Fransa Gündemi


Fransa'da son bir yıldır tartışılan ve Macron yasası olarak bilinen çalışma yaşamını yeniden düzenleyen yasa Senato’da oylanırken, gündeme bu kez de Calais’te göçmenlere uygulanan şiddet görüntüleri girdi.

İktidardaki Sosyalist Parti ve sendikalar, kadın hareketleri arasında büyük tartışmalara yol açan Ekonomi ve Maliye Bakanı Emmanuel Macron’un öncülük yaptığı için Macron yasası olarak bilinen yasada 200 maddeyle çalışma hayatı yeniden düzenlendi. Yasa tasarı düzeyindeyken Ulusal Meclis'in Genel Kurulu'ndaki tartışmalarda 3 binin üzerinde değişiklik önergesi sunulmuştu. Tartışmaların odak noktası ise turistik yerlerdeki iş yerleri ve mağazaların hafta içi ve pazar günleri geç saatlere kadar açık kalması oluşturuyor. 

Tasarı, noter ve haciz memurlarının çalışma koşullarının düzenlenmesi, iş mahkemelerinin görev alanları ile ilgili düzenleme, ehliyet alımındaki kuralların basitleştirilmesi, şehirler arası otobüs hatlarının düzenlenmesi gibi farklı sektörleri kapsaması sektörlerde hakim olan işverenleri de tartışmaların içine çekti. Özellikle otobüs firmalarına getirilen kolaylıklar nedeniyle tren ulaşımının devi SNCF bileşimi ayağa kalktı. İşverenleri ilgilendiren kısımlarda yapılan düzenlemelerin ardından halkın, sendikaların tepkilerine rağmen Sosyalist Parti Hükümeti "ekonomiyi düzenleme" adına yasayı sonunda Senato’dan geçirerek kabul etti.

Yasadan sonra Fransa’da ikinci gündem göçmenlere yapılan uygulamalardı. Göçmenlerin sorunlarıyla ilgilenen Calais Göçmenleriyle Dayanışma grubu tarafından Fransız polisinin göçmenlere kötü muamelesine dair elde edilen görüntülerin basına yansımasından sonra yeni göç dalgası yeniden gündeme geldi.

Fransa’nın kuzeyindeki Calais şehri on yıllardır İngiltere’ye kaçak şekilde geçmeye çalışan göçmenlerin mekanı durumunda. Şuana kadar sayısız kez polis saldırısı, kampların tahrip edilmesi, bölge faşistlerinin saldırısına maruz kalan göçmenler gündem olmamıştı. Ta ki bu hafta yayınlanan bir TIR'ın içerisinde İngiltere’ye kaçak girmek isteyen göçmenlerin Fransız polisi tarafından şiddete maruz kalışlarının görüntüleri yayınlanana kadar.

Şiddet sistematik olarak bölgede göçmenlere uygulanırken bugüne kadar görüntüsünün olmaması nedeniyle gündem oluşturmuyordu. Oysa sadece Calais’de değil, Fransa’da göçmenlere yönelik uygulamalar giderek sertleşiyor. Özellikle son bir yılda Mali, Suriye, Ortadoğu’nun değişik ülkelerinden şebekeler binlerce göçmeni Fransa’ya taşıdı. 

Fransa’da yaşam koşulları nedeniyle kalmayı tercih etmeyen göçmenler, geçiş olarak kullandığı Fransa’da en insanlık dışı koşullara maruz kalıyor. Paris’i çevreleyen banliyölerin metro başlarında öbeklenen Suriyeli göçmenler tıpkı Calais’de olduğu gibi günlük ve sistematik olarak polis şiddetine maruz kalıyor. Ama şiddet uygulanan göçmenler bilinçli olarak gözaltına alınmıyorlar. Çünkü göçmenlerin gözaltına alınması durumunda Avrupa Birliği Göçmen Yasası gereği girdiği ilk ülkede oturum için başvurması gereken ülke oluyor. 

Göçmenler, yakalanıp ve parmak izi alındığında ülkeyi terk etse bile diğer bir Avrupa ülkesine başvurduğu anda tekrar Fransa’ya gönderiliyor. Söz konusu şiddet görüntülerinin göçmenlere yansıması ise muhtemelen önümüzdeki günlerde sertleşecek göçmen yasalarını getirecek. Polisler için birkaç görev yeri değişimiyle olayın üzeri kapatılacak.

Yaşanan krizin faturası çıkan yasalarla toplumun sırtına bindirilirken, en ağır koşullarda bulanan göçmenlerin dramı bile göçmenlere geri dönen bir silaha dönüşüyor. Fransa’da bütün bunlara karşı tepkiler ise toplumsal tabanını yitirmiş ve sol muhalefete kalmış durumda!