Cep telefonu radyasyonu kanser ile ilişkili olabilir
Bilim insanlarının son yaptıkları araştırmalar cep telefonu radyasyonu ile kanserin ilişkili olabileceğini gösteriyor.
Cep telefonu ve kanser arasındaki bağlantı olup olmadığı yönündeki tartışma bir türlü sonuca bağlanmış değil. Yeni nesil cep telefonlarının neden olduğu radyasyonun insan sağlığına hiçbir zarar vermediği yönündeki resmi açıklamalara rağmen özellikle son dönemde yapılan araştırmalar tersi yönde veriler ortaya koyuyor.
Cep telefonları ve kablosuz bağlantı yeteneğine sahip olan cihazların yaydığı ionize olmayan radyo dalgalarının (RF) bilinen tek bir biyolojik etkisi var. O da tesir ettikleri dokunun ısınması.
Ancak fareler üzerinde yapılan araştırmalar uzun süre RF dalgalarına maruz kalınması bir tür nöron hücresi olan Schwann hücrelerinin kanserine (schwanoma) neden oluyor.
İtalya ve ABD’de toplam 5 bin 500 laboratuvar faresi üzerinde iki yıl süren araştırmada erkek farelerin schwanomaya yakalanma oranının oldukça yüksek olduğu görüldü.
Her iki araştırma da RF radyasyonunun farklı biyolojik etkilere sahip olabileceğini ortaya koymuş.
Cep telefonları henüz yaşamımızda yeni sayıldığı için insanlar üzerinde RF’nin nasıl bir etki yapacağı konusu halen belirsizliğini koruyor.
Bilim insanları RF etkilerinin özellikle baş ve boyun bölgesi kanserlerine neden olmasından endişe ediyor.
2016 yılında yapılan bir diğer araştırmada RF’nin erkek farelerde kalp schwannomalarına neden olabileceği ve lenfoma riskini de arttırabileceği tespit edilmişti. Yine glioma beyin tümörleri ile de anlamlı bir bağlantı bulundu. Bu deneyde de her fare iki sene boyunca günde 9 saat RF radyasyonuna tabii tutulmuştu.
Kalp ilaçları bilgisayar ortamında denenecek
Bilim insanları yakın bir gelecekte kalp ilaçlarının laboratuvar hayvanları yerine bilgisayar simülasyonlarında denemeye hazırlanıyor.
Tıp dünyasında bugüne kadar hayvanlar üzerinde yapılan deneyle güvenli birer ilaç test etme yöntemi olarak kabul ediliyordu. Etik tartışmalara neden olan bu uygulama yakın gelecekte tarihe karışabilir.
Oxford Üniversitesi’nin Bilgisayar Bilimleri Fakültesinde test edilen kalp simülasyonları, insan kalp hücrelerini yüzde 89-96 doğrulukla simule edebiliyor. Bu oran hayvanlar üzerinde yapılan deneylerin sağladığı yüzde 75-85 doğruluk oranının son derece üzerinde.
Bilgisayar simülasyonları üzerinde tıbbi deneyler ilk olarak İngiliz biyolog Denis Noble tarafından gerçekleştirilmişti. 1960lardan bu yana bilgisayar ortamında geliştirilen kalp modelleri günümüzde ilaç deneyler yapılacak kadar gelişmiş durumda.
Deneysel veriler kalbin hem mekanik hareketinin, hem de hücre kimyasının verilen ilaçlardan nasıl etkilendiğini gösteriyor.
Bilim insanları bilgisayar simülasyonlarının tıbbi deneylerde kullanılmaya başlanmasının büyük sonuçları olacağını ve hayvanlar üzerinde zaman alan deneylerin artık tarihe karışabileceğini ifade ediyor.
Zira bir simülasyonun 100 kalp hücresi üzerinde bir kalp ilacını test etmesi yaklaşık 5 dakikayı alıyor. Bir kalbin üç boyutlu modelinin bir atışının test edilmesi ise 1000 işlemcili bir süperbilgisayarda üç saat kadar sürüyor.
İnsanların Amerika’daki en eski ayak izi bulundu
PLOS ONE dergisinde yayınlanan bir araştırmada, Kuzey Amerika’da bugüne kadar tespit edilen en eski insan ayak izinin bulunduğu duyuruldu.
Kanada’daki Victoria Üniversitesi ile Hakai Enstitüsü antropologlarının yaptığı çalışma sonucunda bulunan ayak izlerinin en az 13 bin yıllık olduğu belirtildi. Ayak izlerinin Kanada’nın batısındaki British Columbia eyaletinde okyanustaki bir adada tespit edildiği kaydedilen araştırmaya göre, bugüne kadar Kuzey Amerika’daki en eski ayak izinin bulunduğu savunuldu.
Antropolog Duncan McLaren yönetiminde yapılan çalışmalarda, insanların Kuzey Amerika’daki son buzul çağından çok önceleri bölgede yaşadığına dikkat çekiliyor. British Columbia’da buzulların 11 bin 700 yıl kadar önce eridiği tahmin edilirken, insanların ise bunda çok önce orada yaşadığı savunuluyor.
Asya’dan geldiği savunulan ilk insan izleri olabilir
Son çalışmayla birlikte son dönemlerde daha fazla savunulan Amerika’ya insanların Asya üzerinden geldikleri hipotezine yeni bir argüman daha sağlandığı belirtiliyor.
Bu hipotezde, Kuzey Amerika’ya insanların Asya kıtasından geldikleri ve iki kıta arasındaki buzullardan arınmış dar bir kara koridorundan geçerek ulaştıkları öne sürülüyor.