Sünni Arap milliyetçilerinin denetimindeki Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) çeteleri, Ortadoğu’yu adeta kan gölüne çevirdi. IŞİD çetelerinin tüm halklar ve inançları hedef alan saldırılarıyla birlikte, Kürdistan’a yönelik saldırıları da yoğunlaştı. Rojava ardından, Şengal’de katliam planlarıyla bu saldırıları Êzîdî halkına yönelik soykırım boyutuna ulaştırmak isteyen çetelerin planları HPG gerillaları ve YPG’nin direnişiyle boşa çıkarıldı. PKK güçlerinin katliamın önlenmesi konusunda ortaya koyduğu rol ile birlikte, PKK’ye yönelik yıllardır uygulanan yasak yeniden gündemde. Avrupa’da PKK üzerindeki yasak, Kürtlerin buna yönelik tepkisi ve kamuoyu baskısına rağmen halen devam ediyor. IŞİD karanlığına karşı Ortadoğu halklarının umudu olan PKK’nin kriminalizasyonu sürerken, IŞİD ise halen ‘terör örgütü’ sayılmıyor; Avrupa’nın birçok ülkesinden çetelere katılım devam ediyor.

Sol Parti Almanya Federal Parlamentosu Milletvekili Ulla Jelpke’yle, Avrupa’nın IŞİD’e ve Kürdistan’a dair politikalarını, bu politikanın açmaz ve çelişkilerini konuştuk. Kısa süre önce Rojava’ya, Şengal’e ve Kürdistan’ın diğer bölgelerine giderek incelemelerde bulunan Jelpke, gazetemize gözlemlerini de aktardı.

Son günlerde Almanya’da PKK yasağının kaldırılması tartışılıyor. Bu tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Yasağın kaldırılması Almanya’yı, Avrupa’yı ve Ortadoğu’yu nasıl etkileyecek? Yasağın kaldırılması Kürt halkı için nelere yol açar?

Türkiye’deki barış süreci, Rojava’daki yerel yönetimin yerine oturması, Irak’ta IŞİD’e karşı mücadelede PKK’nin önemli rolü var. Êzîdîlerin kurtarılmasından sonra Alman politikasında Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı tavır konusunda değişmeler yaşandı. En azından tekrar gözden geçirmelerini sağladı. Fakat bu noktada, erkenden sevinme olmamalı. PKK yasağının kaldırılması konusunda çok uzun bir yol var. Şu an hükümetin politikası şu: Erbil’deki (Hewlêr) Kürt hükümeti ile olan ilişkilerinin yanında aynı zamanda farklı Kürt aktörleri üzerinde, yani PKK ve PYD üzerinde etki sağlamak istiyor. Bunun için de bir taraftan iyi görünmeye çalışıyor. Buradaki amaç, PKK’ye karşı yasal takiplerde bir gevşeme göstererek, bununla birlikte PKK’ye Batı’nın isteklerini dayatmak olacaktır. Öte yandan PYD ve YPG Batı’nın istediği doğrultuda hareket etmezlerse, bu kurumları kriminalize etme ve terör listesine alma tehditi de var.
