
Paris İklim Zirvesi: Felaketin eşiğinde
Paris’te Birleşmiş Milletler İklim Konferansı’nın yirmi birincisi (COP 21) devam ediyor. Peki bu konferans ve tartışılan konular neden önemli? 7 soruda oldukça özet olarak anlatmaya çalıştık.
1. Karbon salınımı nedir?
Küresel ısınmanın en önemli sorumlularından biri olarak her zaman karbon salınımı, diğer adıyla karbondioksit emisyonu gösterilir. İyi ama, nedir bu?
Yerküreye doğru yola çıkan güneş ışınlarının yüzde 30’u, doğrudan geri yansıyor, yüzde 20’si ise atmosfer tarafından emiliyor, “absorbe” ediliyor. Işınların yüzde 50’si yerküreye ulaşabiliyor. Bu denge, yerküremizin ısısını da belirliyor. Isıdaki en küçük oynamalar dahi anakaraların biçiminde kalıcı değişikliklere yol açabilir.
Karbon salınımı, karbon içerikli yakıtların (Fosil yakıtlar. Petrol, doğal gaz, kömür vs.) yanması sonucu oluşan karbondioksitin atmosfere karışmasına deniyor. Artan karbondioksit oranı, hava kalitesini düşürmekle kalmıyor, “sera gazı etkisine” yol açıyor. (Aklınıza bir domates serası gelsin. Serayı çevreleyen naylon tabakayı sera gazı olarak düşünün. Bu naylon tabakanın kalınlaşması, geçirgenliğinin azalması, sera içindeki havanın da ağırlaşmasına, ısınmasına neden olur. Güneş ışını, naylon tabakayı geçip domatese ulaşabilir fakat bu süreç sonunda doğal olarak enerjisi düşer. Dışarı çıkmak ister ama zaten azalmış enerjisi, naylon tabakayı aşmasına el vermez.) Atmosfere salınan karbondioksit, yeryüzünden yansıyan güneş ışınlarının uzaya çıkamadan tekrar yerküreye dönmesine yola açıyor. Bu etkiye karbondioksit dışında metan, karbonmonoksit ve azot oksitler de yol açıyor.
Yerküremize ulaşan güneş ışınlarının yoğunlaşan karbon tabakası dolayısıyla uzaya dönememesi, dünyamızın savaşlardan çok daha önemli ve tehditkar felaket senaryosuyla, küresel ısınmayla karşılaşmasına yol açıyor.
2. Karbon salınımına ne sebep oluyor?
Fabrika ve evlerin bacaları, araba eksozları, parfüm kutuları, gemiler, evimizdeki televizyon, radyo, bilgisayar, petrol kuyuları, çiftlikler, uçaklar... Şöyle bir çevrenize bakarsanız, karbon salınımının birçok failiyle göz göze gelirsiniz. Ama esas fail, bugünlerde Paris’te toplananlardan başkası değil.
Yerküremizdeki karbondioksit salınımının yarısının (evet, yarısının!) Nijerya’nın Ogoniland bölgesinde gerçekleştiği iddia ediliyor. Hikaye bildik bir kapitalist doymazlık hikayesi... Bu bölgede dünyanın en önemli petrol rezervlerinden biri olduğu, 1950’lerin ortalarında keşfediliyor. Shell, 1958’de petrol çıkarma çalışmalarına başlıyor. Bir süre sonra rezervin dudak uçuklatacak kadar büyük olduğu, Arap ülkeleriyle yarışabileceği anlaşılıyor ve çalışmalar hız kazanıyor. Doyumsuzca yürütülen çalışmada ortaya çıkan ham petrol akıntıları, yangınlara ve patlamalara sebep oluyor.
Yangın ve patlama, yaşananı karşılayabilir sözcükler değil: 13-14 bin derecede yanan alevler ve bunların ürettiği 35 milyon ton karbondiyoksit! Vahameti anlamak açısından: 90’ların ortasında bölgeyi ziyaret eden bir çevreci, çocukların hayatlarında hiç karanlık bir gece görmediğini anlatıyor.
Ogoniland bölgesindeki bu karbon salınımı, dünyadaki toplam karbon salınımının yarısına denk düşüyor. Küresel ısınma failleri arasında da birinciliği açık ara elinde tutuyor.
