- ''Mayîndeyên Sînora’da karanlık tarafıma yoğunlaştım. İçimde yıllarca biriktirdiğim her şeyi döktüm albümün içine, bu sebeple mana yoğunluğu daha fazla diyebiliriz. Bu da elbette anlaşılmasını biraz güçleştirdi.''
DÎLAN KARACADAĞ
Koma Wetan ile başlayan Kürt rock müziğinin yolculuğu devam ediyor. Yıldan yılda bu yolculuğa yeni isimler katılıyor, Vedat Tanış da bunlardan biri. Tanış'ın ilk albümü “Mayîndeyên Sînora” geçen yıl Red Music Digital etiketiyle dijital platformlarda yayımlandı. Şarkılarının söz müziği kendisine ait olan Tanış üniversite birinci sınıfta Pink Floyd grubuyla tanışmış ve “Shine On You Crazy Diamond” şarkısını dinlediğinde ''Artık yapmak istediğim şeyden eminin demiş'' kendi kendine. Genç müzisyen Tanış o karşılaşma için ''Kendime o zaman bir söz vermiştim. Aynı tarzın Kürtçesini yapacağım, diye. 'Mayîndeyên Sînora' albümü o sözün ürünüdür'' diyor.
Klasik bir soruyla başlamak isterim. Müziğini keşfetmen nasıl oldu?
Müzikle tanışmamın net bir anı var mı bilemem ancak müzik serüvenimde merdiven görevi gören anılarımı paylaşabilirim. İlk eşiği ortaokul yıllarına dayandırabiliriz. Abimin üniversiteden getirdiği birkaç Türk rock kasedi vardı ve tek tük müşterisi olan küçük mahalle dükkanımızda saatlerce dinlediğimi anımsıyorum. Teoman’ın Gönülçelen, Bulutsuzluk Özlemi’nin Bulutsuzluk Senfoni’si ve Mor ve Ötesi’nin Dünya Yalan Söylüyor albümleri o açıdan benim için büyük öneme sahiptir. Çünkü o yıllardan sonra yol hep bu çizgide ilerledi. Daha sonra lise yıllarında Kürt Rock’ından da hareketlenmeler duymaya başladım, Rewşen’in Canê Di Berûkê de, Siya Şevê’nin Şikestî şarkıları okul yolunda bana eşlik ederek ileride yapacağım müziğe selam gönderiyordu. Aynı yıllarda Kürtçe ve Türkçe rap şarkıları kaydedip paylaşıyordum, o da farklı ve eğlenceliydi, şimdi düşününce… Ancak yol rocka doğru ilerleyişini sürdürdü. Nitekim üniversite yıllarında İngiliz rock ve Amerikan folk müziğiyle tanışmamla beraber kendimi bambaşka bir dünyanın içinde buldum ve o günden bu yana tüm yaşantım müzik ve diğer şeyler olarak ikiye bölündü.
İlk enstrümanın neydi?
Elime aldığım ilk enstrüman İbanez marka bir elektro gitardı. Hayatımda bu denli mutlu hissettiğim an çok azdır.
Nasıl bir ortamda büyüdün; ailen müziğine etkisi oldu mu? Örneğin senden başka müzikle uğraşan var mı?
Müzisyen bir ailede büyümedim babam saz çalardı eskiden ancak merak edip bir kere bile elime almadım. Sanırım saza çocukluktan beri ilgim yoktu. Bu sebeple ailemin ya da büyüdüğüm ortamın teknik anlamda müziğime pek katkısı olmadı. Ancak müzik çoğu zaman teknik değildir. Ailemden ve büyüdüğüm ortamdan ruhsal anlamda çok beslendim ve müziğime etkileri yadsınamaz. Çocukluğuma dair hatırladığım temel şeyler, mevsimlik iş yaptığımız zamanlar ve sokak oyunlarımız. Yaz aylarında ve okulun ilk ayı genellikle ailecek çalışırdık. Şimdi bakınca “ne kadar zor zamanlar geçirmişiz” diyorum. Örneğin ilk şehir dışına çalışmak için gittiğimizde 9 yaşındaydım. Ancak o zamanlar pek de işin zorluk kısmıyla ilgilenmiyorduk. Yüzlerimiz genelde güleç olurdu, gırgır şamatayla geçerdi saatler.
Kendi müziğini, rocku keşfetmen nasıl oldu?
