir okuma tercihi değil, dünyayı algılama biçimini kökten dönüştüren bir bilinç devinimi ve devrimidir. Bilgi, ancak eylemle ve toplumsal inşayla hayat bulursa realize olmuş olur; aksi takdirde sadece zihnin karanlık köşelerinde biriken sessiz birer veri ve istatistikten ibaret kalır. Varlık, anlamın peşindedir; anlam ise bilincin diyalektik sancısıdır. Bu sancıdan doğan bilinç, tarihin pasif bir tanığı değil, onu yeniden yazan öznenin ta kendisidir.