(Oranı veren, ABD’nin Berkeley Üniversitesi’nin Coğrafya Bölümü’nde hocalık yapan Michael Watts.)
Bu bilgi, karbon salınımı -dolayısıyla küresel ısınma- konusundaki gerçek suçluyu apaçık gösteriyor: Kapitalizm. Evimizdeki televizyonu bekleme modunda bırakmamamız, araba alırken karbon emisyonu rakamlarına dikkat etmemiz, vejetaryen olmamız ve başka şeyler elbette kişisel bir tutum olarak önemli. Fakat daha önemlisi, asıl sorumluyu bu fiilden vazgeçirmek ya da fiili işleyemez hale getirmek...
3. Küresel ısınma ciddi bir tehdit mi?
Öncelikle belirtmek gerekir ki, küresel ısınma yarının konusu değil, bugün yaşanıyor. Yerküremiz, ciddi iklim değişiklikleri yaşadı ve 1 derece civarında ısındı. Birçok canlı türü, bu ısınmanın etkisiyle yok oldu. Okyanuslar, “dipten gelen dalgayla” çalkalanıyor, uzmanlar “asitlenmeye” dikkat çekiyor. Kuraklık birçok bölgede şimdiden can alan bir sorun. Bazı bölgeler ise sellerle karşı karşıya.
Bu, dünyanın sonunu getirebilecek bir tehdit. Şöyle bir örnekle vahametin güncelliğini açıklamaya çalışalım: 2015 yılında 136 yılın en sıcak Eylül’ünü yaşadık. Ayrıca 1880’den beri en sıcak Ağustos’u. Yetmedi mi, son yüzyılın en sıcak Temmuz’unu da ekleyin.
Birleşmiş Milletler’in Şubat 2007’de hazırladığı rapora göre küresel ısınma iki derece artarsa, su sıkıntısı başlayacak. Kuzey Amerika’daki kum fırtınaları tarım alanlarını yok edecek; deniz seviyeleri yükselecek; Peru’da 10 milyon kişi su bulamayacak; mercan kayalıkları yok olacak; gezegendeki canlı türlerinin yüzde 30’u yok olmakla yüz yüze kalacak. Şimdilik uzak bir tehlike de olsa, 5 derecelik bir artış, dünyadaki yiyecek stoklarını da tüketecek.
Eğer ciddi önlemler alınmazsa, şimdiden küresel ısınma savaşlarına hazırlanabiliriz.
4. Şimdiye kadar neler yapıldı ve “COP” adı nereden geliyor?
İklim değişikliklerine ilişkin ülkeler arası ilk sözleşme, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC). Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde 1992’de düzenlenen “Çevre ve Kalkınma Konferansı“nda imzaya açılan ve ülkelerin onayını alarak 1994’te yürürlüğe giren sözleşme, sera gazları salınımını azaltmayı hedefliyordu. Sözleşmeye 191 ülke ve Avrupa Birliği taraf olmuştu.
UNFCCC’ye taraf olan devletler, 1994 yılından sonra her yıl konferans düzenlemeye başladılar. Bu konferanslara “Conferences of the Parties” (Taraflar konferansı, COP) denildi.
Konferansların en önemlisi üçüncüsüydü. 1997 yılında, Japonya’nın Kyoto kentinde düzenlendi ve halen tartışılan Kyoto Protokolü’nü ortaya çıkardı. Protokol, 2012 yılında kadar karbon salımının 1990 düzeyine göre yüzde 5 azalmasını gerektiriyordu. Protokol uyarınca gelişmiş ülkelere hedefler verildi; Çin, Güney Kore, Meksika ve başka gelişmekte olan ülkelere ise hedef verilmedi.
Kyoto Protokolü, karbon salımının ve küresel iklim değişikliklerinin en büyük sorumlusu tarafından ABD tarafından imzalanmayınca kağıt üstünde kaldı. Zira anlaşmanın yürürlüğe girmesi için küresel karbon salımının yüzde 55’inden sorumlu ülkelerin onaylaması gerekiyordu. Rusya’nın 2004 yılında imzalamasıyla hukuki olarak yürürlüğe girdi ancak bunun da hayatta bir karşılığı olmadı. Keza yükümlülüklerini yerine getirmeyen hiçbir ülkeye de yaptırım uygulanmadı.
