118 Türk cezaevinde 52'si “cezaevinde kalamaz” raporlu bin 500'den fazlası hasta olmak üzere 4 bin 500 siyasi tutsak tutuluyor

  • 'Çerçeve yasa'nın Türk cezaevlerine nasıl yansıyacağı ve kimleri kapsayacağı da tartışılırken MED TUHAD-FED Yönetim Kurulu üyesi Mahsum Oruç, tutsakların tutumuna dikkat çekti:
  • "Tutumları, bir halkın onurunu ve iradesini savunma esası üzerinedir. Pişmanlık yasalarından faydalanmayı, teslimiyet ve ihanet olarak görüyorlar; ölümü daha onurlu sayıyorlar."

 

Barışın inşasında cezaevlerindeki direnişin önemli bir rol oynadığını belirten MED TUHAD-FED Yönetim Kurulu Üyesi Mahsum Oruç, "Ömürlerini feda eden insanlar, bu sorun eşit ve demokratik bir şekilde çözülene kadar onurlu duruşlarından hiçbir taviz vermiyor ve ideolojik tutumlarını koruyor. PKK suç işlemedi, bir halkın varlığını savunmak için ortaya çıktı” dedi.  

Türkiye’nin 118 cezaevinde 4 bin 500 siyasi tutsak tutuluyor. 52'si hakkında “cezaevinde kalamaz” raporu olmasına rağmen tahliyeleri engelleniyor. İnsan Hakları Derneği (İHD) verilerine göre; cezaevlerinde 335’i ağır, bin 412 hasta tutsak var. İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonu 2025 yılı cezaevi hak ihlalleri raporuna göre de 24 bin 207 hak ihlali, 2 bin 945 işkence ve kötü muamele vakası yaşandı. MA'ya konuşan Med Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuki ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (MED TUHAD-FED) Yönetimi Kurulu Üyesi Mahsum Oruç, cezaevlerinin durumuna dikkat çekerek, 'çerçeve yasa'nın cezaevleri için önemli olacağını söyledi.

AKP koşulları ağırlaştırdı

AKP’nin iktidarıyla birlikte cezaevlerindeki durumun daha da kötüleştiğini anımsatan Oruç, şunları paylaştı: “Hemen hemen her tutsak, hücre sisteminde tutuluyor ve yaşam alanları sınırlandırılmış durumda. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlar için tutulma şartları ve koşulları çok zorlu. Bu kişiler 10 yıl boyunca tek kişilik bir hücrede kaldıktan sonra eğer ağır cezaları uygulanmaz veya iptal edilmezse daha sonra normal bir tecrit hücresine geçebiliyor. Ağır ceza almayanlar da genellikle 15 yıl sonra aynı hücre sistemine geçiriliyorlar. Bu cezaevi sisteminin temel mantığı, tamamen izole ve tecrit etme esası üzerine kuruludur. Sistem, tutsakların dış dünyayla olan bağını tamamen koparmaya ve hatta cezaevinin içinde diğer tutsaklarla olan ilişkilerini sınırlandırmaya ya da kesmeye çalışıyor."

Tutsakları teslim alamadı

Bu politikanın temel amacının, tutsakları ideallerinden, kararlılıklarından, insani ve ulusal değerlerinden uzaklaştırarak iradelerini teslim almak olduğunu vurgulayan Oruç, şöyle devam etti: "30 yıldan fazladır cezaevinde olan insanlar var ve tüm bu ağır şartlara rağmen hâlâ aynı kararlılığa ve yüksek morale sahipler. Mevcut ceza sistemi onların düşüncelerini değiştiremedi ve onları teslim alamadı. 16 veya 17 yaşlarda cezaevine girip bugün 40-50 yaşlarına gelmiş kişiler yine de mücadelelerinden vazgeçmedi. Onların bu tutumu sıradan suçların temelleri üzerine değil, bir halkın onurunu ve iradesini savunma esası üzerine kuruludur. Sadece cezaevinin fiziksel koşullarına değil, hükümetin "pişmanlık" adı altında çıkardığı yasalara karşı da bu iradeli yaklaşım aynıdır. Tutsaklar, pişmanlık yasalarından faydalanmayı, kendi düşüncelerine ve bedel ödeyenlerin emeklerine ihanet etmek olarak görüyor; bu yüzden ölümü, teslim olmaktan ve pişmanlık duymaktan çok daha onurlu sayıyor.”

İktidar da ölüme terk ediyor

İktidarın, Adli Tıp Kurumu (ATK) gibi kurumlarıyla birlikte hasta tutsaklar konusunda vicdana, ahlaka ve evrensel tıbbi standartlara göre hareket etmediğini; ağır ve ölümcül hastaları tedavi için serbest bırakmak yerine dört duvar arasında ölüme terk ettiğini hatırlatan Oruç, “ATK’nin kararlarından kaynaklı tutsaklar yaşamını yitiriyor. Tutsakların içeride hayatını kaybetmesi ve cezaevlerinden cenazelerin çıkması sadece ailelerini değil, tüm toplumu psikolojik olarak yaralıyor. Bu, doğrudan düşmanca bir politika olarak tanımlanabilecek bir seviyedir” diye konuştu.

PKK'liler suç işlemedi

Barışın inşasında cezaevlerinin sergilediği direnişin önemli rol oynadığının altını çizen Oruç, şunları ekledi: “Hiçbir askeri çözüm, fiziksel baskı ya da cezaevi politikası sonuç vermedi.  Tarih, bu krizden çıkışın tek yolunun demokratik müzakereler olduğunu gösterdi. Toplumun temsilcilerini tanımak istemeyen ve onların haklı taleplerini sömürgeci politikalarla bastırmaya çalışan zihniyet, sadece toplumsal barışa büyük bir zarar veriyor. Ömürlerini bu değerler uğruna feda eden insanlar, bu sorun eşit ve demokratik bir şekilde çözülene kadar onurlu duruşlarından hiçbir taviz vermiyor ve ideolojik tutumlarını koruyor. PKK suç işlemedi, bir halkın varlığını savunmak için ortaya çıktı. Barış adına da kendini feshetti. Barışın adı bile insanı mutlu ediyor. Devletin artık somut adım atması gerekiyor.” AMED