Bu paket başka paket…Artık belli oldu. Paketin içinden öyle bir kuş çıkacak ki, herkes dilini yutacak…

Vaktiyle adı “Tayyare piyangosuydu”. O zamanlar “lotoydu, totoydu” filan yoktu. Varsa yoksa “tayyare piyangosu” biricik “talih kapısıydı”. Babam her aybaşı, maaşını alır almaz, bir adet “Tayyare piyangosuyla” eve gelirdi. Biz de ay sonuna kadar bu “Tayyare”nin içinden ne çıkacak diye bekleşirdik.
Hiçbir şey çıkmazdı. Ama bazan “amorti” denilen bir şey çıkardı. Babam, Tarih öğretmeniydi. O yüzden Osmanlıca bilir, Arapça sözcüklerin köklerinden hareketle ne manaya geldiğini bize anlatırdı. “Amorti” çıkınca, derdi ki, “bu Tayyare değilmiş evlatlarım, ‘tayr’mış, ‘tayyar’ da diyebilirsiniz, yani kuş, o yüzden yumurtası da amorti, yani küçük”…
Çocukluğumuz bu “Tayyare piyangosu”ndan çıkacak “büyük yumurtayı” beklemekle geçti. Olmadı.
Siz Erdoğan’ın kürsü konuşmalarını dinlerken, şu İstanbul Şehir Hatları vapurlarındaki ünlü “işportacı”yı gözünüzün önüne getirmiyor musunuz? Ben getiriyorum. Müthişti. Çok güzel konuşuyordu. “Bunlar batan geminin malları” diyerek, “ucuzluğunun” sebebini açıklamakla söze başlıyordu. Sonra torbasından bir tükenmez kalem çıkarıyordu; “şu gördüğünüz kalem…” diyerek, kalemin marifetlerini ballandırarak anlatıyor, arkasından, “bu kadar değil” diye elini yeniden torbaya daldırıp, bu defa bir “kartuşlu” dolmakalemi burnumuza sokarak övmeye başlıyordu. “Bu da bir şey değil” diyerek yeni bir hamleyle “ilkokula başlayacak çocuklarınızı da düşündük, işte buyurun tam altı adet renkli boyama kalemleri…” diye devam ediyordu.
Bir gün bu müthiş “işportacı”nın “bu da bir şey mi, dahası da var, sürpriz biraz sonra…” diye konuşmasını ağzı açık dinleyen küçük bir kız çocuğu, torbadan çıkan “tarak, makas, ayna” gibi ilgisini çekmeyen ıvır zıvırdan sonra “işportacı” mallarını toplamaya başlayınca annesine sordu: “Anne hani torbadan sürpriz çıkacaktı, amca beni kandırdı”…
Kulağı kesik “işportacının” aynı zamanda kulağı da delikti. Kızın sözlerini duymuştu. Hemen yanına gitti. “Sen görmedin küçük çocuk, torbadan bak şu çıktı” diye, geminin yanı başında uçan martıyı gösterdi. Kız şaşkın annesini yüzüne baktı: “Hani bu kuşun adı ‘martı’ydı, bak amca ‘sürpriz’ diyor”…Kadıncağız ne diyeceğini bilememişti…
Şimdi ayın sonunda, Başbakan elinde paketle kürsüye çıkacak… “Şu gördüğünüz torba var ya, bu torba bildiğiniz gibi bir torba değil” diye başlayacak. “Buna torba deyip geçmeyin haa…içinde neler var neler, bundan bin sene evvel böyle bir torbanın var olacağını kim söyleyebilirdi…”
Ve başlayacak torbayı karıştırmaya…
- Anne bu amca tombalacı mı?
- Sus kız, ne tombalacısı, Başbakan…
Tam bu sırada, şu mahut “yandan çarklı çaktırmadan okuyup, kafadan konuşuyormuş” numarası yapılan alet bozulmasın mı!...Aksilik işte…
“Şu gördüğünüz makas var ya, bu makas bildiğiniz makaslardan değil…İşte bu da tarak….Yalnız bunlar olsa, bizden hesap sorun…Bu millete makas yetmez…”
Başdanışman arkasında…Saçını başını yolacak da, hazretde saç mafiş. “Sayın Başbakanım, o dedikleriniz Mahmutpaşa günlerinden kalma, bu torba değil, paket sayın başbakanım, içinde sürpriz var…”
“Eveeeet, işte sürpriz…Talih kuşu…Yani ‘tayyarül talih’…Ne demiştik, bu millete yüzde on seçim barajı yakışmaz…O tek parti dönemi var ya, siz bilmezsiniz, ah benim vatandaşlarım, o tek parti döneminde vatandaşa yüzde yüzlük baraj koyanlar, şimdi yüzde on barajını dillerine doluyorlar… Yağma yok…Yemeyiz… Yedirtmeyiz… Böyle laflara eyvallah etmeyiz… Biz ne dedik? Yüzde on barajı bu millete yakışmaz… İşte sürpriz, seçim barajını tek partinin yüzde yüzlük barajının altına çekiyoruz…Ve…halkımızın hizmetkarları olarak barajı yüzde yirmiden satışa arzediyoruz…”
“Ne diyorlar? ‘Ana dili’ diyorlar… Var mı dünyada böyle bir dil? Türkçe var, Japonca var, Çince, Arapça var, bu haddini bilmezler nerede ‘ana dil’ diye bir dilin konuşulduğunu duymuş…Ah benim kardeşlerim, olmayan bir dilin ‘eğitimi” mi olur? Ama biz yine de adaletliyiz, bu olmayan dili ille de öğrenmek isteyenler varsa, açacağımız özel okullarda yıllığı bir milyon liradan çocuklarına bu ana dilde eğitim yaptırabilirler…Bul milyonu, kap özel okulunu…”
Tam o sırada kız çocuğun tepesine yukardan geçen kuş pislemesin mi?
- Anne, kuş başıma pisledi…
- Ne kuşu kız, sürpriz… Allah Başbakandan razı olsun… Kızımın başına talih kuşu konacak… Vallahi ‘tayyarül talih’…
Bizde bu kafa, Başbakan’da bunca sürpriz olduktan sonra, tepemiz kuş kakasından kurtulmayacak…