Kürtler Fransa’nın en üst düzeyinden söz almıştı. Fransız Cumhurbaşkanı katliamı aydınlatma sözü vermişti. Kürtler, Fransa’da adaletin sağlanması için soruşturmanın sağlıklı yürümesi için elinden geleni yaptı. Ancak soruşturma şimdilik duraksamış gibi. Avukatlara, ailelere, Kürt kurumlarını Fransız devleti bilgi vermiyor. Avukatları hızlı okumaları ve kısa bilgiler dışında dosya ile ilgili de fazla bilgi paylaşmıyorlar. Fransa’nın bu işi ağırdan alması ise Kürt tarafında büyük soru işaretleri doğuruyor. Çünkü Fransa, Paris’in ortasında işlenen bu cinayeti aydınlatabilecek bir güce sahip. Ama ne hikmetse ilk haftalardan sonra Fransa işi ağırdan aldı.
Fransız devlet yetkilileri ve savcıları kendilerinden çok emin mesajlar verdi. Cinayet aydınlatılmış sadece soruşturmanın birkaç ince işi kalmış, prosedür yerine getirilerek sorumlular açıklanacaktı. Ama yapmadı. Bu arada Fransa ile Türkiye arasındaki ilişkilerde bir gelişme yaşandı. Türk bakanlar Fransa’ya, Fransızlar Türkiye’ye gitti. Avrupa Birliği ilişkileri üzerinden “limoni” olan Ankara-Paris ilişkileri “tatlıya” bağlandı. Anlaşmalar, ihaleler yapıldı. Karşılıklı davetlerle ile jestler gerçekleştirildi. Bu durumun Paris katliamının hemen ardında ve katliamın sorumlularının açıklanmaması dönemine denk geldi. Sanki Fransız devleti Paris katliamının sorumlularını bulmuş, sorumlular içinde Ankara’nın yani TC’nin rolü açığa çıkarmış ve bu durumu Türklere karşı bir pazarlık aracı haline getirmiş oldu.
Türk devleti ise kendi sorumluluğu gizlemek ve gündemden düşürmek için Fransa ile pazarlık yaparak bu konuda bir uzlaşma sağladı. Yani Fransa devleti Paris katliamını aslında çözmüş ve bunu kendi çıkarları gereği gizliyor. Fransa yeni bir açıklama yapmayana kadar bu görüş giderek geçerli bir doğru haline gelecek. Tabii böylesi bir durum Fransa’nın Kürt kanı üzerinden ekonomik ve siyasal çıkarma anlamına geliyor. Ve bu çok ağır bir insanlık suçu ve Kürt düşmanlığı barındırıyor. Umarız böyle değildir.
İkinci bir teze göre ise Fransa devleti bu katliamın bütün detaylarını biliyor. Ve direkt katliamın içindedir. Kendisini gizlemek için zamana yayarak unutturmak istiyor. Bu tez de doğru ise Fransa, sadece Kürtlere değil, Türklere de büyük bir düşmanlık yapıyor anlamı taşır. Hatta başka bir görüşe göre de Paris’teki katliamın bir tek devletin ve gücün işi olmadığı Fransa-Almanya-Hollanda ve Türkiye dörtlüsünün bu konuda kolektif bir suça ortaklığını kapsıyor. Bu görüşe göre de Ömer Güney adlı katil zanlısının 8-9 yıl Almanya’da kalması ancak Almanya’nın bu konuda dişe dokunur bir girişimde bulunmaması. Hollanda’nın da Ömer Güney’i katliamdan birkaç hafta önce gözaltına alıp hemen bırakması ve ardından hiçbir şey yapmaması. Fransa’nın gücüne ve potansiyeline rağmen Paris’in orta yerindeki bu katliamı çözememesi... Türkiye’nin ise Ömer Güney’in Ankara gezileriden oteldeki magazinel düşkünlük haberleri dışında bilgiyi vermemesi bu dört ülkenin Paris katliamında sorumluluklarını ortaklaştırıyor.
Fazlasını bilmiyoruz. Ancak Kürtler bu konuda çok hassas. Paris katliamı, bu devletlerin özellikle Fransa ve Türk devletinin Kürtlere dost mu düşmanlık mı yaptığını gösteren bir ölçüdür. Almanya ve Hollanda için de bu geçerli. Kürtler öfkelerini biriktiriyor. Hiçbir şeyi de unutmuyor. Gözden kaçırılan ve toplumdan gizlenmek istenen her şeyin de farkındalar. Ve Kürtlerin tarihinde ve toplumsal geleneğinde “öc” diye betimlenen bir “hal” vardı. PKK hareketi bunu güncelleştirmiş, toplumun bilinçlendirilerek devrimlere özne olma durumuna kadar getirmiştir. Bu “öc” alma duygusu Kürtleri direngen, güçlü ve mücadelelerinde sonuç alıcı bir düzeye çıkarmıştır.
Dolayısıyla Paris’te katledilen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez üç kişi olmanın ötesinde bir anlam ve değer taşır Kürtler ve Kürdistan açısından. Zamana yaymak, unutturmaya, sıradanlaştırmaya çalışmak “suç”tur. İnsanlık suçudur. Zaten Kürtler suskun kalmıyor, kalmaz da... Dolayısıyla Fransa başta olmak üzere soruşturmanın geldiği durumu; Türkiye Ömer Güney’in Ankara’daki ilişkilerini, Almanya ve Hollada da kendisine ait sorumluluklara yanıt vermek durumundadır. Ömer Güney’in derin AKP’li mi, MHP’li mi, Fethullah Gülenci mi, serseri mi, Avrupa devletlerinin piyonu mu? Kim olduğunu Fransa biliyor ve açıklamalıdır. Kürdistanlılar ve dostları ise bu davanın daha yakın takipçisi ve sesini duyuracak bir duruşun sahibi olmak durumundadır. Bu nedenle Paris’te ve bulundukları her yerde Sakine, Fidan ve Leyla’nın sesini duyurmalıdır. Çünkü o üç kadın yaşamayı en çok hakeden üç insandı...
Paris Katliamı davasında neler oluyor?
Siz unuttunuz mu yoksa 9 Ocak 2013 günü Fransa’nın başkenti Paris’te PKK’nin kurucularından Sakine Cansız, KNK üyesi genç diplomat Fidan Doğan ve genç devrimci Leyla Şaylemez’i. Onlar katledildi. Katliam Paris’te yapıldı. Fransa devleti katliamla ilgili Ömer Güney adlı Türk gencini önce gözaltına aldı ve sonra tutukladı. 21 Ocak’ta Fransız savcılık kısa bir açıklama yaptı. Sonra sustu.