Umut ve barış kavramlarıyla açıklanmaya çalışılan bir sürece girildiğinden birileri ısrarla bahsediyor. Geçen yazımızda önümüzdeki sürecin yaygınlaştırılmış, derinleştirilmiş savaşa gebe olduğunu dile getirmiştim. Yanılmak isterdim. Ancak çok geçmese de bunun çok kapsamlı belirtileri yaşanıyor. Geçmişte Kürt halkına hukuki-siyasi açıdan yönelen güçler şimdi fiziki olarak da yönelmeye başladılar.

9 Ocak’ta PKK kurucu kadrolarından Sakine Cansız ve iki arkadaşının katledilmesi sürecin karakterini açıklayacak önemli belirtilerdendir.
Öncelikle bu katliamın tetikçilerinin bulunup yargılanması önemli olmakla birlikte her bu tür katliamda olduğu gibi tetiği çeken değil, azmettiren sistemi görmek önemlidir. Nasıl ki Ermeni, Yahudi katliamlarının asıl sorumluları ne İttihat ve Terakki ne de Hitler ise; bunu böyle değerlendirmek hakikati dar ele almaksa, Hitleri, İttihat ve Terakki’yi bu hale getiren, bunları büyüten sistemi görmek hakikati görmektir. Paris katliamı da böyle değerlendirilmelidir. Katliama izin veren, yol açan sistemi teşhir etmek, yargılamak, bu sisteme inat özgür ve alternatif duruşu yaşamsallaştırmak buna göre hareket etmek bu tür katliamlara verilecek en iyi karşılık olacaktır.
Paris katliamının önümüzdeki sürece ilişkin belirtilerini okuyup buna göre tavır belirlemek önemlidir. Tavır belirlerken suçludan-katilden medet uman pozisyondan kaçınmak şarttır. Örneğin Hrant Dink’in katilleri sözüm ona bulundu, peki sorun çözüldü mü? Bu katiller bulunup müebbet hapis cezası da alabilir ama katliamın arkasındaki güçler hedeflerini gerçekleştirdikten sonra bunun ne faydası olacak ki? Katillerin bir maşa olduğu bu tür katliamlarda görülen bir şeydir. Diğer bir örnek 1989’da Viyana’da katledilen I-KDP lideri Dr.Qasımlo’dur. Katilleri bulundu mu? Ne oldu? Dr.Qasımlo’nun katledilmesinden sonra bu katliama güçlü bir cevap verilemediğinden şimdi bu katliamı gerçekleştiren Ahmedi Necat (o dönem İran İstihbaratındadır.) Cumhurbaşkanıdır.

‘Nasıl böyle bir şey olur?’

Paris katliamı, Kürtlere yönelik bir asrı aşkın zamandır geliştirilen soykırımların bir parçasıdır. Bu katliam ve soykırımlar sisteminin başından beri yürütücülerinin, planlayanlarının uluslararası güçler olduğunu bir kez daha net görmemizi sağlamıştır. Ortadoğu’nun egemen devletlerinin bu soykırım sisteminde bekçi rolünde olduğunu göstermiştir. Bekçisiyle, polisiyle, diplomatı, askeriyle bu sistemi bir bütün görüp, bütünsel mücadele etmek gerekmektedir. Pek çok kimse bu katliamın “Demokrasi başkenti”, “Sanat Başkenti”nde yapılmasını garipsiyor, “nasıl böyle bir şey olur” diye soruyorlar. Ancak şunu görmek lazım ki, bu Kürt soykırım sistemi ve dünyanın dört bir yanında uygulanan katliamlar sisteminin uygulayıcısı ve destekçisi kendini demokrasi, sanat ve uygarlık kavramlarıyla kamufle etmektedir. Oraların demokrasi, sanat başkenti değil, katliam ve soykırımların başkenti olduğunu görmek, algılarımızı buna göre yeniden düzenlemek gerekir. Paris Katliamından Viyana katliamına, Berlin katliamına, Afrika’da, Amerika’da dünyanın dört bir yanında katledilmiş halkların kanları üzerinde kurulmuş olan bir sistemin dış görüntüsünün demokrasi olması bizi aldatmamalı. Bazı aydınlar buna şaşırdık diyorlar. Bu, sistemin gerçeğini görmemekle bağlantılıdır. Oryantalizmin zihinlerimizdeki etkisidir.  
Bu katliam sonrasında AKP sözcülerinin dile getirdikleri iç hesaplaşma olduğu söylemi siyasetteki ahlaksızlığın bir örneğidir. AKP devletinin siyasette başından beri sürdürdükleri siyaset dili ahlaksızdır. Bu dil siyaset dili değil, sokak jargonudur. Sokak jargonuna kulak asmamak; yürütülecek politikalarla bu sözleri söyleyenlerin ağzına tıkmak toplumsal ahlakın gereğidir. Eğer bu olayla bağlantılı olmasalardı böyle bir açıklama yapmazlardı. Böyle söyleyip katil TC’dir diye bu katliamda başta Fransa olmak üzere uluslararası güçlerin rolünü ve katilliklerini de kapatmamak önemlidir.

Uluslararası bir saldırıdır

Paris’te yapılan bu katliamın özellikle üç Kürt kadına yönelmesi uluslararası sistemin erkek egemen sistemiyle yürüdüğünü bir kez daha göstermiştir. Kürt Özgürlük mücadelesinin temel mücadelelerinden biri olan Kadın Özgürlük mücadelesinin uluslararası sistemi sarsan, korkutan önemli bir mücadele sahası olduğunu bir kez daha ispatlamıştır. Bu noktada sisteme karşı olduğunu söyleyen tüm güçler Kürt hareketiyle dayanışma içinde olmalıdır.
Bu katliamın diplomasi çalışması yürüten KCK kadrolarına yönelmesi Kürt halkının düşüncesi ve dinamiğinin evrenselleşmesinden duyulan korkunun ifadesidir.  
Peki şimdi ne yapmalı? Bu saldırının uluslararası bir saldırı olduğunu görmek gerekir. Bu saldırıların düzeyine denk büyük bir direnişin her yerde yürütülmesi gerekir. Fransa’da yıllar önce bir Cezayirli gencin bir polis tarafından katledilmesi sonrasında yaşanan olayları hatırlamak gerekir. Bu katliam belki direk bir Fransız resmi kıyafetli polisi tarafından yapılmadı ama Fransa ve Avrupa ülkeleri bu katliamı geliştiren sistemin bir parçasıdır. Nasıl Dr.Qasımlo, Şerefkendi bu uluslararası güçlerin kirli pazarlıkları sonucu katledildiyse Paris katliamı da bu sistemin bir sonucudur. Sistem Kürtlere karşı mücadelesinde hamle yapmıştır. Kürtler bu hamleye çok daha büyük bir hamleyle cevap vermeli. İşte katiller bulunsun, cezalandırılsın gibi mağdur dilinden kurtulup hesap soran dile ve eyleme her sahada kavuşmalıdır. Kürdistanlıların bu katliamla yanan yüreklerindeki ateşi bulundukları tüm alanlara, sokaklara yaymalıdır. Özelde Avrupa ve tüm Kürt gençleri içinde bulundukları gafil durumdan çıkmalıdırlar.
Derinleştirilmiş, yaygınlaştırılmış savaşa hazır bir örgütlülük ve duruşla bu katliamlar ve uluslararası soykırım sisteminin parçalanacağı bilinmelidir. Böyle olmazsa bu tetikçileri Türkiye meclisinde vekil ya da bakan olarak görmek çok da uzak bir ihtimal değildir.