Bugün CSU politikacılarının en azından IŞİD’e karşı mücadele kapsamında PKK’ye silah göndermeyi düşünmeleri bile düşündürücü. Kimse bunları hayal bile edemezdi. Bu düşünce CDU tarafından reddedilse bile bu tartışmalar, en azından PKK hakkındaki düşüncelerde bir hareketliliğin olduğunu gösteriyor. Bu, Sol Parti için de önemli. Sol Parti her zaman PKK yasağının kaldırılmasını talep etti. Fakat Sol Parti içerisinde benim gibi Kürt sorunu üzerine çalışma yürüten birkaç arkadaşımız dışında bu pek dillendirilmiyor. Sol Parti Başkanı Gregor Gysi’nin geçenlerde yaptığı bir söyleşide bu talebi açık bir şekilde savunması önemli bir işarettir. Aynı zamanda SPD ve Yeşiller Partisi’nden de PKK’nin ‘terör örgütü’ listesinden çıkarılması yönünde talepler oldu. Bu çok önemli bir gelişme. Yasak, son 20 yıl içinde ilk kez radikal sol gruplar dışında diğer kesimlerde de tartışılıyor. Federal İçişleri Bakanlığı bu konuda yaptığı açık beyanında, PKK yasağının kalkmayacağını, yasağın gerekli olduğunu ve devam etmesi gerektiğini belirtti. Yani PKK, burada yaşayan Kürtlere yönelik etkisinden dolayı halen risk faktörü olarak kalmakta.  
“Türkiye’de barış süreci başarısızlığa uğrar” veya “Türk radikal kesimlerin provokasyonuyla Almanya’da da şiddetli çatışmalara yol açar” deniliyor. Endişe bunlarsa, Anayasayı Koruma Örgütü, PKK’nin yıllardır Avrupa’da şiddetsiz bir şekilde politika yaptığını açıkça belirtmelidir. Yürüyüşlerde, toplantılarda ve mitinglerde gerçekleşen şiddetli çatışmaların tümü, polisin oradaki sembollere, bayraklara ve Abdullah Öcalan’ın fotoğraflarına karşı saldırısı sonucu olmuştur.
PKK yasağı olmasaydı, iki yıl önce Mannheim’da yaşanan çatışmalar yaşanmayacaktı. IŞİD’in bugüne kadar yasaklanmaması ve terör listesine alınmaması ama buna karşı PKK taraftarlarının halen azalmayan bir şiddet ile kovuşturulması saçmadır.
IŞİD, Hristiyanların ve Êzîdîlerin düzenlediği yürüyüş güzergahında siyah bayraklarını havaya kaldırarak sallıyor ve böylece oradaki insanları tehdit ediyor. Bunu yapanlara karşı polis hiçbir cezai işlemde bulunmuyor. Yine Mainz kentinde Kürt Öğrenciler Birliği’nin (YXK) IŞİD’e karşı açtığı standda, polis yasal bayrağa el koyuyor. PKK yasağı ile birlikte burada yaşayan yüzbinlerce Kürt’ün temel hakları ihlal edilmektedir.
PKK yasağı, uyum politikalarına da engeldir. İyi uyum sağlamış ve yıllardır Almanya’da yaşayan birçok Kürt, PKK yasağı ve PKK’nin terör örgütü olarak kategorize edilmesi yüzünden iltica statülerini kaybetmiş; “duldung” statüsüne düşmüştür. Bunun sonucunda işlerini kaybederek işsizliğe terk edildiler. Bu, hükümete yarar getirmez. PKK yasağının kaldırılması, bu insanların Almanya’da demokratik yöntemlerle ülkelerindeki barış sürecine dahil olmalarını sağlayacaktır. PKK yasağının kaldırılması, aynı zamanda Türkiye hükümetine güçlü bir sinyal olur.

