Biliyordum: Sakine Cansız sınırötesi enternasyonalist bir sembol haline gelecekti.

Kolombiya FARC Barış Delegasyonu’nun: “Üç yoldaşımız Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in dün Paris’in merkezinde katledildiği haberiyle sarsıldık” demesini, sosyalist ve devrimci hareketlerinin çatısı olabilecek bir enternasyonalden yoksun kalan dünyaya rağmen, yapılmış ivedi ve işin doğasına uygun açıklama olarak algıladım.
AB Parlamentosu Başkanı Alman Sosyal Demokrat Martin Schulz’un 14 Ocak’taki oturumun açılış konuşmasının başlangıcında, Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’i anması ve cinayetin hemen aydınlatılması çağrısında bulunmasını, Avrupa topraklarında gerçekleştirilmiş bir cinayetin sorumluluğunu taşıyan bir yetkili olması açısından, yine işin tabiatına uygundu.
Şahsen beklemediğim açıklama, Almanya’da Die Linke politikacısı Oskar Lafontaine tarafından yapıldı. Lafontaine, Sakine Cansız’ın sadece Kürt Özgürlük Hareketi’nin değil, Kürt Kadın Hareketi’nin sembolü olduğunu belirterek, “Sakine Cansız ile Rosa Luxemburg arasında bir farkın olmadığını“ belirtti. Lafontaine 1985’ten 1998’e kadar Alman Sosyal Demokratları’nın öncü isimleri arasındaydı. Yüksek düzeyde kariyerleri: SPD Başkanı; Saarland Başbakanı; Kanzler adayı. Bir ironi değil ama, en yüksel politik kariyeri de Sarah Wagenknect ile arkadaş olması.
Ancak, titiz bir analizin ortaya çıkaracağı sonuçlara uyarlı anlamaya çalıştıklarımı buraya not etmek istiyorum:
BİR: Sakine Cansız’ın Avrupa’da katledilmesi, hep uzaklarda gerçekleşen “katl”i Avrupa topraklarına taşıdı. Bu beklenmedik olağanüstü cinayet, Avrupa’da kendisi için uyumaya terkedilmiş, başkalarını yargılayan etiğinin sorgulanmasının başlangıcı oldu. Bir vicdan hesaplaşması başladı. Bu trajedinin zamanlılığı ise, Avrupa’ya “tarihi şans” tanıdı.
İKİ: Paris’deki katl, işlevsiz kalmış enternasyonalizm için bir start oldu. Bu aynı zamanda, gençliğinde sosyalist, komünist olan, sonrasında yedeğe geçen ve üstü “yabancı sorumluluk”larla örtülen kaybolan kimliklerin yeniden keşfi için “start” verdi.
ÜÇ: AKP’yi aklayanlar, devleti aklamayı başaramıyorlar. Erdoğan’ın 2012 yılını “final yılı“ ilan ederek: “Avucunuzu yalayacaksınız. Siz bu ülkede bizimle final falan yapamazsınız. Ya insan gibi yaşar, bu milletin içinde barınırsınız yahut da kendinizine yaşayacak başka ülkeler bulursunuz. Veyahut da ebediyen mağaralarda, inlerde kalırsınız ki biz sizi inlerinizde de bulacağız…” demiş ve bu talimatı devlet güçleri Paris’te yerine getirmişti. Böylece, Paris’in de Edoğan için bir “in” olduğu ortaya çıkmış oldu.
DÖRT: Kürdistan’ı sömürge edinen güçler arasında var olan koordinasyonlar geçici olarak bir süre için rafa kaldırılmış olsalar bile, Paris katli, Türkiye’de Ergenekon üstü bir güç, yani “uyumayan devlet” tarafından yerine getirilmiş olabilir. Veya Irak, Suriye ve  Türkiye’den sonra, sıranın kendisine geleceğini bilen İran’daki “Allah Devleti” tarafından da yaşama geçirilmiş olabilir.
BEŞ: Sakine Cansız, dünyadaki sosyalist, devrimci ve ilerici, demokrat nüfusunun hafızasına kaydettiği, ilk Kürdistan’lı olarak kalacak. İnternet dünyasına dayalı iletişim, Sakine’nin kızıl saçlı fotoğrafını ve adını evinde bilgisayar ve ilgisi olan herkesle tanıştırdı. Böylece Sakine, Kürdistan ve Paris sınırlarını en hızlı aşan, enternasyonalist oldu.  
ALTI: Sakine Cansız, Avusturya kökenli Fransız sosyal felsefecisi André Gortz‘un “Hain” başlıklı eserinde, Marks’ın insan teorisini tanımlamasında: “O’nun için, insanı insan yapan şey: yaptığı işte kendisini yeniden tanıyabilmesidir” tablosuna uyan ender hüviyetlerinden biri olduğu için, insan etiği ve kimliğine anlam yüklemek isteyenlerin susuzluğunun yüksek olduğu zamanımızın “tarihi cevabı” oldu.
YEDİ: Bir enternasyonal yok ama, Sakine Cansız da ismi konmayan o “enternasyonal”i yeniden canlandırdı.
SEKİZ: Sakine Cansız ve arkadaşlarının katliyle, eğer tetikçiler Kürtler’den seçilmişlerse, hem Kürt dünyasındaki “kirli kan” sahipleri hem de, başta Türkiye, İran Ortadoğu’daki “kör vicdanlar” dünyası da sarsıldı. Bu Kürdistan’ın çıtasını yükselten beklenmedik bir “katl” olarak, zanlıları daha uzun bir dönem için pişman ettirecek ebedi bir suç olarak tarihe geçecek.