9 Ocak günü Paris’te katledilen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez için 10 Ocak tarihinden bu yana çok sayıda ve çeşitlilikte eylem yapıldı. Bu eylem biçimleri içerisinde süreklilik kazanmış olan bir eylem var; o da 17 Ocak günü Paris Kültür Sanat Akademisi önünde, cenazelerini ülkeye göndermiş Kürt halkının öfkesinin doğallığında yola çıkmış haliyle devam eden Çarşamba Nöbet Eylemleri… Eylemde Paris Halk Meclisi Kadın Komisyonu başından beri aktif yer aldı. Komisyon adına Saniye Tunç ile Çarşamba Eylemleri ve eylemsellik içerisinde gelişen eylemleri konuştuk.


Çarşamba Nöbet Eylemi olarak Kürdistan tarihine yazılan bu eylem, sizlerin de katkılarıyla her hafta gerçekleştiriliyor. Bu eylem Paris boyutuyla katılım, nitelik, ilgi ve benzeri konularda nasıl bir seyir izledi?

Öncelikle ilk günden bugüne katılım sağlayanlara, duyarlılıklarını yitirmeyen tüm arkadaşlara teşekkür etmek istiyoruz. Bu eylem bir vicdan eylemidir. Bir borç bilme, bir minnettarlık, bağlılık eylemidir. Kadının varoluşunu, özgürlüğünü, yaşamını, kimliğini sahiplenme eylemidir. Böyle yaklaşıyoruz. Bu yaklaşımın sonuna kadar sahibi olmakta da kararlıyız. Çarşamba’nın adını bile duymak istemediğimiz bir öfkeye sahibiz maalesef. Paris bize ihaneti hatırlatıyor. Genelde Kürt halkına, onun özgürlük mücadelesindeki yaşamda ısrarına ve özelde kadın hareketinin kararlı dik duruşuna büyük bir komplonun adıdır. Yüreğimizde duran bir hançerin ismidir ve bu hançeri saplayanların gerçek sahipleri korunduğu, saklandığı sürece de bilenecek bu öfke. Çarşamba Nöbet Eylemleri doğru algılanmalı ve yaklaşım bu biçimde gelişmeli. Yani bu uzun soluklu bir yoldur. Kararlı olunmadığı sürece bu uzun soluklu yol beklenenden daha uzun olabilir. Bunun bir an önce sonuçlanabilmesi, istenene ulaşılmak isteniyorsa, daha özverili, daha duyarlı, hassas olunması gerekmektedir. Kimsenin bize bir şey vermeyeceği, bizim ısrarlı duruşumuz, inancımızla alınabileceği bilinci hakim olmalı. Bu eylemliliklerde biz kararlılık, ısrar, inançla yürürsek, bu komploların sahiplerini açığa çıkarabiliriz. Her hafta yapılan bu eylemlere ilk gün gibi yaklaşılmalı. Katılım sağlanmalı. Bunun için de tüm kadınlar, bu kurşunların kendine, onların haklarına, yaşamlarına, düşlerine, sevdalarına, özgürlüklerine sıkılmış olduğunu gerçekten hissetmeli, algılamalı. Sadece hissetmek de yetmiyor aslında, bir de sokağa hissettirmeli. Eğer böyle durursak, yeneriz haksız hükümleri.
Aslında Paris boyutuyla katılım çok düşük. Biz her hafta öyle ya da böyle bu eylemi gerçekleştiriyoruz. Unutmayacağımızı her fırsatta dile getiriyoruz. Öfkeyle haykırıyoruz. Sesimiz daha gür, daha güçlü olmalı. Daha güçlü olmalı; çünkü bizler Sakine Cansız’a, Fidan Doğan’a, Leyla Şaylemez’e dünümüzü, bugünümüzü, yarınımızın özgürlüğünü, kimliğini borçluyuz. Onun için de bıkmamalı. Haftanın bütün günleri, saatleri, zamanları zaten bizim özel yaşamlarımızla geçmekte. Bunları bizden kimse almıyor. Bu gündelik yaşam planlarımıza Çarşamba’yı da katmayı kendimize bir gereklilik ve hayatımızın en önemli randevusu olarak not düşmeliyiz. Biz her Çarşamba 3 arkadaşımızla randevumuza kesinlikle gitmeyi bir ilke haline getirmeliyiz. Orada olmalı, onlara sevgi, bağlılık, haklı mücadelelerinde adaletin arayışçıları olduğumuzu haykırmalıyız. Ancak böyle doğru cevap olunabilir onların yaşamına.
Yani Sakine Cansız’ın direnişçi, haklı, özgürlük mücadelesine sahiplik etmeliyiz. Onun hassasiyeti, zarafeti, narinliği ve sabrıyla yürümeliyiz. Rojbîn’in asi inancıyla bütünleşmeli, Ronahî’nin gençlik heyecanıyla haykırmalıyız haklılığımızı.