Son önemli anlaşma ise 2009’da Danimarka’nın başkenti Kopenhag’ta düzenlenen COP 15’te imzalandı. ABD, Brezilya, Çin, Hindistan ve Güney Afrika’nın hazırladığı “Kopenhag Mutabakatı”na göre sıcaklık artışı 2 derecenin altında tutulacak, yoksul ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadelesi için 2020 yılına kadar 100 milyar dolar destek verilecek. Ancak anlaşmanın bağlayıcılığı olmadığı gibi, ülkelerin karbon salınımını azaltmasına yönelik bir hedefi de içermiyor.
5. Paris’teki “COP 21”de ne oluyor?
Paris’te Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansları’nın 21. düzenleniyor. Geçtiğimiz günlerde DAİŞ tarafından gerçekleştirilen katliam gerekçe gösterilerek protesto eylemlerine karşı polis şiddetiyle başlayan konferansta devletler, iklim değişikliğine ilişkin politikalarını açıklıyor. Konferans sonunda öyle ya da böyle bir anlaşma da ortaya çıkması bekleniyor.
Konferansı yerinde izleyen gazeteci Ömer Madra, “sahte çözümleri kapsayan bir anlaşmanın Toprak Ana’ya karşı bir suç teşkil edeceğini” söylüyor. Gidişat da tam olarak bunu gösteriyor. Konferansı yerinde izleyen gazetecilerin, çevre örgütlerinin ve akademisyenlerin ortaklaştığı nokta da bu.
Konferansa gelinmeden önce, Ekim 2015’e kadar ülkeler, “Ulusal Katkı Niyet Beyanı” (INDC) sunmuştu. Bu beyanlara da yansıyan şu: Konferans, karbon salınımını azaltmayı hedeflemiyor. Koyulan en büyük hedef, “2030’a kadar salınımın küresel ısınmayı en fazla 2 santigrat derece yükseltecek kadar artırılması.” Zira konferansta sunulan bütün karbon salınımı senaryolarında belirtilen artış hızı, 1990’a göre yüzde 45, 2000’e göre yüzde 39, 2010’a göre ise yüzde 17 daha fazla. Üstelik bu oranlar, ülkelerin taahhüt ettikleri planlamayı harfiyen uygulamaları durumunda gerçekleşebilecek.
Konferansı izleyen uzmanlar, oluşması muhtemel Paris Anlaşması’nın Kyoto Protokolü’nden daha kötü bir plan ortaya çıkaracağını söylüyor. Çevre örgütlerinin tepkisi de bu saptamadan hareketle artıyor. Çevreciler, bütün ülkelerin taahhütlerini yerine getirmesi halinde ortaya çıkacak 2 derecelik sıcaklık artışının da başta yoksullar olmak üzere dünya halkları için felaket olacağını, hedefin hiç değilse şimdiye kadar 1 derecesi gerçekleşen ısınmanın 1.5 dereceden daha yükseğe çıkmaması olması gerektiğini söylüyor.
Fakat 2 dereceyi dahi zor kabul eden ABD başta olmak üzere dünya devletlerinin, bırakalım 1.5 dereceyi kabul etmeleri, mevcut taahhütlerini bile önümüzdeki 15 yıl içinde yerine getirmeleri zor görünüyor. Zira başta petrol ve kömür şirketleri olmak üzere kapitalizmin temel unsurları, karbon salınımını pek de önemsemiyor. ABD, Fransa, İngiltere, Almanya gibi devletlerin politikalarına yön veren ise bu şirketlerin çıkarları oluyor.
Oysa artık, Papa Francis dahi, “Ya şimdi bu işi çözeceğiz ya da hiçbir zaman. Artık son sınıra kadar gelidk ve eğer bunu en güçlü şekilde ifade etmemi isterseniz, intihar sınırındayız diyebilirim” diyor. Yani COP 21’de de bağlayıcı, etkili, hayata doğrudan müdahale eden bir rota ve akabinde pratik ortaya çıkmazsa, felaketler ve felaketlere endeksli politikalar kapıda görünüyor.
6. Türkiye’nin iklim değişikliği politikası nasıl?
Paris’teki COP 21’de çevreci örgütler, iklim değişikliği konusunda en kötü politikaya sahip olan ülkelere her gün “Günün Fosili Ödülü” veriyor. Dördüncü günün ödülü kime verildi dersiniz? Evet, Türkiye bu ödülden geri kalamazdı!
