Eskiden aşiret çatısı altında yaşayan topluluklar, sorun yaşadığında o aşirette söz sahibi olan kişilere baş vurur orada sorunlarını hallederdi. Eee aşiret büyüğü olmak kolay değildi. Madem böyle bir rol ve misyon biçersin kendine, çatın altında yaşayan halkının her türlü sorununa şifa olma ve çözüm bulma sorumluluğun olur. Gerektiğinde düşman gördüğün karşı aşiretinle bile aynı masaya oturup huzurun için anlaşma yaparsın. Böylelikle meşrutiyetini ve işlevliliğini kabul ettirirsin... Söz konusu devletleşmeye gidilince yükün daha çok artar ve o ülkede yaşayan tüm halkların sorunlarını çözmek, halkını korumayı gerektirir. Ne zaman bunları yapamıyor hale gelirsen o zaman halk, devletin kapısına değil çözüm bulacağı bir başka kapıya gider.

Bunları neden söylüyoruz. Günlerdir Halkların Demokratik Partisi (HDP)’nin Amed il binasının kapısında oturanlar aslında yıllardır devletin çözüm bulamadığı daha doğrusu bulmak istemediği, kendi çıkarları doğrultusunda militarizmden beslenen bir devlet anlayışınının ürünüdür. AKP-MHP rejimi iktidarını militarizmin çığırtkanlığı ile yaşatan bu güçler Türkiye’yi büyük bir kaosa sürüklemiş bunu örtmek için ise aileleri HDP’nin kapısına göndererek kendilerine propaganda aracı haline getirmekte.

Her biri ayrı bir tiyatro baladı ve sinema repliği ezberlettiği insanları oraya toplayarak ‘sözde devlet’ kendisine de o kapıyı mekan edinmiş. Sormak gerekir, madem ki siz “halkımız” dediğiniz kişilerin güvenliğini sağlayamıyorsanız, sorunlarını çözemiyorsanız peki adınız neden ‘devlet’? Merak ediyorum, emin benim gibi merak edenlerde vardır...

Tablo çok net. Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk HDP Amed il binası önünde toplananları ziyaret eder. Ardından Türk İçişleri Bakanı olduğu iddia edilen Süleyman Soylu AKP-MHP rejiminin “sanatçıları” avanesi ile aynı yeri mekan eyliyor. O tabloya görüldüğünde ilk akla gelen devletin büyük bir çöküş içinde olduğu, son çare olarak böyle bir yönteme başvurulduğu anlaşılıyor. Fazla söze gerek var mı bilemiyorum, aslında devlet şunu net diyor; artık sizin sorunlarınızı çözemiyoruz ne haliniz varsa onu görün...

Komplo teorisi ellerinde patladı

Devlet son oyunu ile ava giderken aslında avlandı. Kürt halkı üzerinde uygulanan darbe planı halkın direnişi ile karşılaşınca her dönem olduğu gibi bu süreçte de çirkef planları devreye girdi. Kayyumlar, ‘pençe’ ve ‘kıran’ operasyonlarında özgürlük gerillaları karşısında kırıma uğrayınca, bu kırımın kamuflajını bu şekilde kaptmaya çalışıyor. Kaldı ki orada oturanların birkaçı farklı tarihlerde PKK tarafından esir alınan polis, asker aileleri.

Yıllardır devlet buna çözüm bulamadı da oraya mı gönderdi? Özgürlük Hareketi bu polislerin alınması için heyet gönderilsin dedi. Ama devlet zaten o polis ve askerleri savaşa gönderirken gözden çıkarmıştı. Bu nedenle heyet gönderme, hatta gündemine almaya bile tenezzül etmeyen bir ‘sözde devletten’ bahsediyoruz. Bu aileler zamanında devlet kapısına gitti hiçbir cevap almadan yıllardır bekliyorlar. Türkiye cumhurbaşkanı ve içişleri bakanı “ailelere destek veriyoruz” diyor. Sizin işiniz destek değil çözüm bulmak ve yıllardır esir alınan polislerinizi almak için heyet göndermektir.

Hal bu kadar şeffaf ve gözler önüne serilince ‘kırıma’ uğrayan devlet, destekle kendini avuttuğu ve halkı da kandırdığı ortaya çıkıyor. Her kırıma uğradığında özel savaş politikalarını devreye koyarak özgürlük gerillalarının, ailelerini kullanmaya çalışıyor. 45 yıldır acaba bu zorla götürülen çocuklar neden geri gelmiyor diye kendilerine soruyorlar mı? Soruyorlarsa yanıt nettir. Dağlarda zorla kalınmaz, istiyerek, severek kalınır mücadele için kalınılır, bu yüzdendendir ki Özgürlük Hareketine yıllardır katılımlar oluyor. HDP binası önüne oturan bir aile sekiz yıldır oğlum gitmiş diyor. Bu sekiz yıl içersinde o çocuk gelmemiş ise bu ne demek oluyor? Cevap basit bilerek, isteyerek gitmiş oluyor. Bu yüzden bu özel savaş politikaları artık tutmuyor.

Ailelerin hesap soracağı kapı devlet kapısıdır. Devlete güvenmiyorsanız ki var olan tablo bu güvensizliği göstermekte öyleyse tüm demokratik kesimlerle birlikte bu militarist güçlere dur demeli. Nerede bu devlet, diye sormalı. Bu devleti görmeyen kalp hastası vatandaşın HDP binası önüne giderek ‘ben devlete gelmedim çözüm olacaklarını bilseydim devlete giderdim’ demesi gibi...

Özetlemek gerekirse bu ve bunun gibi yaşanılan olaylara bakıldığında devletin arkaplanını görüyoruz. Sonuç mu: Kürdistan’da kırmızı perde de sahnelenen ve havuz medyası yolu ile çarşaf çarşaf reklamı yapılan devlet oyunu, iktidar için mutsuz son ile sonuçlandı.