“Resimden ekmek kazanılmaz” diyen babasının isteği üzerine batının çeşitli illerinde inşaatlarda çalışarak ailesini geçindiren İlbeyci, amelelik mesaisi olduktan sonra zamanın bir bütününü resimle geçirmeyi ihmal etmedi.
Sanata bakışın halen dar bir çerçevede olduğuna dikkat çeken İlbeyci, düşünen ve üreten beyinlere kelepçe takıldığına işaret ederek, “Dersim’de festival zamanlarında atölyede çalışmalar yapıyorum. Kentin sanata bakış açısı oldukça derin. Ancak sanatçı için özgür bir ortamın olduğunu söylemek oldukça zor. Sanata dar çerçeveyle bakılıyor ve sanatın belli kalıpların içinde kalması için uğraş veriliyor. İstediğimiz düşünceleri sanatımıza yansıtma noktasında oldukça güçlük çekiyoruz. Sanatçı toplumun malıdır. Toplumun görünen yüzüdür. Bu nedenle düşünen, üreten beyinlere takılan kelepçeler bir daha takılmamak üzere çıkarılmalıdır” diye konuştu.

‘Düşündüklerimi resmederim’

Özellikle Dersim’e özgü devrimci, pir ve giyim kuşamını yaşatan yaşlıların portrelerini yapmanın kendisini mutlu ettiğini ifade eden İlbeyci, “45 yıldır kara kalem çalışmalarımın büyük çoğunluğu portredir. Mesela Nazım Hikmet’i, Yılmaz Güney’i, Madımak Oteli’nde katledilen canları ve Seyit Rıza’yı tabloya resmederim. Ama onun yanında bölgemize özgü yöresel kıyafetli bir yaşlıyı, kofili bir kadını ya da buğday ambarında yorgun düşen yaşlı bir hamalı çizerim. Bu benim dünya görüşümdür ancak bunu tuvale resmedebilirim. Ayrıca benim para gibi bir derdim de yok. Emekli olduğum günden bu yana yaptığım tabloları sokakta sergiler, yanında da yeni bir resmi tuvale aktarırım” diye konuştu.