Paris Katliamı’nın birinci yılında basına sızdırılan kaset ve MİT belgesi, olayın perde arkasını biraz daha araladığını söylemek mümkün. Aslında katliamın adresi daha önce de belliydi. AKP ve Cemaat’ın ortak cinayeti olduğunu birçok yazar ve politikacı hem yazdı, hem de değerlendirmede bulundu.

KCK ve PKK de, Cemaat’ın adını açık verse de, AKP ve hükmeti de birinci derecede sorumlu gördü. “İki hükmet ortağının işlediği kirli bir cinayet olarak” değerlendirdi ve “eğer AKP, ‘ben yokum’ diyorsa o zaman cinayeti işleyenleri biran önce açığa çıkartsın” belirlemesinde bulundu.
Aslında Tayyip Erdoğan cinayetten hemen sonra, “biz iadesini istedik, ancak Fransa vermedi, sonucu da böyle oldu” demesi, cinayeti de kabul etmiş oluyordu. AKP sözcüsü Hüseyin Çelik’in cinayetten hemen sonra “bu bir iç infazdır” demesi de aslında katliamın itirafı anlamına geliyordu. O zaman da hem başbakanın hem de yardımcısının açıklamaları bu eksende yorumlandı.
Cemaat’ın da cinayetle bağlantısı güçlüydü aslında. Bu konuda önemli açıklama ve yönlendirmeler vardı. Cemaat’a yakın olan Mehmet Baransu katliamdan önce şunları yazmıştı: “Bir örgütü etkisiz hale getirmek istiyorsanız çoluk çocğu değil, 40 liderini öldürürsünüz. Örgütte etkisiz hale gelir.” Baransu’nun bu sözlerinin F.Gülen’e ait olduğunu ve bu sözlerinin gereklerini yerine getirenin de başbakan olduğunu düşünmek herhalde yanlış olmaz.
Vurgulanmak istenen şu: Kaset ve MİT’in olduğu iddia edilen belgeyle yeni bir katil veya katiller zanlısı ortaya çıkmadı, yeni delillerle yeni cinayet odakları bulunmadı. Tam tersine daha önce işaret edilen, ‘işte katiller bunlardır’ denilen kurumların ve yapıların katliamı gerçekleştirmiş olduklarını biraz daha somutluk kazanmış oldu. Yani daha önce şüpheyle bakılan kurumlar kaset ve MİT belgesiyle teşhis edilmiş oldular.
Demek ki dün şüpheyle Cemaat ve hükmete, kaset ve MİT belgesiyle birlikte artık kesin bir dille ‘katil’ diyebiliriz. Her iki tarafın da sağa sola kaçma, bazı gerekçeleri ileri sürerek kendilerini sürecin dışında tutma, işlenen cinayeti başkalarının üzerine atma şansı ortadan kalkmış oldu.
Gelinen aşamada cinayeti değişik biçimde yorumlamak, başkalarının üzerine yıkmaya çalışmak, cinayeti örtbas etmekten başka bir anlam ifade etmeyecektir. Her iki belgeyle birlikte cinayeti işleyen Kürtlerin tasfiye edilmesinde koalisyon oluşturan iki ortaktır, kirli işleri ve cinayetleri birlikte yapan AKP ve Cemaat’tır.
Gülen Cemaati, kaseti ve MİT belgesini basına sızdırmakla kendini bu katliamın dışında tutamaz. “Bak işte cinayeti işleyen AKP’dir” diyemez ve kendini masum gösteremez. Gelinen nokta itibarıyla ses kaseti ve MİT belgesinin hazırlanmasında ve dolayısıyla cinayeti planlamasında Cemaat da baştan sonuna kadar işin içinde olduğu açığa çıkmıştır.
Ses kaseti ve MİT belgesinin daha sonra elde edilmesi ve basına sızdırılması gibi bir savunma zaten tümden gerçek dışıdır. Cemaat’ın ve Fethullah’ın “kaseti daha sonra elde ettim ve cinayeti açığa çıkarttım” deme şansı yoktur. Yani kısacası, her iki tarafın anneleri de ‘orada’ birbirlerini görmüş ve aynı işi birlikte yapmışlardır. Olay bu kadar açık ve net...
Kaset ve belgenin basına sızdırılmasının esas nedeni, Cemaat ile AKP arasında yaşanan çelişki ve çatışmanın bir sonucu olduğu kesindir. Önünü alınamaz iç çatışma derinleşirken, her iki taraf da Kürtleri yanına alma çabasında. Kürtleri yanına alarak sonuca gitmek isteyen iki taraf da, birlikte işlemiş oldukları cinayeti birbirlerine yüklemeye çalışmaktadır. Cemaat’ın belgeleri basına sızdırması, MİT’İn cinayeti öbür tarafa yükleme imasında bulunması bunun bir sonucudur.
Paris cinayetinin uluslararası boyutu asla gözardı edilemez. Fransa ve Almanya bu cinayetten haberi vardı. Çünkü katliamın yapıldığı zaman Kürtlerle Türk devletinin barışı konusunda belli bir uzlaşma ve diyalogun boy verdiği bir zamandı. Bu anlamda süreci baltalamak isteyen bazı yerel ve uluslararsı güçlerin ortak operasyonu olduğunu söylemek de yanlış değildir.
Uluslararası güçler Cemaat’la birlikte süreci baltalamak isterken, AKP de muhtabını korkutarak, zayıflatarak ve iradesini kırarak sürece çekmek istemiştir. AKP’nin, cinayete ortak olmasının başka bir nedeni de vardır: Cemaat’a muhtaçtı ve iktidarda oluşunun temel bir dayanağıydı. İşte cinayete ortak olmasının bir nedeni de buydu.
Sonuç olarak bundan bir yıl önce Paris’te üç Kürt kadını vahşice katledildi. Bu katlamı yapan da Cemaat, AKP ve bazı uluslararası güçlerdir. Bu, açığa çıkmıştır. Geride kalan tek bir şey vardır, Kürtlerin bu vahşi cinayetin hesabını sorması...

fuatkav@hotmail.com