“Boş ve kolay yaşam ölüme götüren yaşamdır.

Boş yaşamdan nefret edin.” (A.ÖCALAN)

Onlar boş ve kolay yaşamı seçmemiş ve ölümü kendi yaşamlarında zaten yenmiş kişilerdi. Bu nedenle ölen ve ölmekte olan esas olarak, onları fiziken aramızdan ayıran ama mücadelemizden kopartmayı başaramayan “yaşayan” cesetlerdir. Sakine heval, bir zamanlar televizyondaki “Özel Dosya” programında şöyle demişti: “biz ölümü bir kayıp olarak değerlendirmiyoruz.” Doğru söylüyordu. Bugün O’nun ve diğer iki yoldaşımızın ölümleri de bir kayıp değildir. Çünkü onlar ideal ve kararlılıklarıyla pratik mücadelede yaşamaya devam ediyorlar. Uğurlama törenleri, üç canın onbinlerce çoğaldığının da ispatı oldu.
Sakine Cansız (Sara) heval ile ilk karşılaşmam 1988-89 yıllarında Çanakkale Cezaevi maltasında olmuştu. O süreçte cezaevi iç denetimi devrimcilerin ellerindeydi. Bu durumu tünel kazma eylemiyle avantaja dönüştürmüş olarak her geçen gün dışarıdaki mücadeleye katılacak olmanın heyecanının yaşandığı günlerdi. Sakine heval’le ikinci kez koridor da karşılaştığımız da Kürt Özgürlük Mücadelesi üzerine sohbet ettik. Oldukça kazanımcı, nezaketli ve içten konuşuyordu. Titiz, inançlı, eğitici kararlı ve disiplinli bir arkadaştı. Üçüncü ve diğer karşılaşmalarım 2001’den itibaren Avrupa’nın değişik ülkelerinde ve sonra da bir başka yerde oldu. Kararlılığından, gülümsemesinden, nezaket ve titizliğinden bir şey kaybetmemişti…
Geçen yıl MGK’da alınan kararlardan birini hatırlayalım. “Nokta operasyonlarıyla lider kadrolar hedeflenecek. Bu suikastler biçiminde olacağı gibi nokta baskınları olarak da gerçekleşecek.” Bu içerikte ki açıklamayı şimdiki “barış oyalamaları” sürecinin diğer bir yüzü olarak aklımızda tutalım. Bu sadece Kandil’le ilgili bir söz değildi elbette. Bunun görüşmelerin yapıldığı döneme denk getirilmesi tamamen biilinçli bir seçimdir. AKP bir yandan barışçı olduğunu Öcalan’la görüşerek halkı aldatmaya çalışırken, diğer yandan da fiziki tasfiye süreçlerini de imha yoluyla Avrupa’dan başlatmış bulunuyor. Kandil’de başaramadığını buralarda başarmayı hedefliyor. AKP ise Oyalıyor, gevşetiyor, ‘benimde denetleyemediğim güçler var’ aldatmacasını beyinlere sokarak planlamasını adım adım devreye sokuyor. Bir yüzüyle gülümseyerek aldatıyor, diğer yüzüyle asıl işini sürdürüyor.
Üç özgür Kürt kadınının katledilmesi çift başlı yürütülen bir devlet politikasıdır ve uluslararası bir saldırıdır. Çünkü Kürt sorunu Avrupa’nın başımıza sardığı bir sorundur. Mesaj açıktır: “sizi her yerde vuracağız. Hiç bir yerde rahat gezemeyecek, oturamayacak ve uyuyamayacaksınız!” Bu mesajı neden veriyorlar? Çünkü Bahoz Erdal buna benzer sözleri TC’ye yönelik olarak geçen hafta yapmıştı. Sonra son karakol baskınları yapılmıştı. Üç canın şehadetiyle bunlara cevap verilmiş oluyor. Ve devletin başlatmış olduğu barış sürecini kendi elleriyle muğlaklaştırmak istiyor ve dalga geçiyor, oyalıyor ve de Özgürlük hareketinin davranışlarını, tepki ve hazırlıklarını ölçüyorlar. Nokta baskınıyla yapılan suikast bütün bunların ortaya çıkmış halidir.
Bu suikastle, “Sizi adım adım izliyoruz” mesajını da vermiş olarak telaşlandırmak, korkutmak ve hatalar yaptırmak istiyorlar. Onlar için suikastin Avrupa’da yapılmış olmasının özel bir önemi yoktur. Artık dünden daha fazla Avrupa TC’nin, Türkiye’de Avrupa istihbarat ve suikast timlerinin serbest hareket ve eylem alanıdır. Bunun böyle olmadığı, Fransa’nın suikastçileri açığa çıkartması ve yargılaması ile ispatlanabilir ancak.
Yani bu suikast, TC’nin “entegre” dediği uyumlu-koordineli ve çok yönlü tasfiye politikasının bir eylemidir. Erdoğan ve şurekası ne yapacağını açık açık söylüyor ve pratikleştiriyor. “Barış” adını kullanarak başlattıkları oyalama ve etkisizleştirme stratejisi, temel stratejinin bir ayağı olarak devam ediyor. İmralı görüşmeleri bunu perdelemenin bir taktiğidir. Yani ortada barış niyeti falan yoktur. Aksine gerçek barışın önünü kesmek için büyük bir yalan ve aldatma vardır. Suikast sonrası Erdoğan’ın ve bakan Çelik’in “iç hesaplaşma” açıklamasından sonra basının hemen dil değiştirmesi de bunu göstermektedir. Kısacası Devlet ve onun yürütmesi olan AKP’de değişen bir şey yoktur. Bu nedenle bunlara kanıp oyalanmak ölümdür.
Bugün Sakine, Fidan ve Leyla hevallerin “cansız” bedeni eski yoldaşlarına şöyle sesleniyor: “Ey dün benimle omuz omuza mücadele eden ama sonradan şu ve ya bu neden ve gerekçeyle oturan arkadaşlar, daha ne kadar oturacaksınız. Yoksa kendinize saygı duyacak kadar da mı vicdanınız kalmadı? Ayağa kalkma ve kaldığınız yerden devam etme cesaretiniz de mi tamamen öldü? Bakın ben hala yaşıyorum ama siz yaşadığınızın sanal aleminde öldüğünüzün bile farkında değilsiniz. Sizi yaşama davet ediyorum.” Sakine, Fidan ve Leyla hevallerin mesajı budur. Vicdanını kaybetmemiş olan onun eski yoldaşlarına duyurulur.