Eksiksiz bir entelektüel ve aydın örneği olan Pasolini'nin yaşamı ve eserleri ülkemizde pek bilinmez. Çoğu kişi onu yalnızca, polemik konusu olmuş birkaç filmiyle tanır ve eksik bilir.
Agora Kitaplığı sinema serisi bir süredir "Cahiers du cinema"nın kısa tarihi ile başlattığı, Tarkovski, Antonioni, Bertolucci ve Fellini ile sürdürdüğü diziye Pasolini'yi de ekledi.
Araştırmacı yazar Selahattin Yıldırım'ın hazırladığı "Pier Paolo Pasolini" kitabı, birincil ve özgün kaynaklara dayanarak hazırlanmış özenli ve dört başı mamur bir çalışma.
Kitabın diğer bir önemi de Pasolini'yi yalnızca sinemacı yanıyla değil, doğumundan ölümüne tüm entelektüel gelişimiyle tanıtabilmesi. Bu gelişimin kronolojik süreci içinde tüm etkilendiği kaynak ve kişilere, tüm verimlerine ve yaşamını şekillendiren tüm etkilere özenli bir seçimle yer veriliyor.
Pasolini, özyaşam öyküsünü Ben kimim? Küllerin Şairi (poeta delle Ceneri) kitabında anlatır. "Ben ölüme mahkum edilmiş bir kişinin/yaşayabileceği gibi yaşadım orada.../Onursuzluk, işsizlik, sefalet: Annem bir süre sonra hizmetçi olarak çalışmaya başladı./Ve ben bu illetten bir türlü kurtulamadım/Çünkü ben bir küçük burjuvayım/ve bilmem gülümsemeyi Mozart gibi..."
"Hiçbir sanatçı hiçbir ülkede özgür değildir/Yaşayan bir çatışmadır o.../(Bana gelince, bir masuma asla inanmazlar...)"
"İtalya asla bu denli itici olmamıştı/Özellikle, entelektüellerinin ihaneti/Komünist partisinin revizyonizmiyle..."
"Pasolini, kendine şair olarak değişik sıfatlar takar: 'sivil şair', 'davaların şairi', 'direnişçi şair' gibi. Şiirlerine hiçbir zaman yabancılaşmadığını söyler.
Onları sonradan değerlendirirken, yer yer bu şiirlerde yaygın bir 'cesaret kırıcı mutluluk'la karşılaştığını ifade eder ve bu durumun şiirinde büyük ölçüde yer verdiği 'duyumsal neşe'yi ve yoğun 'sivil idealizm'i gölgelediğini vurgular"
Pasolini'nin Kızıl Defterler (Quaderni Rossi) adlı günlükleri ile başlayan düzyazı girişimleri Hayat Çocukları (Ragazzi di Vita) ve Şiddet Dolu Bir Hayat (Una Vita Violenta) adlı romanlarıyla devam eder.
Bu romanlarda Roma varoşlarındaki yoksul hayatlar ve yazgısını değiştirmek için umutsuzca savaşan "yoksul, unutulmuş, alt-proleter sınıf ve tabakalar" yer alır.
Pasolini için "Marksizm eleştirel ve devrimci olduğu için, bir yaşama, hayat aşkı demektir." Marksizme varmasında en önemli etken ve düşünürün Gramsci olduğunu söyler. Gramsci'ye olan sevgi ve hayranlığını İtalyanca ilk şiir kitabı olan Gramsci'nin Külleri (Le ceneri di Gramsci) kitabı ile dile getirir:
"...Sen ölünce, biz de ölüyorduk seninle,/bu nemli bahçenin içinde.../bu sessizlikte.../Burada yatıyorsun sürgünde.../yabancı ölüler arasında,/düşülmüş kaydın:Gramsci'nin külleri diye..."
Pasolini, Küllerin Şairi adlı kitabında, "Edebiyattan sinemaya neden geçtim?" diye sorar ve şöyle devam eder:
"Bu soruyu sürekli teknik değiştirme amacı ile/yeni bir şey söylemek için/yemi bir tekniğe ihtiyaç duyduğum biçiminde cevapladım./fakat bu cevapta tümüyle içten değildim/Çünkü sinema yalnızca/ dilsel bir deneyim değil/ fakat...aynı zamanda,/felsefi bir deneyimdir..."
"Pasolini, sinema konusundaki kuramsal görüşlerini, 1960'lı yılların ortalarında geliştirdiği 'şiir sineması' (cinema di poesia) kavramıyla başlatır.
Pasolini, Cahiers du cinema dergisinde (1967, No. 192) şiir sineması anlayışını şöyle özetler:"Benim düşünceme göre, sinema özü ve doğası gereği şiirseldir. Çünkü o düş gibidir, çünkü düşlere yakındır, çünkü bir sinema sekansı ve bir anı ya da düş sekansı derinlemesine şiirseldir. Fotoğrafı çekilen bir ağaç şiirseldir, fotoğrafı çekilen bir insan yüzü şiirseldir, çünkü şiirsellik kendiliğinden şiirseldir..."
"Pasolini kendini yönetmen olarak bir 'pasticheur' (çeşitli üslupları bir araya getiren) diye tanımlayıp, "benim üslubum farklı üslupların bir araya getirilmesinden oluşmuştur' der.
Kitabın "Pasolini'nin Filmleri" bölümünde, çektiği tüm filmler, Dilenci'den (Accatone) başlayarak son filmi 'Salo Ya da Sodom'un 120 Günü'ne dek konuları, ilginç özellikleri ve üzerine yapılan yorumlarla birlikte anlatılmaktadır.
Kitabın içerdiği kronolojik yaşam öyküsü, tüm yapıtlarının eksiksiz listesi, Pasolini üzerine yazılanların kaynakçası, gelecekte Pasolini üzerine yapılacak çalışmalar için önemli bir yardımcı kaynak oluşturuyor.
Selahattin Yıldırım'ın "Pasolini'nin bize bıraktığı miras nedir?" sorusunu  cevaplamaya çalışırken önemsediği noktalardan birisi  belki de Onu en iyi biçimde tanımlıyor: "Çok yönlü ve çok renkli bir yaratıcılık örneği sunması: Düşünür, şair, romancı, sinemacı, eleştirmen, ressam, çevirmen, tiyatro ustası, siyasal ve sivil eylemci ve gazeteci olarak değişik alanlarda kalıcı ürünler vermesi ve bu ürünleri, kendi  türleri ve dönemleri içinde en kaliteli biçimde yaratması. Sanat ile hayat arasında gerçek bir birliktelik kurması."
Kendisi de öyle diyor:" Benim üç idolüm olduğunu söylerler: Hz. İsa, Marx, Freud. Bunlar kalıplaşmış sözler. Gerçekte, benim yegane idolüm Gerçek'tir..."

AKIN EVREN / BİANET