• Aynı olmak zorunda değiliz ama yan yana yaşamak zorundayız. Sen kendi türkünü söyle, biz kendi stranımızı söyleyelim; sonra aynı stadyumda o maçı birlikte izleyelim.

Robîn ZANA

Türkiye’de yine aynı tartışmanın içindeyiz. Bu kez sahne Amed, konu Amedspor. Tribünde “Kîne em?” sorusuna yükselen “Kurd in em” cevabı, birilerini rahatsız ediyor, sosyal medyada bilindik ezberler yarışıyor. Peki, Kürtlerin takımları da olmayacaksa kardeşlik nasıl olacak?

Sen tribünde “Ne mutlu Türküm diyene” derken gurur duyuyorsan, bırak Kürt de kendi diliyle “Kurd in em” desin. Bundan neden korkuyorsunuz? Ne desin Kürt? “Ben Kürt değilim” mi desin? Diyarbakır Cezaevi, bu ülkenin hafızasında yalnızca bir cezaevi değildir. İşkencenin, inkârın ve insanların kendi kimliklerinden korkar hâle getirildiği bir dönemin sembolüdür. Bugün o hafızayı yeniden üretmek yerine, ondan ders çıkarmamız gerekmiyor mu? 100 yıllık inkâr ve asimilasyon politikalarının Kürt kimliğini ortadan kaldırmaya yetmediğini hâlâ görmüyor musunuz?

“Spor kardeşliktir” diyoruz. Güzel ama kardeşlik, herkesin tek tipe zorlanması değil, farklılıkların birbirini kabul etmesidir. Türk, tribünde kendi kimliğiyle tezahürat yapacak, Kürt yapınca da adı “provokasyon” olacak… Sonra da buna "kardeşlik" diyeceğiz. Olmaz. Bugün siyasetçiler, “yeni süreçler”, “toplumsal barış” ve “birlik” söylemleri geliştirirken; bunun ilk göstergesi insanların kimliğini korkmadan ifade edebilmesi olmalıdır. Bunun yolu “Sen kendin olma” demekten geçmiyor; “Sen kendin ol, ben de kendim olayım ve aynı ülkede eşitçe yaşayalım” demekten geçiyor.

Ekonomi ortada, gençlerin geleceksizliği, işsizlik, hayat pahalılığı ortada… Bu sorunlara tek bir çözüm üretemeyen bazı siyasi parti yöneticileri, çareyi yine kimlik tartışmalarında buluyor. Ekonomiyi düzeltemiyorsan Kürt'ü konuş; gençlere gelecek sunamıyorsan Kürtçe bir kelime üzerinden milliyetçilik yarışı başlat. Ülkenin tüm derdi tribünde “Kurd in em” diyen insanlarmış gibi davranmak, kutuplaştırmadan beslenen bir siyasi kolaycılıktır. Bu oyuna gelmemek gerekir.

 Yetkililerin, olayı sadece bir tribün tezahüratı ya da basit bir “güvenlik” meselesi olarak görmekten vazgeçip acilen adil ve kapsayıcı bir adım atması şart. Aksi halde, göz göre göre körüklenen bu ötekileştirme gerilimi daha da tırmandıracak; bu ülkenin en çok ihtiyaç duyduğu adalet, eşitlik ve kardeşlik zeminini geri dönülemez şekilde tahrip edecektir.

Bu topraklarda Türkler, Kürtler, Ermeniler, Gürcüler, Rumlar, Araplar, Lazlar, Çerkesler ve daha birçok kültür bir arada yaşadı. Tarihte de böyleydi: Malazgirt'te, Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, Filistin’de bu coğrafyanın insanları yan yana durdu. Kimse diğerine “Önce benim dilimi konuş, sonra savaşalım” demedi. Aynı olmak zorunda değiliz ama yan yana yaşamak zorundayız.

Türkiye, Kürt kimliğini yok sayarak büyümez. Bırakın bizler de Kürt olarak mutlu olalım. Sen kendi türkünü söyle, biz kendi stranımızı söyleyelim; sonra aynı stadyumda o maçı birlikte izleyelim.