General Necdet Özel komutasındaki Türk ordusu, baharın eşiğinde, Kürdistan dağlarına "zefer dermek" için, üç kol halinde taarruzdaydı.
Ordunun bir kolu, Dağlıca kalesinden ateşlediği toplarla, Kürtleri değil, ama hayaletlerini bombalıyor, "teqin û nalin"in gümbürtüsünden dağlar sarsılıyor, yükseklerin karı "aşit" (çığ) olup, aşağılara döklüyordu.
Neyse ki Kürt, onlara erişemedikleri zaman nişangaha oturtulan hayvanlarında can kaybı koydu. Bomba yağdırdıkları dağlar boştu. Kürtlere, "sizin de sonunuz böyle olur" demeye getirerek boşluğa bomba yağdırılıyordu.
Anayasaya göre Recep Tayyip, savaşlarda Türk Ordularının elebaşı, yani baş komutanıydı. Savaş dışında, komuta Necdet Generalde, Necdet’in bir askeri kolu da Mazı Dağı'nı sarıplıklarına yayılmış, içlere inmiş kaya altlarında, ağaç koğukları, dağ sıçanları yuvalarında Kürt gerilla izini, kendisi yoksa eğer, el koymak üzere saklanmış silahını, depolanmış yiyeceğini arıyordu.
Savaş nizamıyla, katırlara tuzağa da, boş dolayısıyla risksiz, yanilerin yanisiyle düşman varlığı bakımından tehlikesiz olduğunu bilerek Mazi Dağı'ndaki kayalık kontrolüne de "operasyon" deniyordu. Ordu, "tepelerim ha" gösterisiyle, boşlukta hayalet arıyordu.
Ancak, Roboskî dağlarındaki hamle, "kan görerek ruhunu şad eyleyenleri" coşturacak nitelikte bir destanıydı. Ordu birliği pusuda ve Kürdün katır kafilesi karşıda, makineli tüfekler güüüüm, gıııvdı.
Sonuç, katırlara girişilen cenkte, arşivlerde saklı katliamlara oranla daha kolay bir zafer, anlı, şanlı, yerdeki katırı kanlı katırlar meydan muharebesi kazanılmıştı. Düşman katırlardan 10 tanesi yüküyle birlikte ölü, 7 tanesi de yaralı olarak ele geçirilmişti.
Yarım at, yarı da eşek sayılan, vurulurken anırma ve kişnemeye benzer sesler çıkarmadan başka direniş gösterememişlerdi. Abdurrahim Encü, katır katillerini kınarken "bu insanlık mı?" diye soruyordu.
Oysa, Ferhan Şensoy’un deyimiyle "insaniyetin lüzumu yok"tu. Kürtlere karşı kazanılmış br zafere ihtiyaçları olmalı ki, katırlara savaş açılmıştı. Zafer sahiplerine kutlu, katırların ham karlara akan kanı, yere serili cendekleri de zaferler hayal edenlere armağan olsun…
Bütün bunlar, birden bire ve bir güne sığdırmayla ardı ardına yaşanmış, ancak sebepsiz değildi: AKP’ye seçim armağanı olarak silah bırakmayan Kürt hareketini korkutmaktı birinci amaç. İkinci sebep de seçim amaçlıydı.
Yakında seçim vardı. AKP’nin aradığını bulmayan, göz koyduğunu yiyemeyen ırkçı oylarından bir kesim, yola düşmüş CHP ve MHP hanesine gidiyordu. Onları geri döndürme rüşvetlerinden biri de, ağızlarına ırkçı meme tıkıştırıp, Kürt kanı sunmaktı. Karlarla meydan savaşı dahil, son askeri taarruzlar, ırkçı ruhlara "bakın ve hiddetimi görün" demekti.
Çünkü Kürtlere vurmak, hakaretler yağdırmak, onları aşağılamak yalancı ve talancı ırkçı ruhlara, besin niyetine tirit suyu ve bu suyu şırınga etmek partilerin, seçim faaliyetlerinden biriydi.
AKP elebaşı ise zordaydı. Irkçı kesimleri de idare edip elde tutmak için, Kürtleri "Terörist" diye aşağılamış, "Kürt sorunu yoktur" sözüyle inkarın 1920’ler durağına dönmüş, ama kurnazlığın utanmazlık kulvarında koşarken de, "sürece gel, kardeş olalım" demiş, sonra haddini aşıp, onlara nizam vermeye teşebbüs etmişti.
Nasıl mı, Kürtlerden ne istediğini söylüyor, cevaplarını beklemeden "kardeşlik için, İRA gibi teslim olun" diyordu, utanmazlıkla.
Tek insandan giderek, toplumsal ilişkileri, karşı tarafı kandırıp dolandırma olarak anlayanların kardeşlik söylemiyidi. İrlanda Kurtuluş Ordusu'nun (İRA) "silah bırakma" olayının özü de yalandı. İRA, İrlanda’nın statüsü ve her türlü özgürlükle, egemenlik güvenceye alındıktan sonra mücadelesine son verdi.
AKP aklı, Kürt gerillaya silah bıraktırıp, bunu seçim zaferi yapacaktı. Elbette günü, vakti geldiğinde Gerilla da evrilecek, yeniden konumlanacaktır. Ancak, şu an Kürtler için karşı tarafı caydıran güç ve güvencedir
Bin yıllık berberlik ve "kardeşlik" ise Kürdü eritip kendilerine benzetme yalanı, asimilasyon tuzağıdır. 1923’ten beri tedavülde, ama kırımlar, sürgün, işkence çarklarının döndüğü zindan, Kürdistan yangınları da yürürlüktedir.
Kürtler adına öne çıkan çocukları, kardeşlik yalanını değil, evrensel hukuki temel ve dayanaklarla garanti altına alınmış bir hayat için dağa çıkmışlardı.
Dağlara çıkış bebepleri ortadayken, PKK silah bırakırsa ne değişir?
Nitekim, Kürt liderler, "barışa yani silah bırakmaya evet ama, Kürdistan’ın hak ve özgürlükleri Kürtlere emanet edilmek şartıyla" diyorlar.
Haklı değilller mi?