4. Yargı Paketi’nin mevcut haline tepki gösteren ‘KCK davası’ avukatlarından Emel Sayın, “Bu haliyle yasalaşırsa tam bir fiyasko olur” derken; Baran Doğan, “Esaslı bir değişiklik yok. Sadece kanunda geçici bir cila yapılmış” diye konuştu. Yrd. Doç. Kerem Altıparmak ise paketin insan hakları standartlarını yükseltmeyi değil, Avrupa Komisyonu’nu tatmin etmeyi amaçladığını söyledi.

4’üncü Yargı Paketi, Bakanlar Kurulu’ndan iki hafta önce çıkmasına rağmen ancak önceki gün Meclis Başkanlığı‘na sunuldu. İçeriğine yönelik yoğun eleştirilere rağmen tasarı değişikliğe uğramadan, mevcut haliyle Meclis’e gönderildi. Tasarının bu haliyle hiçbir sorunu çözemeyeceği konusunda hemfikir olan hukukçuların beklentisi, tasarının Meclis’te olumlu yönde değiştirilmesi. Av. Emel Sayın, 4. Yargı Paketi’nin “Kürt sorunun çözümünde bir adım ve devletin haklar, özgürlükler çerçevesinde geliştirileceği bir paket” olarak lanse edildiğini, fakat bu beklentiyi karşılamadığını belirtti. DİHA’ya konuşan Av. Sayın, “Özellikle paket KCK davasından tutuklu bulunan siyasetçiler için geliştirildiği söylendi. Bu yasa çerçevesinde KCK’den tutuklu olan siyasetçilerin serbest bırakılacağı dile getirildi. Oysa paket bu haliyle yasalaşırsa tam bir fiyasko ile sonuçlanır” dedi.

‘Çok geri bir düzenleme’

Av. Sayın, “Örgüt üyeliği, örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” maddesinde herhangi bir düzeltmenin yapılmadığının altını çizerek, “Sadece ‘propaganda’ maddesinde bir düzenleme yapılmıştır. Propaganda maddesine ilişkin bundan sonra ‘yasadışı örgütün cebir ve şiddet eylemlerini övmek’  propaganda suçu oluşturuyor” diye konuştu. Katıldıkları davalardan yola çıkarak, herhangi bir müzik parçasının bile örgütün eylemlerini cebir ve şiddet yoluyla övmek anlamını taşıyabileceğini dile getiren Sayın, “Örneğin yasa ‘Oramar’ parçasını bile örgütün eylemlerini cebir ve şiddet yoluyla övme olarak değerlendiriyor. Bu açıdan baktığımızda yargı paketinin çok geri bir düzenleme olduğunu düşünüyoruz. Yine bu paket ile beraber herhangi bir yürüyüş ve gösteride olmasa bile örgüte ait bir resim, renk ya da örgütü övecek bir metinin bulunması bile propaganda suçuna girebiliyor” dedi. Kürt illerinde çok yaygın olan sarı-kırmızı-yeşil kıyafetleri giymenin bile propaganda suçu kapsamına girdiğini belirterek, “Bu tarz davalarda propagandadan değil örgüt üyeliğinden dava açıldığını ve bu şekilde cezalandırmalar olduğunu biliyoruz. Bundan dolayı bu paket çok geri bir düzenlemedir” diye konuştu.

