Kürt sorununun demokratik çözümünü geliştirme konusunda hükümet adına bu şekilde niyet beyan ediliyor. Ancak pratikte somut hiçbir adım görülmüyor. İmralı ile görüşmeler de sürüyor. Ancak yapılan bu görüşmelere paralel olarak sorunun çözümüne ilişkin hiçbir pratik adım görülmüyor. Tam tersine giderek durumun kötüleştiği yansıyor. Kürt Halk Önderi’nin en son yeğeni ile yaptığı görüşmede, İmralı görevlilerinin gösterdiği muamele bunu kanıtlıyor.
Bu iş böyle yürümez diyenlerin sayısı giderek artıyor. Bunu sadece Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi söylemiyor. Demokratik çevreden ve kamuoyundan da birçok saygın insan ve çevre bunu değerlendiriyor.
Bu iş elbette böyle yürümez artık. Hükümetin ve devletin bu konuda somut bir şeyler yapması lazım. Bir milimlik pratik ilerleme olmamışken istenildiği kadar konuşuluyor densin, fazla bir anlam taşımıyor artık. Üstelik, Kürt basın ve medyası her gün AKP’nin DAİŞ’e tankların ve cephanenin nasıl geçirildiğinin kanıtlı görüntülerini veriyorken, tanıklar her gün konuşuyorken, günde onlarca Kobanê direnişçisi bu silah ve cephaneyle şehit düşüyorken, özel güvenliği tutulan Türkiye hastahanelerinde vahşet çetesi yaralılarının tedavi altına alındığının görüntüleri de durumu ispatlıyorken, yapılmakta olan görüşmelerin anlamı elbette tartışılır duruma gelmiş oluyor.
Kobanê’deki durum, normal çatışmaların ve direnişin yaşandığı bir durum değildir. Normal duygu ve bilinçle karşılanacak bir durum değildir. Yaşanan çatışmanın günlük bilançosu oldukça ağırdır. Kobanêli Kürtler "bir tek Kürt kalana kadar direnmeye devam edeceğiz” diyor. Kobanê Demokratik Kanton Yönetimi Başkanı Enver Muslim dahil olmak üzere, herkes tüm kamuoyu önünde silah kaldırdı. Kürtler Kobanê’de gerçek bir seferberlik sürecinden geçiyor. Kobanêli babalar ve kızlar, analar ve oğullar birlikte nöbet tutuyor, birlikte savaş cephesinde savaşıyorlar. Kobanêli ana ve babalar, bunca evlat gömmenin acısına, cepheye katılıp savaşarak katlanmaya çalışıyorlar.
Sözde uluslararası çapta DAİŞ ile mücadele kararı alınmış. Evet, DAİŞ’ın üslendiği Raqqa, Dêrazor ve Til Ebyad gibi Arap kentlerinin uçaklarla vurulduğu haberleri var. Ancak bu vuruşların ardından DAİŞ’in ciddi bir güç kaybettiğine dönük somut bilgiler yok. Ciddi darbeler yeseydi, aldığı bu darbeler Kobanê’deki saldırılarda zayıflamasına neden olurdu. Ancak böyle ciddi bir zayıflaması yok. Kamyonlar dolusu patlayıcıyı bulup Kürtlerin yaşadığı yerlerde patlatıyor. Uluslararası güç uçaklarla etkili ve isabetli bombalıyorsa celladlığını sürdürme gücünü peki nereden buluyor? Ya da Kobanê’yi çembere alan çete gücü, neden bu uçak bombardımanlarının hedefleri arasına alınmıyor? Bu vahşet çetesi karşısında bu kadar savaşan ve günlük olarak ağır bedeller veren YPG ve YPJ güçlerinin direnişi neden bu mücadelenin bir parçası olarak görülmüyor?
Erdoğan, ABD Başkanı ile görüştü. Bu görüşmede DAİŞ ile mücadeleyi destekleyeceğini söyledi. Peki neyin karşılığında? PYD’nin de terör listesine alınması karşılığında mı yoksa Türkiye’nin Rojava’da bir tampon bölge oluşturması karşılığında mı?
Erdoğan’ın tüm bu arayışları, Kürt sorunu konusunda tam da Numan Kurtulmuş’un "Allah korusun” diyerek söylediklerinin gerçekleşmesine sebep olacak arayışlardır.
Ay sonunda “ateşkesi bozabiliriz” dedi KCK. Bunun olması için ortada yığınla haklı gerekçe var. Bu yığınla toplanmış gerekçeler, aslında sadece ateşkesin bozulması için değil, Kürtlerin özgür geleceklerini tesis etmeleri için farklı ittifak arayışları içine girmesine de oldukça elverişli ortam sunmaktadır. Şimdiye kadar olmamış olması tercih ile ilgilidir.
* Kürt Halk Önderi’nin İmralı’daki yaşam ve çalışma koşullarının değişmesi, adaya götürülen tutukluların arasında kadın tutuklulara da yer verilmesi için gerekli imkanların oluşturulması,
* Tarafsız, üçüncü bir izleme inisiyatifinin geliştirilmesi, bu inisiyatifte yeterli düzeyde kadın temsilinin de mutlaka yer alması,
* AKP Hükümeti ve Türk devletinin DAİŞ’e verdiği desteği pratiksel olarak çekmesi.
Bunlar kısa süre içinde gerçekleşmezse Kürtler, kökeni taa Malazgirt, Çaldıran, Ulusal Kurtuluş Savaşlarındaki tarihsel sosyolojik ittifağa dayanan birlikte yaşam tercihlerini, çok istemeseler de değiştirmek zorunda kalacaklardır.
Peki Allah korumaz ise!
"Çözüm süreci fantezi değildir. Türkiye çözüm sürecinden vazgeçemez” diyor, yeni başbakan yardımcısı Numan Kurtulmuş ve ekliyor: "Allah korusun vazgeçilirse o zaman Türkiye eski günlerine geri döner” diyor. Durumun farkındalar aslında. Çok doğru diyor. Ama sadece doğru diyor.