‘İki savaş bir barış’ yazıları ile Kolombiya ve burayı karşılaştırırken monarşik rejimin Ankara Katliamı, bu yazıların sırasını değiştirdi. Eğer yeni katliamlar ve her an yakalanabileceğimiz bir bomba ya da başka bir “etkisiz hale getirme” yaşamazsak “iki savaş bir barış!” yazılarına devam ederiz. 

Ankara Katliamı’ndan hemen sonra özyönetim yazısı yazmamın çok önemli nedenleri var. Arkadaşlarımızın, barış isteyenlerin üstüne, hepimizin üstüne düşen bu bombanın tek amacı hepimizi “çaresiz” hissettirmekten başka bir şey değil. “Ben istediğim zaman her şeyi yapabilirim, her şeye muktedirim”in alçakça kanla yazılması bu. (Dün ‘Zete’deki yazımı da okuduğunuzu farz ederek) Doğrudan ve tek kelimeyle bomba “yıldırmak” için patlatıldı. Bütün herkesin ne yapacağını bilemediği, birbirine sorduğu katliam sonrasında aslında ortada olan bir ne yapılacağına dair cevaplardan biri zaten vardı. Bu, sarayın saldırılarının daha önce başladığı yerlerde halk meclislerinin açıkladığı “Özyönetim”den başka bir şey değildi.

Özyönetim çaresizlik hissine karşı sadece bir cevap olması açısından bile önemlidir. Özyönetim yani radikal katılımcı bir demokrasi saray rejiminin yaratmaya çalıştığı “çaresizlik”in panzehiridir. Ancak bunu birçok yazıda olduğu gibi genel doğrulardan ibaret ve sadece temenni ve kimsenin ret edemeyeceği güzel kelimelerden ve hedeflerden kurtarmak için doğrudan pratik önerilere geçmek istiyorum. 

Özyönetimler bulundukları yerde mesela kent topraklarını evsizlere dağıtarak, “Kent Reformu” ile kenti demokratize etme kararını tartışmaya açmalıdır. Kent topraklarının toplumsallaştırılması Özyönetim’leri kelimelerden kurtarıp gerçek hale sokar. Özyönetim sadece olduğu yerde değil bütün ülkede yoksulların, evsizlerin önce dikkat çeken, sempati yaratan ve kendilerinin de örgütlemeye çalıştıkları bir dinamiğe dönüşecektir.

Hemen bunu “Ah güzel ama yapılamaz ki-yine Metin’in ütopyaları” listesine dahil etmeyin. Halkın belediyeleri eğer halk meclislerinin, özyönetimlerin kararı varsa bunu bu ülkenin yasaları çerçevesinde yapabilir. Her şey bir yana bu anayasanın “sosyal devlet” ilkesine göre yetkilidir ve hatta görevlidir. Basitçe söylersek nasıl ki bir park yapmak için kamulaştırma yapabiliyorsa yoksullara ev yapmak için kamulaştırma bile yapabilir. 

Çaresiz değiliz. Diğer pratik önerileri bir sonraya bırakarak burada mesela HDP’li bakanların neden bir şey yapmadığını sormalıyım. Tabii ki hükümet onları etkisiz bırakacaktı ama onlar mesela bakanların var olan yetkisini kullanarak “yönetmelik” yayınlamadı? Mesela Kalkınma Bakanı, ülkenin kalkınması, daha çok iş alanı açılması ve işsizliğin azaltılması için çalışma saatlerinin günde 4 saate indirilmesi için bir yönetmelik hazırlayarak, yürürlüğe sokmadı. Buna yetkisi vardı. Bu belki pratiğe geçmeyecekti ama bizim ne istediğimizi anlatacaktı. Her şey bir yana, bu yönetmeliği iptal etmek zorunda kalacaklardı. Her gün çalışma cehenneminde patlayan işçilerin, buna karşı eğer yönetmelik uygulansa diğer 4 saatte iş sahibi olabilecek işsizlerde, cüretli bir çözümün başlangıcı olamaz mıydı bu?

Çaresiz miyiz? Hayır, elimizde cüretimiz var…