“Bir gün bir kitap okudum, tüm hayatım değişti” cümlesini bana uyarlayacak olursak bir gün bir şarkı dinledim ve tamam “Ben buyum” dedim kendime. Üniversite birinci sınıfta Pink Floyd grubuyla tanıştım ve “Shine On You Crazy Diamond” şarkısını dinlediğimde yapmak istediğim şeyden emin oldum. Hala en sevdiğim şarkıdır. Kendime o zaman bir söz vermiştim. Aynı tarzın Kürtçesini yapacağım, diye. “Mayîndeyên Sînora” albümü o sözün ürünüdür.
İlk albümün Mayîndeyên Sînora çıkalı 5 ay oldu; ne gibi tepkiler aldın?
Aslında “Mayîndeyên Sînora” öncesi çalışmalarımı bir albüm şeklinde yayınlamamıştım; ancak eski çalışmaların hepsini bir albüm olarak değerlendiriyorum. Son 5 ayda müzisyenlerden genellikle geçer not alsam da dinleyicide büyük bir etki yaratamadım. Bunun da belli sebepleri var elbette. Sebeplerin kendimle ilgili olan kısımlarını alıp diğerlerini göz ardı ediyorum. Çünkü diğer sebepleri baz almak demek müziğe başka soslar karıştırmak demek, onu da yapmak istemem doğrusu.
Albüm hazırlık süreci nasıldı ve ne kadar sürdü? Ne gibi zorluklar yaşadın?
Albümü 1 yıl gibi bir sürede hazırladım. Öyle akılda kalıcı büyük zorluklar yaşadığımı hatırlamıyorum, genelde işler yolunda gitti. Ancak zaman zaman teknik problemler yaşadığım oluyordu. Aslında uzmanların uğraşması gereken konularla kendi başınıza uğraşınca istemsiz yolunda gitmeyen şeyler oluyor. Bu sorun her Kürt rock müzisyeninde vardır kanımca.
Şarkılarının söz ve müzikleri sana ait sanırım. Özellikle mi böyle tercih ediyorsun yoksa tesadüf mü?
Söz ve müziği kendim yazmayı tercih ediyorum. Çünkü yaptığım işle aramda bir bağ kuruyorum. Aslında müzik yapmamın temel sebeplerinden biri bu. Kendinden bir parça yaratmak. Bu sebeple şiir bestelemek pek tercih ettiğim bir şey değil.
Şiir bestelemeye neden sıcak bakmıyorsun? Sence bu kolaya kaçmak mıdır, yoksa şiirlerin kaybolmaması çabası mıdır?
Şiirlerin kaybolmaması gibi bir amaç güdülerek şiir bestelendiğini sanmıyorum. Ancak şiir bestelemek kolaya kaçmak demek de bazı eserlere büyük haksızlık olacaktır. Bu konu tamamen şiiri besteleyen müzisyene bağlı. Beste yapmak direkt duygularla ve yaşantılarla bağlantılı bir dışavurumdur. Şiir de öyle. Bu sebeple müzisyenin şiiri hissetmesi, yaşantılarıyla bağdaştırması gerekiyor ki iki farklı insanın dışa vurduğu duyguları bir kesişim kümesi bulabilsin. Bunun müziğimizde çok başarılı örnekleri var. Hatta kimi şarkıların şiirden alındığını sonradan öğrenip şaşırmıştım. Bu onu besteleyen müzisyenin o şiiri ne kadar içselleştirdiğini gösterir. Öte yandan şiiri içselleştirmeden sadece müziğin üzerine uyumlu sözler olsun diye bestelemek hem şiire hem besteye zarar verir. Bunun örnekleri de var maalesef.
Bu cover yapmaya benziyor aslında. Cover yapmak da şiir bestelemek de bana sorarsanız güzel yapıldığında sanata katkıda bulunan şeyler ama son zamanlarda ikisi de kabak tadı vermeye başladı. Özgün üretimler bunların arasında erimeye yüz tuttu. Bu da istemsiz bazen şu soruyu sordurtuyor: Acaba bu insanlar kolaya mı kaçıyor?
Senin en çok takip ettiğin veya sana ilham veren 3 müzisyeni bizimle paylaşır mısın?
