- Fabrika işçiliğinden Dünya Kupası’na uzanan yolculuğunda Deniz Undav, sadece gol atmadı; Kürt-Êzîdî bir gencin sistemin kalıplarını nasıl aştığını, önyargıları nasıl yerle bir ettiğini gösterdi. Undav, attığı gollerle hem Almanya’yı son 16 turuna taşıdı hem de Kürt gençlerine “Biz de zirvede yerimizi alabiliriz” mesajı verdi.
MÎRO AKAY
Profesyonel futbol dünyasında yazılı olmayan bir kural vardır: Uyumlu ol, sessiz kal ve sisteme ayak uydur. Deniz Undav ise hiçbir zaman bu kurala göre yaşamadı. Onun hikayesine bakıldığında kusursuz ilerleyen bir kariyer çizgisi değil, emekle, inatla ve mücadeleyle örülmüş bir yol görülür. Kürt-Êzîdî bir ailenin çocuğu olarak futbol ona altın tepside sunulmadı. Çocukluğundan itibaren “fazla kısa”, “fazla yavaş” olduğu söylendi, hata bu dünyanın parçası olmadığı hissettirildi. Ancak Deniz, kendisine yöneltilen bütün kuşkuları güce dönüştürdü. Çünkü insanlara “fazla küçüksün” diyenler çoğu zaman onları küçük tutmak, belli kalıpların içine hapsetmek ister. Belki Deniz futbol için fazla küçüktü ama o kalıplara sığmayacak kadar büyüktü.
Yaşıtlarının büyük bölümü profesyonel kulüplerin steril altyapılarında yetiştirilirken Deniz bir atölyede çalışıyordu. Makine operatörü olarak hayatın gerçek yüzünü erken yaşta tanıdı. Daha stadyum ışıkları altında sahaya çıkmadan önce emeğin, alın terinin ve geçim mücadelesinin ne anlama geldiğini biliyordu. İşte bu yıllar onu olgunlaştırdı, bakış açısını futbolun sınırlarının ötesine taşıdı.
Tüm engellere rağmen, hatta onu hâlâ yeterince ciddiye almayan teknik direktörlere ve şüphecilere rağmen Dünya Kupası'nda gol atmayı başarması yalnızca bir spor istatistiği değildir. Bu, bir mücadele insanının verdiği cevaptır. Onu küçümsemek isteyenlerin kayıtsızlığını gollere dönüştürdü. Üstelik bu, Deniz'in hayatı boyunca yapmak zorunda kaldığı bir şeydi. Çünkü o yalnızca bir futbolcu olarak değil, bir Kürt olarak da sürekli direnmek, nefret dolu sesleri savuşturmak ve karakterini korumak zorundaydı.
Sadece golcü değil
Bu gol yalnızca onun ilk Dünya Kupası golü değildi, aynı zamanda bu sahnede bir Kürt tarafından atılan ilk goldü. Ancak Undav bizim için sadece bir golcü değil, aynı zamanda bir örnektir. Amed'den Berlin'e kadar bütün Kürtler ve sürekli kuşkuyla karşılanan tüm göçmen kökenliler için Deniz, direncin ve kararlılığın simgesidir. Attığı ilk ve sonraki gollerle de güçlü bir mesaj vermiştir.
Deniz Undav'ın yükselişi yalnızca sportif bir başarı hikayesi değildir aynı zamanda kendisini liyakat ve performans üzerine kurulu olarak sunan, fakat gerçekte dışlayıcı işleyen bir sisteme indirilmiş sert bir darbedir. Almanya'nın gençlik futbol merkezleri, farklılıkları törpüleyerek herkesi aynı kalıba sokmaya çalışan steril fabrikalara dönüşmüştür. İşçi bir ailenin Kürt çocuğu bu tablonun parçası değildi. Ancak Deniz tam da dışarıdan gelerek bu sistemi boşa çıkardı. Onun başarısı, Bundesliga'nın yönetim katlarında oturan “uzmanların” yıllarca sokakta yetişen yetenekleri görmezden geldiğinin açık kanıtıdır. Deniz yalnızca goller atmadı, önüne engeller koyan kurumları da teşhir etti.
Bugün eğitim sisteminde ya da çalışma hayatında umutsuzluğa kapılan herkes için Deniz'in hikayesi açık bir cevaptır: Sistem yanılabilir. Arka sokaklarda, mahalle aralarında ve asfalt sahalarda büyüyen yetenek, herhangi bir uzmanın hükmünden daha güçlü olabilir.
Onun varlığı başlı başına bir direniş biçimidir. Disiplinin ve kararlılığın, en seçkin futbol akademilerinin sunduğu imkanları bile geride bırakabileceğini gösteriyor. Bize yalnızca var olduğumuzu değil aynı zamanda değişim yaratabilecek güce sahip olduğumuzu da hatırlatıyor. Sahaya her çıktığında şunu görüyoruz: Biz yalnızca "yabancılar" ya da "göçmenler" değiliz; tarihi, kültürü ve hafızası olan bir halkız ve dünyanın zirvesinde de yerimiz var.
Görmezden gelinemeyecek kadar büyük
Bu anlamda Deniz Undav ya da Agit Kabayel gibi sporcular Kürtler için önemli birer referans noktasıdır. Onlar kökenlerini bir yük olarak değil, mücadelelerinin parçası olarak taşıyor. Uluslararası alanda Kürt direncini ve özgüvenini temsil ediyor, birçok insan için kapalı görünen kapıları aralıyorlar.
Deniz'i özel kılan şeylerden biri de samimiyetidir. Hazır kalıpların ve PR söylemlerinin egemen olduğu bir sektörde onun mizahı ve kendine özgü tavrı son derece sahicidir. Nereden geldiğini unutmadığı için ayakları yere sağlam basar. Deniz, insanın kendisine duyduğu inancın dışarıdan gelen tüm yargılardan daha güçlü olabileceğini kanıtladı. Samimiyetiyle yeni kuşaklara, toplumun bize biçtiği kalıplara uymak zorunda olmadığımızı gösteriyor. Belki onların önyargıları için “fazla küçüktü” ama artık görmezden gelinemeyecek kadar büyük.
Deniz sahaya çıktığında yalnızca bir santrfor görmüyoruz. Aynı zamanda irade, emek ve kararlılıkla her engelin aşılabileceğini hatırlatan bir umut görüyoruz.
* 19 yaşındaki Miro Akay, eğitim programı kapsamında gerçekleştirdiği iki haftalık stajını gazetemiz Yeni Özgür Politika’da sürdürüyor. Bu yazı, Akay’ın gazetemizdeki ilk yazısıdır.