Doğayı ve ‘çevreciliği’ toplumdan ayrı ve özel bir alan ve olgu olarak ele alırsanız bu soruyu sorarsınız ve son günlerdeki isyanı temelsiz şekilde Almanya’daki “Stuttgart 21” mücadelesiyle karşılaştırırsanız!
‘Çevre’ terimi yerine şimdiye kadar hep kullandığımız ‘ekoloji’ terimini tercih ettikten sonra şöyle bir açıklama getirebiliriz: Olay derin ve çok yönlü!
Bir parkın toplumun temel ihtiyaçlarıyla alakası olmayan, neoliberal sistemde hızla yayılan bir alış veriş merkezi (AVM) için yıkılması kabul edilmez. Hele İstanbul gibi bir metropolün merkezinde olan bir mekanda parklara olan ihtiyaç daha da önemlidir. Kentlerde yeşil alanlar yaşam kalitesi için vazgeçilmez bir şarttır. Kentlerde yaşayan nüfus içinde gittikçe artan bir kesim (özellikle yeni yetişen nesilin önemli bir kısmı) yeşil alanların önemini kavramakta, doğanın hızlı şekilde yok edilmesinin sonuçta herkes için zararlı olduğunu düşünmeye ve her metrekare için duyarlı hale gelmeye başlamıştır. Beton ve asfaltın içinde insanların duygu ve tarzlarıyla kendi doğasına ne kadar yabancılaştıklarını anlamaktadırlar (tam ifade edemeseler bile). İnsan elin pozitif enerji dolu toprağa değmesi bazen kentlilere ne kadar da huzur verdiğini bir çoğunuz yaşamıştır.
Toplum içinde eleştirel siyasi kesimler de ‘ekolojik’ konularla son yıllarda daha fazla ilgilenmeye başlaması da bugünkü isyanın bir kaynağıdır (eylemlerde çekirdeğin önemli kısmı aktivist solcudur). Bunların ağırlıklı kısmı yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı hareket ederken, TC’de bir kısım ‘ekolojik’ aktivist aslında ‘çıkarsal’ açıdan ‘ekolojik’ konularda aktif olduğunu diyebiliriz. Buna negatif bakmayalım çünkü objektif olarak doğru faaliyetteler ve daha geniş toplumsal kesimlere ulaşıp bilinçlendiriyorlar; bazen eksik bağlantılar kursa ve ilgi duyan insanları kendi siyasi örgütüne yönlendirmek isteseler bile.
Yine son yıllarda TC sınırları içinde yüzlerce akarsu yok edilmeye başlandı, dağlar madenler için delik deşik edildi, orman kesiliyor, tarım arazileri endüstriyel tarım ile zehirlendi, termik santraller ile hava kirletiliyor ve ekosistemler kadar insan da bundan zarar görüyor. Bu taze ve her gün güncellenen ekolojik-sosyal yıkımın da toplumun hafızasında kayıtlı ve bugünkü geniş tepkinin bir başka kaynağıdır.
Gezi Parkı ayrıca mevcut rejimin, dindar ve dinci olmayan insanların hayatına müdahalesinin bir devamıdır. Bu müdahale son haftalarda gündeme gelen alkolü çok aşıyor ve insanın giyimi, hareketi ve çocuk planlamasına kadar yayılıyor. Son isyan buna da karşıdır. Yeni yetişen genç kuşak 70’li ve 80’li yılları tanımaz ve eski devrimcilerin yükünü taşımaz. Bundan dolayı da 15-20 yıl önceki gençlere göre daha rahat ayağa kalkabilir.
Kürtler arasında birçok kişi bu isyanı desteklemekte tereddütsüz: Protesto edenler arasında milliyetçi ve faşist kesim olsa da, geniş toplumsal kesimlerin ayağa kalkması TC’de Kürtler dahil bütün ezilen halk ve inançlar için olumludur. 30 yıldır haklı özgürlük mücadelesinde neredeyse tek kalan (çok az bir kesim ciddi dayanışma içinde bulundu) Kürtler için, Kürt olmayan halklardan onurlu barış amaçlı ciddi toplumsal destek gelebilir. Bu isyan daha hızlı şekilde ‘burjuva demokrasisine’ ve daha fazla temel hak ve özgürlüklere neden olabilir. Kürt özgürlük hareketi, zayıflayan Türk hükümet karşısında konumu ‘yeni süreçte’ ve müzakerede daha da güçlenir. Bu durumdan elbette doğa da faydalanır.
Görüyoruz ki: Doğa ve coğrafyanın savunma mücadelesini sosyal-siyasal mücadeleden ayıramayız, birbiriyle karşılıklı ilişkilidir. Onun için: Daha fazla isyan, daha fazla doğa!!!
‘Park protestosu’ sosyal-siyasal isyan dönüşünce
Bir parkın yok edilmesine karşı duran ‘çevrecilerin’ tepkisi nasıl olur da böyle gittiçe büyüyen bir sosyal protestoya dönüşür?