Devletin ve basın-yayın organlarının eyleme yaklaşımını nasıl buluyorsunuz?

Devletin yaklaşımını çok lakayt, ciddiyetsiz, samimiyetsiz buluyoruz. Kendi sorumluluğunu başkasına yıkmak isteyen, sorumlusu sanki kendisi değilmiş de başkasıymış gibi davranan, unutturmaya çalışıp, sesimizi bastırma çabaları içerisinde kesinlikle. Bizden bu yaklaşımlara sessiz kalmamızı ısrarla isteyip ikinci bir suçu işlemektedirler. Yaptığı, yaptırdığı ya da ortağı olduğu bu katliamdan kendini sorumlu tutan, mahçup olan bir duruşun yerine, ukalaca, sorumsuzca, kim vurduya götürmek isteyen bir sessizliğe gömülmeye-gömmeye çalışıyor. Buna öfkemiz ayrıca büyük. Bu katliamı ülkelerindeki diğer katliamlarda olduğu gibi üzerini kapatmayı planlıyorlarsa yanıldıklarını buradan söylemek istiyoruz. Bu kibirden bir an önce kurtulmalarını diliyoruz. Kürt kadınları olarak biz şunu da söyleyelim; Fransız devletinin sessizliği katliamın ortaklığının sessizliğidir. Böyle olmamış olsaydı, Fransız devleti ve onun hükümeti kendini töhmet altında bırakmayacak kadar da güçlüdür. Eğer bu böyle değilse bize dürüstçe, samimi bir yaklaşım gösterirdi diye düşünüyoruz. Basın devletin sağ kolu görevi görüyor. Devletin tavrı ne ise onların tavrı aynı. Aspagarasın peşinde koşuluyor, habercilik söz konusu değil.
    
Paris Çarşamba eylemlerinde alışıldık yöntemlerin dışında eylemselikler denendi. Örneğin pet şişelere doldurulmuş fasulyeler… Ve aynı gün eylem alanını dolduran çevik-kuvvet ekipleri…

Bizim bu eylem tercihlerimiz sessizliğe gelişen öfkeden kaynaklı. Gerçekten çok zorluyorlar sabrımızı. Fransız halkı, hükümeti, topyekün üç maymunları oynuyor. Fransız adaleti bir katliam adaleti değildir. Olmamalıdır da. Bunun böyle olmaması için üzerine düşeni büyük bir ciddiyetle yerine getirmeli, sorumluluğunu da taşımalıdır. Bir Çarşamba eyleminde daha gür bir ses için, içi fasulye ile doldurulan pet şişeler kullanıldı. O gün olağanüstü bir ‘güvenlik’ önlemi alınmıştı. Herhalde pet şişedeki fasulyelerden çok korktular!
Devletin kolluk kuvvetleri, devletin bastırma mantığıyla hareket ediyor. Bu nedenle çevik kuvvet akınına uğruyoruz. Onların düşündüğü şuydu: “Nasılsa bıkar ve bir gün diğerlerini nasıl susturduysak, onları da sustururuz.” Biz bunların bu mantık ve yaklaşımlarının sonucunda her hafta başka bir eylem şekliyle, dikkatleri bu katliama, devletin adaletsiz, ciddiyetsizliğine dikkat çekmek, burada yaşayan halkların da bunun farkına varması, katliama ortak olmamaları, susmamalarıı için, toplumsal duyarlılığı geliştirmek, sesimizin duyulması için daha çok sesli olmayı amaçlıyoruz. Kimse bizden sessizliğe bürünmemizi beklemesin.

Maskeler?

