Yaz gecelerinde Dêrsim’de olmak bir başkadır. Tuhaf bir hüzün kaplar insanın içini. Gündüz tüm cömertliğiyle kendini sunan güneş, hüzünle ayrılır dağların, tepelerin ardına. Ve ardından herşey adım adım gecenin sessizliğine teslim olur.
Bu sessizlik ilginç bir korkuya neden olur insanda. Karanlığın içinden insan çığlıkları duyar gibi olursun. Börtü böcek, kurbağa sesleri gecenin bize ait olmadığını hissettirir. Ama bir ses var ki, yüzyılların çığlığı, feryadı, pişmanlığı gibi yankılanır dağlarda.
Her Dêrsimli çocukluğundan beri tanır bu ağıdı, pepûgun ağıdı...
- Pepo
- Keko
- Kam kist
- Mı kist
- Kam şüt
- Mı şüt
Gecenin karanlığında pepûgun o hüzünlü sesi insanı Dêrsim’de yaşanan tarihsel acılara götürür. Katliamlara, sürgünlere ve evine bir daha hiç dönememiş Dêrsim’in kayıp kızlarına.
Ve pepûgun o acı feryadı büyüdükçe, pişmanlıklar, yarım kalanlar ve hakkını veremediğin herşeyin acısını, burukluğunu hissedersin yüreğinde. Geriye dönülmez bir pişmanlıktır pepûk, bir yakarış, bir ağıttır.
Dêrsim’in başına gelmiş ve gelebilecek felaketlerin habercisi gibidir adeta.
“Tarih günümüzde, günümüz tarihte saklıdır” gerçekliğiyle yola çıkarsak, pepûk biz Kürtlerin tarihsel gerçekliğini de anlatıyor aynı zamanda. Tarihin her sürecinde, Kürt’ün yanıbaşında kardeşi katledilmiş veya tanık olmuştur yaşanan onca vahşete.
Bazen hayatta kalabilmek, ölmemek için bu vahşeti, acıyı görmezden gelen her Kürt’ü kaçınılmaz bir pepûk yapmıştır yaşam.

Şimdi de zehirli şerbet...

Dêrsim’de yaşanan acılara engel olamadıkları, çaresiz kaldıkları için, kendilerini pepûk gibi suçlu gören, pişmanlık duyan nine ve dedelerimiz pişmanlık içinde söylene söylene göçüp gittiler.
Yaşatılan onca zulme, acıya, sürgüne, katliamlara ve asimilasyon politikalarına rağmen, Dêrsim bir kez daha kanatılmak isteniyor. Yani daha çok pepûklar yaratılmak isteniyor.
Osmanlı’dan Dêrsim düşmanlığını devralan TC, neredeyse bir asırdır Dêrsim’le hesabını kapatmamıştır. Katliam ve kışla kültürüyle Dêrsim’e verilen zehir şimdi şerbete katılarak verilmeye çalışılıyor.
Bu yüzden sinsi oyunlarla, Dêrsim inancını başka dinlerin, inançların içine sıkıştırıp sünnileştirme, oraya ait ritüelleri yok sayma, kimlik tespiti yapma çabasına girme ile acılarımızın üzerinde alçakça tepinip, kendi kirli siyasetlerine malzeme üretiyorlar.
Geçmişte vergi ve asker vermeyen, padişahlara kafa tutan asi Dêrsim’e olan tahammülsüzlük, şimdi de Dêrsim’in bir kadın kenti olması, kültürel dokusu, özgünlükleri, yaşam biçimi, doğası ve diline olan tahammülsüzlükle had safhada devam ediyor.
Yani Dêrsimle 76 yıl önce nasıl oynandıysa, iktidar bugün yine aynı zihniyetle işbaşındadır. Kısacası bugün Dêrsim’e dayatılan, pepûkun kaderi gibi, kardeşinin ölümünü seyrettirmektir.
Peki, bütün bu saldırıların devam ediyor olmasının bir nedeni biraz da biz Dêrsimlilerin eksikliği ve parçalı duruşu değil midir?
Yıllardır birçok devrimci grup ve örgütlenmeye analık yapan Dêrsim, maalesef hakkettiği özveriyi ve sahiplenmeyi görememiştir.

Alevilik salt bir inanç değildir

Kürdistan’ın her parçasından Dêrsim dağlarında, Dêrsim’in yiğit evlatları ve onurlu halkıyla direnenler olduğu gibi, maalesef Seyid Rıza’nın, Ali Şêr’in, Zarifelerin, Beselerin, Zilanların, Mazlum ve Saraların davasına sahip çıkmayan, sistemle entegre olmuş, iktidara sırtını dayamış, yoldan dönen düşkünler de az değil.
Dêrsim’de yaşanılan Alevilik salt bir inanç değildir. Cinsler arası mutabakata varılmış toplumsal bir sözleşme biçimidir.
İnsan odaklı bir yaşam tarzıdır, kabesi insandır. Diğer toplumlarla kıyaslanmayacak kadar kadın odaklı ve doğayla uyumludur.
Toplum ve doğa uyumunun en güzel yaşandığı bir coğrafyadır Dêrsim. Doğaya saygı büyüktür. Kutsanmıştır doğası. Dağları ziyarettir, Munzur’dur, Düzgün babadır, Sultan babadır...
Bir kadın olarak, Dêrsim’de hiç bir yerde olmadığım kadar rahatım. Bunu Dêrsim’e yolu düşen her kadın mutlaka fark eder. Kadın yaşamın içinde kendisini var etmiştir ve toplumsallaştırmıştır.
Bütün her şeye rağmen Dêrsim yıllardır direniyor. Yaşadığı acıyı, mücadele mirası ve devrimci geleneği Besê ve Zarifelerden devralan Zilan, Beritan, Sara ve Dêrsim’in  asi ve yiğit kızları Dêrsim’in daha fazla pepûklaştırılmasına müsaade etmeyecekler...
Pepo... Keko...  * Pepûk (Guguk kuşu)


DENİZ DEMAN
denizdeman@icloud.com