Üç müzisyen o kadar az ki… Onlarca müzisyenden ilham aldım diyebilirim. Ancak müzikal bakış açımın iskeletini çizen üç ana müzisyenden bahsedecek olursam; David Gilmour, Andrew Latimer ve Bob Dylan diyebilirim.
İlk single’na kıyasla, Mayîndeyên Sînora'nın özelliği, farkı ne oldu?
İlk çalışmalarım daha genç duygularla yazdığım şarkılardı. O sebeple hazmedilmesi, dinlenmesi daha kolaydı. O şarkıları yazarken çevreyle bağım daha güçlüydü. Mayîndeyên Sînora’da ise bireysellik ön plandaydı. En karanlık tarafıma yoğunlaştım albümde. İçimde yıllarca biriktirdiğim her şeyi döktüm albümün içine, bu sebeple mana yoğunluğu daha fazla diyebiliriz. Bu da elbette anlaşılmasını biraz güçleştirdi. Tarz olarak bakıcak olursak da yine içeriğe paralel olarak ilk çalışmalarım klasik rock, folk rock ağırlıktayken Mayîndeyên Sînora progresif rock yoğunlukluydu.
Kürt sanatçıları arasında kendini nerede görüyorsun?
90’lardaki müzik gruplarının izinden gidip benzer tarzlarda müzik yapmaya devam eden bir kesim var. Bu kesim dinleyicide biraz daha yankı bulabiliyor. Çünkü kulakların alışık olduğu ve sevdiği bir tarz. Bu çalışmaların Kürt kültürüne katkı sağladığını düşünsem de zaman zaman aynı şeylerin defalarca tekrar edilmesine sebep olabiliyor. Bunun dengesini gözetmek lazım.
Öte yandan farklı arayışların peşinde olan, müziğini felsefesiyle pazarlayan, kesim bile diyemeyeceğimiz kadar müziğini kendi anlayışına göre dizayn eden müzisyenler var. Artık müzik kaydetme aygıtları çoğaldı, küçüldü, ucuz türevleri çıktı. Bu da daha özgürce müzik yapmak adına piyasadan izole tamamen bireysel müzik yapan bir kesim yarattı. Kendimi bu gruba daha yakın hissediyorum.
Sosyal medya kullanımının artması, Kürtçe kanalların açılması elbette Kürtçeye ağırlık verilmesini sağladı. Çünkü Kürtçe yapılan icraatlar çeşitlenmiş durumda.
Şu an sahne alıyor musun?
Mayıs ayı için bir konser takvimim vardı ancak Koronavirüs salgını sebebiyle şu an askıya alınmış durumda. Şartlara bağlı olarak önümüzdeki tarihlerde elbette sahnelerde yer alacağım.
Şu an elinde yeni projelerin var mı?
Önümüzdeki dönem için birkaç proje üstünde çalışıyorum. İki ayrı müzisyenle ortak çalışmalarım olacak. Onun akabinde bu yıl içinde farklı bir konseptte 5 şarkılık bir EP yayınlamayı düşünüyorum.
Projeleri biraz açar mısın?
Ziryab Seçkileri’nden tanıdığınız Erdal Med ile akustik bir single projemiz var, yakın zamanda çıkarmayı düşünüyoruz. Onun yanı sıra Kêzikê Sergêj albümünden tanıdığınız Mirov ile de bir maxi single projesi üzerinde çalışıyoruz.
Son süreçte çok sayıda Kürtçe albüm çıktı. Takip ettiğin, beğendiğin oldu mu?
Bu elbette çok sevindirici bir durum. Kürt müziğinin daha fazla üretime ihtiyacı var. Yeni çıkan hemen hemen tüm çalışmaları takip ediyorum, dinliyorum. Aralarında beğendiklerim de, beğenmediklerim de var tabii.
Vedat Tanış kimdir?
1992 yılında Viranşehir’de doğdu. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi’nde okudu. Üç yıl Mardin Kızıltepe’de, bir yıl Hatay’da öğretmen olarak görev yaptı. Son iki yıldır da memleketi Viranşehir’de öğretmenlik yapmaya devam ediyor. Müzik çalışmalarını yine memleketinde kendi stüdyosunda yapan Tanış, “Müzikten vakit buldukça başka sanat alanlarıyla da ilgileniyorum” diyen Tanış’ın Boya ve Gökyüzüne Düş isimli iki kısa filmi ve henüz yayımlanmamış bir romanı var.