Üç arkadaşın ayrı ayrı fotoğraflarından oluşan maskeler yaptırdık. Tabii bunları takmak bizim için kolay olmadı. Fotoğraflara bakmaya yüreğimiz dayanmıyor. İçimiz titreye titreye taktık. Canımız acıya acıya ve bu acıyı, dünyaya, insanlığa haykırmak istedik. Bizi anlamak, insanlığın kendisini anlaması anlamına geliyor aslında. Bunun anlaşılmasını istiyoruz. Kadınlarımız ve dostlarımız o gözlere halen mahçup bakmakta. Çünkü hiç de bu katliama gereken hassasiyeti yeterli oranda geliştiremedik…  Bu eylemler her yerde eşzamanlı yapılmalı, daha çok duyurulmalı, daha güçlü çığlıklar halinde alanlara çıkılmalı.
 
Hava kuvvetlerine bildirilmesi gereken balonlar? Bu nedenle uçurulması yasaklanmış balonların sınırları aşması?

Evet, böyle bir yaklaşımla karşı karşıya geldik. Bizi eritmek istedikleri için böylesi bahaneler bulmaya devam edecekler. Çoğu zaman izin güzergahı, kimi zaman saat, kimi zaman hangi yolda yürüdüğümüz bugüne kadar problem oldu. Tavir, TC’den farksız değil aslında. Bu bir sindirme politikası ve biz bunun yanıtı olarak sokakta olacağız. Balon eylemimizde, gerçekten sınırların ötesine uzayabilme, derdimizi, çığlığımızı duyurmanın düşüncesiyle ortaya çıktı. Bu eylemde 3 arkadaşımızın ağzından, kendi adalet arayışlarını açıklayan bir bildiriyi balonlara bağladık. Polise rağmen, yasağa rağmen Kürdistan Enformasyon Bürosu önünden uçurduk. ‘Balonun düştüğü yerde birileri okur, belki sesimizi duyar’ derdindeydik.
Dünyanın bütün balonlarını eşitlik, özgürlük için uçurmaya hazırız. Yeter ki gerçek sorumlular açıklansın.  
 
Zarfla uzatılan güller?

Yine zarflara 3 arkadaşımızın bilgilerinin olduğu, adalet arayışımızın, mücadelemizin anlatıldığı, katliamın üzerinden 10 ay geçmesine karşın yaşanan suskunluğu anlattığımız bir açıklamanın içerisinde bulunduğu bir metni zarflara yerleştirdik. Üzerine farklı renklerle 3 arkadaşımızın adını yazdık. Yanına bir de gül yerleştirdik geçtiğimiz yollarda bulunan kadınlara uzattık. Neden mi? Kadınlar daha adildir ve adalete daha fazla önem verir. Emekçidir, direngendir ve kadınlar isterlerse başaramayacakları hiçbir şey yoktur. Devrimi, değişimi, gücü, iradeyi, daha güzelin olmasını kadın yaratabilir. 

Bundan sonrası için ne gibi çalışmalarınız var?

Bundan sonrası için de çeşitli eylemliliklerimizi planladık. Her ay o dört Çarşamba’yı planlıyoruz. Çeşitli aktivite, sınırların ötesine geçecek eylemsellikleri yasaklamalara, kısıtlamalara rağmen sürdüreceğiz. Bizi oyalamaktan vazgeçtikleri güne kadar sokakta olacağız.

Katliamın birinci yıldönümü için görüş ve önerileriniz var mı?

Bu katliamın yıldönümünde Avrupa, Türkiye ve Kürdistan’ın dört parçasında hayat durmalı. Aynı sesle sokaklara çıkılmalı, çığlığımızı aynı anda haykırmalıyız. Her sokağa, her kapıya 3 arkadaşımızın isimlerini yazmalı, resimlerini asmalı. Evlerin camlarına, sokak girişlerine, yazdığımız isimlerin yanı sıra balonlarımızı uçurmalıyız, onları anlatan şarkılar, şiirler, ağıtlar yakmalıyız. Onların masal gibi yaşayışlarını bütün sokaklarda bilen ve bilmeyene anlatmalı. Onlar gibi bir yaşamın sahibi olunarak ancak özgürlüğün destan yazan halkı, kadını olabileceğimizi ifade edebileceğimiz anlatılmalı, alanlarda olmalıyız topyekün, tek yürek…
 


SELMA AKKAYA/PARİS