Adı değişip kalan madde

4. Yargı Paketi’nin tek olumlu yanının işkence suçlarında zaman aşımının kaldırılması olduğunu belirten Av. Sayın, “Fakat bu madde de tek başına yeterli değildir. İşkenceye karşı mücadelede belli bir mekanizma gerekir. İşkencecilerin devlet korumasına tabi olmaması gerekiyor. Devlet işkenceye karşı düzenli bir politika geliştirirse işkencelerin önlenebileceğini söyleyebiliriz” dedi.
Pakette “halkı askerlikten soğutma suçu”nun ortadan kalkacağına dair bir beklenti yaratıldığını belirten Av. Sayın, “Ancak pek çok vicdani retçi cezaevlerindedir. Birçok vicdani retçiye ‘halkı askerlikten soğutma’ adı altında davalar açılıyor. Burada yalnızca bu maddenin adı değiştirilmiş, maddenin ifade biçimi değiştirilmiş. İnsanlar hala bu madde nedeniyle cezalandırılabilir” dedi.
Avukat Emel Sayın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemeleri’ne (AİHM) ilişkin düzenlemelerinde konulan süre sınırlamasıyla Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın yeniden yargılanmasının önünün kapatıldığını belirtti. Öcalan’ın yeniden yargılamasını engellemek amacıyla CMK’ye tarih sınırı getirilmiş ve aynı tarih kısıtlamaları arasında kalan 220 kişi AİHM tarafından haklı bulunmalarına rağmen yeniden başvurusu yapmamıştı. AİHM, Türkiye’yi haksız bulunca 220 kişi için pakette düzenleme yapıldı. 2007’de Öcalan dosyasını inceleyen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi önünde dosyaları 15 Haziran 2012 itibariyle bulunanlar yeniden yargılama başvurusunda bulunabilecek.

‘Özgürlük değil yanılsama’

‘KCK davaları’na giren avukatlardan Baran Doğan ise ifade özgürlüğünün alanının genişleyebilmesi için birçok kanunda değişiklik yapılması gerektiğine vurgu yaparak, “Sadece Terörle Mücadele Kanunu’ndaki birkaç maddedeki değişiklik ile Türkiye’de düşünce özgürlüğünü sağlamak mümkün değil” dedi. Paket ile TMK’nın 6. maddesinin “Terör örgütlerinin, cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösteren veya öven ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik eden bildiri veya açıklamalarını basanlara veya yayınlayanlara bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir” şeklinde değiştirildiğine dikkat çeken Avukat Doğan, şöyle konuştu: “Eski kanunda, ‘Terör örgütünün bildiri ve açıklamalarını basanlara ceza verilir’ şeklinde düzenleme vardı. Yeni düzenleme özgürlük gibi görülebilir ancak bu bir yanılsama. Örneğin, Murat Karayılan, ‘Kürt sorunu çözülmezse savaşacağız’ dedi. Bir gazeteci de bunu haber yaptı. Bu açıklamanın bir haber değeri vardır. AİHM, ‘Bir bölgedeki çatışmanın ülke açısından yaratacağı sorun potansiyelinin medya tarafından kamuoyuna sunulması lazım’ diyor. O söylemin doğrudan yayınlanmasında AİHM bir suç görmüyor. Ancak, yeni değişikliğe göre gazetecinin yaptığı o haber suç kabul edilecek ve hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilecek.”
Avukat Baran Doğan, TMK 6. maddenin eskiye göre farkı olmadığını vurgulayarak, “Eskiden de sıradan bir açıklamayı haberleştirmeye dava açılmıyordu. Çatışma potansiyelini yansıtan haberlere dava açılıyordu. O açıdan bu düzenlemede bir özgürlük yok” dedi.

Tanımlama çok genel

TMK’nın 7. maddesinde yapılan “Terör örgütünün, cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklindeki değişikliğe dikkat çeken Avukat Baran Doğan, bu maddenin de birçok kişiyi cezalandırma riski taşıdığını söyledi. Avukat Doğan, “Biri çıkıp, ‘Yasadışı örgütü toplumsal bir sorun doğurmuştur’ dese, yasaya göre yaptırıma uğrayacaktır. Kimin söylediği de savcılar açısından önemli. Televizyonda bunu söyleyen tanınmış bir siyasetçiye bu madde uygulanmayabilir. Ancak insan hakları savunucularına, hukuçulara, sivil toplum örgütlerine uygulanacaktır. ‘Övmek, meşru göstermek’ çok genel bir tanım” dedi.
Yasa değişikliğinde “cebir, şiddet ve tedbir” kriterinin çok genel olarak ifade edildiğini söyleyen Av. Doğan, “Haber değeri olan bilgilerin yayınlanmasını engellemek için genel tabirler kullanıyor” değerlendirmesini yaptı.

