Ezeli bir umut, yani halkların binlerce yıldır beslediği barış, özgürlük ve eşitlik istemlerinin ifadesi olan "Arap Baharı" sözcüğünde toplandı. Oysa, emperyalist saldırganlar, büyük oranda kendiliğinden bir hareket olan Tunus’ta gelişen halk ayaklanmalarının yarattığı küçücük özgürlük ve demokrasi umutlarını da yok etti. Afganistan ve Irak dahil iken, bütün Kuzey Afrika’ya, Libya ve Mısır’ı içine alarak bu büyük coğrafyada kan ve zulüm üzerinden sürdürülen emperyal egemenliğin alanı genişletildi.
Arap Baharı kavramı, deyime yaşam içinden anlam verebilecek temel ögeden yoksun olduğu için kendinden bekleneni üretmedi. Üretemezdi, çünkü her bahar kendi toprağının özelliklerine göre var olur ve üzerinde var olduğu coğrafyayla biçimlenir. Açıktır ki dünyanın ciddi bir değişime gereksinim duyulan büyük coğrafyasını oluşturan yoksul haklar, emperyalizmin de en büyük sömürü alanlarını oluşturur.
Hiçbir efendi, sahibi olduğu köleyi, kendisine karşı güçlendirebilecek araçlarla donatmaz.
***
Gericiliğin ve emperyal kontrolün bu bölgelerde yeniden biçimlendirilmesi elbette sadece 11 Eylül sonrası ile açıklanabilecek bir sürece sıkıştırılamaz. Yeni stratejik program uluslarararası emperyalizmin ortak projesi idi. Bu ortaklığın uygulayıcıları ise, başta ABD ve Almanya olmak üzere dünya emperyalist sisteminin bütün efendileri idi. Uygulama alanıyla bu proje Anadolu-Mezopotamya coğrafyası ya da Ortadoğu ile de sınırlı değildi. Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne yönelik tecrit ve imhanın dünya boyutunda organize edilme çabaları, emperyalizmin dünya imparatorluğu hayallerini gerçekleştirmek ve bu hayallerin önünü kesen güçleri yok etmek anlayışının kaçınılmaz sonucu idi.
PKK yasağının sırrı bu ilişki de yatmaktadır.
***
Çünkü PKK yasağını dünyaya dayatan güçler ile örneğin sayın Öcalan’a yönelik Uluslararası Komplo’yu düzenleyen eller; ya da Sakine ve iki yiğit yoldaşını katleden silahlar ile Rojava’ya karşı gerçekleştirilen saldırılar aynı kimlikle çıkmaktadırlar insanlığın özgürleşme mücadelesinin önüne.
PKK, artık çürümekte olan, kokuşmuş ulus-toplumlara özgü demokrasi kavramını çöpe atarak, insanlığın ulaşmış olduğu yeni hak ve özgürlükler düzeyini gözeten yeni toplumsal modeller ve düşünceler üreterek, çağın özgürlük ve demokrasi mücadelesinde tarihsel bir misyon üstlenmiştir artık. Ve bu haliyle, Alman burjuvazisinin kafasındaki ulusçu demokrasi kavramını yerle bir eden bir anlayışın peşinde sürdürmektedir kendi serüvenini.
Alman olmayan kökenlilere karşı sürdürülen kanlı saldırılarda NS ırkçılarının devlet içinden destek aldıkları deşifre edilmişken, NAZİ örgütleri yasal paravana altında Alman Parlamentosu’nu işgal etmek için çalışma izni alabilirken, PKK gibi ulus kavramının reddi üzerinden bütün halkları kucaklayan bir demokrasi tanımı yaparak insan özgürlüğünün ufkunu açan anlayışların çalışmalarına yasal engeller getirilmesi ancak böylesi bir kafanın ürünü olabilir.
PKK’ye saldırıları buradan okumamak gerekiyor elbette. ABD ve Almanya başta olmak üzere emperyalizm tarafından, "demokrasinin asla yeşeremeyeceği coğrafya" olarak tanımlanan Ortadoğu’da, henüz çiçeği burnunda olan Rojava’nın sergilediği yeni siyaset, ezberleri bütünüyle bozacak güçte ve önemde değil midir?
***
Bir halk diktatoryal bir sisteme verdiği desteğin utancını, uzun yıllar boyunca, "ben bilmiyordum… benim haberim yoktu" türünden kendini inkar yöntemleriyle taşıdı. "Kendi etti kendi buldu" sözü toplumsal olan her alanda bumerang etkisini tam olarak anlatabilen doğru bir saptamadır. Şimdi ise Almanya, PKK yasağını sürdürürken, gerçekte bu ülkede yaşayan insanların düşünce özgürlüğünü gasp etmekle kalmıyor, daha kötüsünü de yaparak, doğru bilgilenme hakkını da ortadan kaldırıyor.
Uluslararası siyaset kürsülerinde PKK düşüncelerini bilmek ve her yerde tartışmaya açarak bu zengin deneyimi demokrasilerin gelişimi için kullanmak, halkların en doğal hakkıdır. PKK yasakları, bugüne kadar, Alman devletinin tanımını kirleten bir utanç gerekçesi olmayı sürdürdü. Ama Rojava deneyiminden itibaren ise, bu yasak, aynı zamanda bir insanlık suçu olarak da anılacaktır.
Ve önceki kuşakların "bizim haberimiz yoktu" gerekçelerinin utanç duygusunun dayattığı bir yalan olduğunu çoktan öğrenmiş olan dünya, gelecek kuşakların bu gerekçelere dayanarak mazeret saymasını asla kabul etmeyecektir.
İşte bugün on binler "Almanya’nın PKK çalışmalarına ilişkin yasaklarını protesto etmek için burada toplandılar! Yüksek sesle söyledik: Biz varız ve var olacağız!" Artık yanıp verip vermemek size kalmış, ama lütfen "biz duymadık" demeyin.
Çünkü bu ayıp artık sadece Almanya’nın değil, insan haklarından ve özgürlüklerden yana olan bütün insanlığın ayıbı olarak anılacaktır.
PKK- Verbot Aufheben!