Görünen o ki, IŞİD Êzîdîlerin soykırımını hedefledi. Bu şartlarda Almanya’nın gönderdiği silahlar IŞİD vahşetinin durdurulması için yeterli mi?

Bizim şu an Irak ve Suriye’de yaşadıklarımız, Ortadoğu’da Batı’nın emperyalist politikasının bir sonucudur. ABD ve müttefikleri tarafından sürdürülen Irak Savaşı sonucunda sadece Saddam rejimi yıkılmamış, tüm Irak devleti yıkılmıştır. Sonrasında Sünni düşmanı olan Şii mezhebine bağlı Maliki başa getirildi. Batı ülkeleri, Suriye’de Esad’a karşı silahlı muhalefeti destekledi. Desteklenen bu muhalefetin çoğunluğunun hiçbir demokratik hedefi olmadığı, daha çok cihat taraftarı olduğu açıkça görülüyor. Şu an IŞİD içerisinde savaşanların büyük bir kısmı batı ülkeleri tarafından silahlandırılmış ve eğitim görmüşlerdir.
IŞİD’in güçlenmesinde, lojistik yardım almasında ve Türkiye topraklarında rahat bir şekilde hareket etmesi konusunda özellikle Türkiye önemli bir rol oynuyor. Ankara için önemli olan sadece Baas rejiminin yıkılması değil, özellikle Rojava’da Kürt yerel yönetimlerinin de cihatçılar tarafından yok edilmesidir.
Öncelikle şunu açık bir şekilde vurgulamak istiyorum: Kürtlerin kendilerini silahlı bir şekilde savunmalarını kesinlikle destekliyorum. Dünyadan uzak bir pasifist değilim. Rojava’da gördüm ki, YPG’nin daha iyi donanım ve silahlandırılmaya ihtiyacı var. Koruyucu yani zırhlı elbiselere ve silahlara ihtiyaçları var. PKK ve YPG, yurtdışından silah yardımı için çağrı yaptı. Bu örgütler silahlarını kendileri de alabilirdi fakat ABD ve AB’nin ‘terör listesinde’ olmaları ve Rojava’ya ambargo uygulanması, onları bu konuda engelliyor. Eğer bizler YPG’nin daha iyi silahlara kavuşmasını istiyorsak, öncelikli hedefimiz ambargonun kaldırılması yönünde mücadele etmek olmalı. Gerillayı desteklemek isteyenler, öncelikle Almanya’da PKK yasağının kaldırılması ve terör listesinden çıkarılmasını dayatmalı ve bastırmalıdır. Irak’taki Kürt hükümeti böylesi bir yardımı 200 bin peşmerge için istiyor. Bu sayı olarak PKK ve YPG’den 4 kat daha fazladır. Peşmerge, Haziran ayında Kerkük’te Irak askerlerine ait çok sayıda modern silahı ele geçirdi. Bugün gönderilecek bu silahlar da ilk etapta KDP peşmergesine yarayacaktır. Ağustos ayında mücadele etmeden geri çekilmeleri ile Şengal’deki Êzîdîleri yanlız bırakan, KDP peşmergeleridir. Bu durumda silahların IŞİD’in eline geçmesi de büyük olasılıktır.
Diğer bir endişem ise, KDP’nin Rojava’ya karşı düşmanca siyaseti ve ambargosu... KDP’nin bu silahları daha sonra yaşanacak herhangi bir savaşta kullanmayacağı ne malum? Örneğin Rojava’ya karşı, PKK’ye karşı, Barzani’nin bağımsız devlet ilanına karşı mücadele edebilecek PUK’a (YNK) karşı. PKK bundan dolayı haklı olarak IŞİD’e karşı ortak bir askeri komuta merkezinin kurulmasını talep ediyor. Bu istek cihatçılara karşı önemlidir. Aynı zamanda böylelikle, gerçekleşecek olan silah transferleri, sadece KDP peşmergesi açısından değil, diğer savaşanlar için de olumlu sonuç doğuracaktır.

Sünni Müslüman olmayanların toplu idamı, kadınların kaçırılması ve Irak’ta pazarda satılmaları gibi vahşi uygulamalar... IŞİD insanlığa karşı suçlar işliyor. Dünya bu vahşete karşı neden sessiz? Buna karşı ne yapılmalı?

Buna karşı, son dönemde biraz daha fazla kamuoyu oluşmuş durumda; bu olumlu bir gelişmedir. Basın organları bu konuda haberler yapıyor, insan hakları örgütleri bu konuya işaret ediyor. Oradaki kadınlar, ancak cihatçı çeteler mağlup edilerek kurtarılabilir. Bunun ağır mücadele yükünü Kürt savaş birimleri taşımaktadır. Özellikle YPG ve HPG. YPJ ve YJA STAR gibi kadın birimlerine bu konuda özel rol düşmektedir. Kürt kadınlarının savunmalarını kendileri yapması, hem aralarındaki tutucu kesimlere hem de cihatçılara, kadınların savunmasız ve kurban olmadıklarını gösteriyor. Şimdi Kerkük’te kadın gerillaların PUK’un (YNK) erkek peşmergelerine sadece silahlı eğitim değil, aynı zamanda özgürlük ideolojisini de aktarması bu konuda güçlü bir sinyaldir.