Konjonktüre göre ‘hukuk terörü’

TMK’nın 7. maddesinde yapılan “Toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında gerçekleşmese dahi, terör örgütü üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde, slogan atılması” şeklindeki değişikliğe atıfta bulunan Avukat Doğan, bu düzenleme ile ilgili olarak da şunları söyledi: “Slogan atmanın içinde çebir, şiddet, tehdit yok. Bu slogan mevcut kanuna göre yasadışı görülebilir ama o sloganda şiddet yok. Eğer kriter şiddet ise örgüte ait bir amblemi taşımak da şiddet anlamına gelmiyor. Üyesi ve destekçisi olmak ne demek? ‘Örgüte yardım etmek’ suçunun ne anlama geldiğini yıllardır tartışıyoruz. Geçmişte hukukçular bunu çok geniş yorumlayıp herkese ceza verdiler. ‘Örgütün destekçisi olduğunu belli edecek şekilde’, ifadesi de çok genel bir kavram. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanılmaz hale getirecek bir düzenleme. Dönemin konjoktürüne göre uygulanacak bir madde. Şu anki mevcut iyi atmosfer bozulduğunda ve yasa uygulandığında hukuk terörü estirebilecek bir düzenleme.”

‘Kanunda cila yapılmış’

Tasarıda esaslı bir değişiklik görmediğini belirten Avukat Baran Doğan, “Burada bir özgürlük havası yok. Sadece geçici olarak kanunda cila yapılmış. Mevcut politika belki de dava açmama yönünde olacaktır. Mevcut politikayı dönemsel olarak uygulayabilmek için ucu açık bir kanuna başvurdular. Uygulayıcıların da çok muhafazakar davrandığı bilinen bir şey. Dolayısıyla bu kanun özgürlük getirmiyor” dedi.

TCK 220 ve 314 değişmeli

Avukat Baran Doğan, paketin, ‘KCK davaları’ açısından da hiçbir değişiklik getirmeyeceğine dikkat çekti, “KCK basın davasının tamamında gazetecilerin yaptıkları haberler delil olarak yer alıyor. Ancak iddianamelerde başka bir madde gazetecileri ‘örgüt üyesi’ saydığı için, buradan cezasızlık olsa bile, o eylemleri toplayıp örgüt üyeliğinden ceza veriyorlad. KCK davalarında herhangi bir tutuklunun yararlanabileceği bir düzenleme yok” dedi. Avukat Doğan, ‘KCK davaları’nın yasal değişikliklerden etkilenebilmesi için “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” suçunu düzenleyen TCK’nın 220. maddesinin 6 ve 7. fıkrası ile “silahlı örgüt” hükmünü düzenleyen TCK’nın 314. maddesinin 2 ve 3. fıkralarının değiştirilmesi gerektiğini belirtti.

Değişiklik AK için

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden Yrd. Doç Dr. Kerem Altıparmak da paketi şu sözlerle eleştirdi: “4. Yargı Paketi, insan hakları standartlarını yükseltmekten ziyade Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ni tatmin etmek amacıyla hazırlanmış bir paket.”  Tüm yargı paketlerinde olduğu gibi bu paketin de çok anlaşılır olmadığını ve kafa karıştırıcı yanları olduğunu ifade eden Altıparmak, insan hakları ve ifade özgürlüğü alanlarında hukuki açıdan temel sorunların çözülmediği görüşünde. Altıparmak, “3. Yargı Paketi’ndeki tutuklama düzenlemesinden sonra çok da bir şey değişmemişti ve aynı şekilde tutuklamalar devam etmişti. Yine benzer süreçlerin yaşanacağı düşüncesindeyim” dedi.

HABER MERKEZİ