Türkiye ödülü, “Ulusal Katkı Niyet Beyanı”nda belirttiği hedefin karbon salınımını azaltmayı değil artırmayı taahhüt etmesinden ama karbon azaltımı için verilecek finansal destekten de pay istemesinden dolayı verildi.
Türkiye, küresel karbon salınımının yüzde 0.94’ünden sorumlu. Bu oran düşük görülebilir ama 200’e yakın ülke arasında düşünüldüğünde hiç de öyle değil. Üstelik Türkiye’den karbon salınımı, 1990 yılından bu yana yüzde 110.4 oranında artmış bulunuyor. Halen de Türkiye, artırmayı taahhüt ediyor!
Dünyada alternatif enerji üretimi metotları konuşulurken, Türkiye bu tartışmalardan uzak duruyor. Aksine ülkede, termik santral tartışmaları nükleer santral tartışmalarına evriliyor. Karbondioksitin filtrelenmesi açısından da dünyada en kötü karneye sahip ülkelerden biri.
Bu tutumuyla Türkiye, 2011’de Güney Afrika’nın Durban kentinde düzenlenen İklim Değişikliği Konferansı‘nda da eleştirilmiş, “İklim değişikliğiyle mücadele eder gibi yapıp tam tersini yapan ülke” olmakla itham edilmişti. Ekoloji uzmanı Koray Doğan Urbarlı’nın deyişiyle, “Türkiye Dünya’yı yok etmeye uğraşıyor ama haberimiz yok!”
7. Tüm bunlar bizi ne kadar ilgilendiriyor?
İklim, dünyanın en önemli sorunlarından biri. Öyle ki, mevcut iklim değişiklikleri dahi dünyadaki birçok türün varlığını tehdit ediyor, ekolojik dengede geri dönülmez yaralar açıyor. Hatta bazı adacıkların bu süreç sonunda, hem de kısa vadede yok olacağı öngörülüyor. Ekolojik dengedeki bozulma, mesela ilk olarak, su ihtiyacının karşılanamaz hale gelmesiyle sonuçlanabilir. “Su savaşları” hiç de distopik değil!
Veriler, Nijerya’nın Ogoni bölgesinde insanlığa karşı işlenen bir suçun, Botan’ın ücra bir köyünün de kaderini doğrudan etkilediğini ortaya koyuyor. Antarktika kıtasında buzulların ufak bir hareketi, yerkürenin hangi bölgesinde, hangi ülkesinde, hangi kentinde, köyünde bulunursak bulunalım, bizi doğrudan ilgilendiriyor.
Uygarlık, ülkelerimizin arasına sınır telleri örmüş olabilir. Ama doğa, sınırları tanımıyor. Yerküre, Fransa’da ısındığı kadar Çin’de de ısınıyor; Mali’de yaralandığı kadar Şili’de yaralanıyor. Ogoni halkının Shell firmasına gösterdiği tepki, Kürdistan’ın kaderine de etki ediyor.
Hazırlayan: OSMAN OÐUZ
Kaynaklar:
* Türkiye İçin Düşük Karbonlu Kalkınma Yolları ve Öncelikleri; İstanbul Politikalar Merkezi, Sabancı Üniversitesi, Stiftung Mercator Girişimi; 2015
* Paris İklim Zirvesi’ne Giriş - Cemre Zekioğlu; Gaia Dergi (gaiadergi.com)
* Paris İklim Zirvesi ve BM Müzakereleriyle İlgili Bilmeniz Gereken Her Şey; Fiona Harvey; The Guardian (VoxEurop’tan Şehnaz Tahir’in çevirisiyle)
* Özgecan Kara ve Ümit Şahin’in Paris izlenimleri; Yeşil Gazete (yesilgazete.org)
* Türkiye Dünya’yı yok ediyor! Haberimiz var mı? - Koray Doğan Urbarlı (urbarli.net)
* Paris’ten radyo yayınları; Açık Radyo
* Sıcaklık haberleri için: ANF, Posta, Hürriyet
* Ekşi Sözlük (eksisozluk.org)
* BM anlaşma metinleri için: Wikipedia Türkçe