El Kaide ve El Nusra’dan sonra şimdi de IŞİD... Bu yaşananlarla düşününce, İslam’ın geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Günümüzde Müslüman çocuklar ve gençler, Alman okullarında ve üniversitelerinde saldırılara uğruyor. Müslüman kadınlara sözlü, Müslüman erkeklere ise fiziki saldırılar gerçekleşiyor. Müslümanlara karşı nefretin büyüdüğünü gözlemlemekteyiz. Camilere karşı uygulanan saldırılarda da görüldüğü gibi şiddet, cihatçıların ilerlemeleri konusunda adeta madalyonun diğer tarafıdır. Ortadoğu ve Avrupa’da yaşadığımız, sosyal yaşamın ırka ve kültüre bağlanmasıdır. Bu olgular grup olmanın ortaklıklarıdır. Ortadoğu'da IŞİD gibi, Fransa'da bulunan aşırı sağcı ve Avrupa'da İslam düşmanı olan Front National gibi, Avusturya'da FPÖ gibi, Almanya'da Thilo Sarrazin gibi... Thilo Sarrazin, uzun süre işssizlere ve Hartz IV sosyal yardımı alanlara karşı karalama yapıyordu. En son, Müslümanların toplumun en alt kesimi olarak görülmesi önerisine basın da ilgi göstermişti. Çünkü bununla bir düşman tablosu yaratmıştı. Bu tablo ile işsizliğin ve ekonomik krizin asıl nedenleri, yani kapitalizm ve neoliberal hükümet politikası gündemden uzak tutuluyor; dikkatler dağıtılıyordu. Yahudi düşmanlığı da Müslüman düşmanlığı gibi her dönem böylesi bir fonksiyona sahip. Benzer bir yöntemi cihatçılar da kullanıyor. Almanya’da sosyal anlamda dışlanmış genç göçmenleri, işsiz olan Arap dünyasının genç erkeklerini kendi çıkarları doğrultusunda kullanıyor ve içlerine alıyorlar. Ölçüsüz zenginliğiyle bilinen Suudi Kraliyet ailesi veya işçi köleleri kendisi için çalıştıran Katar, Arap dünyasının bu yoksulluğunun sebebi değilmiş gibi gösteriliyor. Buna karşın Şiiler ve farklı din grupları da buna sebepmiş gibi gösteriliyor.
Sosyal problemleri ırka ve kültüre bağlayan ve bunun avantajını kullanan üçüncü şahıslar, her zaman kapitalist sistemin egemenleri olmuştur. Emperyalistler Ortadoğu’da farklı halklar ve dini gruplar üzerinde böl-yönet yöntemini kullanıyor. Rojava’daki insanlar bu böl-parçala-yönet politikasına karşı ortak ve demokratik beraberliği dünyaya örnek gösteriyor. Eğer bu yönetimler örnek alınırsa, Ortadoğu’ya ve tekçi, milliyetçi rejimlere, ‘tanrı-devletlere’ karşı hakim bir alternatif olur.

Kürdistan’a gittiniz, gözlemlerde bulundunuz. Kaldığınız süre içerisinde sizi daha çok ne etkiledi?

Beni en çok Rojava etkiledi. Küçük bir ülke. Yüzbinlerce insan, Şengal’den Rojava’ya göç etmiş. Bu insanlara yapılan destek, bazı yardımlar var. Onların barınma, beslenme her türlü ihtiyacını gideriyorlar. Aynı zamanda çetelere karşı bir direniş var. Enerji, su, yiyecek gibi hayati konularda bir üretim var. Rojava inanılmaz bir yer. İnanılmaz bir sistem var orada; farklı halklar, farklı inançlar hep birlikte çalışma yürütüyor. Müthiş bir dayanışma var. Asuri Süryaniler, Kürtler, Ermeniler, Araplar, Türkmenler hepsinin birlikte çetelere karşı dayanışma içinde olduğunu gördüm. Ambargoya karşın fabrikalar yapmışlar; elektrik üretmişler; komünler kurmuşlar; Kadın dernekleri, kültür merkezleri kurulmuş; kadınlar özellikle çok aktif... Bakanlıklar kurulmuş; kayıp çocuklara ulaşmak için merkezler oluşturulmuş. Başka birçok başarı...
Müthiş bir dayanışma var orada. Herkesin bir görevi var. Oradaki farklı halkların temsilcisi partilerle 16 saat süren görüşme yaptım. Herkes çok aktif. Bana “Rojava’daki durum örnek bir sistemdir. Burada herkes aynı. Kimsenin kimseye üstünlüğü yok; herkes eşit” dediler. Fakat bu mükemmel sistem bütün dünya tarafından ve Barzani tarafından inkar ediliyor. Bu noktada ‘iyi’ ve ‘kötü Kürt’ü görmek lazım. Barzani Erdoğan’la, Türkiye’yle ilişki içinde. Türkiye’ye petrol satıyor. Bu şekilde, Türkiye kendini Rusya bağımlılığından kurtarmak istiyor. Şu an Almanya da Erbil’deki (Hewlêr) petrolden pay almak için görüşmeler yapıyor. Orada iş yapmak için görüşmeler yapıyor.

Bölgedeki trajediyi de yerinde gördünüz. Buna ilişkin Avrupa’da ne yapılmalı?

Avrupa’da yaşayan insanların bu konuda duyarlı olması için daha çok çalışılmalı. Sokaklara çıkmalı, aktif olmalıyız. Eylemler yapmalıyız. Özellikle Rojava üzerindeki ambargonun kalkması için çalışma yürütülmelidir. İnsani yardımlar için çalışma yürütülmelidir. NATO üyesi Türkiye’nin çetelere verdiği desteği kaldırması için de çalışma yapılmalıdır.



NİHAL BAYRAM/MURAT MANG




Tarih PKK’nin kahramanlığını yazacak

Sol Parti Almanya Federal Parlamentosu Milletvekili Ulla Jelpke, Almanya’nın Bielefeld kentinde düzenlenen panelde de Rojava’daki izlenimlerini paylaştı. Rojava, Şengal ve IŞİD saldırılarının konu edildiği bir panelde Bielefeld Belediye Meclisi’nin Yeşiller Partisi üyesi Mahmut Koyun ve Orta Avrupa Asur Federasyonu Başkanı Johann Roumee de konuşmalar yaptı.
Bielefeld’de, Sol Parti, Bielefeld Ezidi Kültür ve Eğitim Derneği ve Gütersloh Asur Mezopotamya Derneği’nin birlikte düzenlediği panelde Ortadoğu’daki son gelişmeler, Rojava, Şengal ve IŞİD saldırıları tartışıldı. Moderatörlüğünü Sol Parti Bielefeld Başkanı Barbara Schmidt’in yaptığı panelde ilk sözü, Sol Parti Federal Milletvekili Ulla Jelpke aldı.
Rojava, Irak ve Türkiye’ye yaptığı geziyle ilgili izlenimlerini anlatan Jelpke, “Bölgede halen çatışmalar var. Şu anda en güvenli bölge ise Rojava’dır” dedi.

‘Kuzey’de de Kürtler yardım ediyor’

Türkiye sınırlarının kapalı olduğunu, Suriye tarafında ise Kürtlerin elinde olmayan kapıları IŞİD’in denetlediğini aktaran Jelpke, şunları söyledi: “Şengal’e yapılan saldırılar sonrasında 160 bin Ezidi Rojava’ya geçmiş. Türkiye tarafına geçenlere devletin hiçbir yardımı yok. Oradakilere de yine Kürtler yardım ediyor. Özellikle DBP’li belediyeler yardımlara öncülük ediyor. O insanları yakından gördüm, saatlerce konuştum. Anlattıkları inanılmaz şeylerdi. Kadınları dinledim. Çok çocuk ölmüştü. Ailesini kaybeden çok fazla çocuk vardı; yine çocuğunu kaybeden aileler... Ailesinin önünde tecavüze uğrayan gelinler ve başka bir sürü inanılmaz vahşet. Ayakkabıları yoktu; ayakları kanayan çocukları gördüm. Anlatılması güç şeyler. İnsanlar HPG’ye ve YPG’ye dua ediyordu.”

Kimsesiz çocuklar ve yaşlı adam...

Jelpke, bölgeden insan hikayeleri de aktardığı konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Hiç unutmuyorum: Yaşlı bir adama rastladık. Arabasına 15-20 çocuk doldurmuştu. Bu adam, IŞİD saldırılarında ailesini tamamen kaybediyor. Rojava’ya gelene kadar da yolda kimsesiz çocukları arabasına topluyor. ‘Benim ailem yok oldu; şimdi bu çocuklar benim ailem oldu’ diyordu. Bu insanlar şu an her şeye muhtaç. İlaç, yiyecek, giyecek... Aklınıza gelecek her türlü yardıma ihtiyaç var.”
Konuşmasının devamında YPG’lilerin IŞİD çetelerinden ele geçirdiği ABD menşeili silahların fotoğraflarını gösteren Alman parlamenter, şunları kaydetti: “Bu silahlar Amerikan silahları. IŞİD’in elinde bu silahlar var. Türkiye, Katar ve Arabistan’ın da onları desteklediği biliniyor. Almanya’nın da bu üç ülkeye silah sattığını biliyoruz. Şimdi Almanya, peşmergelere silah gönderme kararı aldı. Ben ve partim silah gönderilmesine karşı çıktık. Bu bir çözüm değil, dedik. Bu çetelere destek veren ülkelere baskı uygulanması ve insani yardımların bir an önce ulaştırılması gerektiğini söyledik.”
Panelde Jelpke’nin ardından söz alan Johann Roumme de PKK öncülüğünde gelişen direnişe dikkat çekerek, “PKK’nin yaptığı saygıya değer, tarihi bir harekettir. Oradaki savunmasız insanların yardımına koşması, ölümden kurtarması tarihi bir gerçekliktir. Bunu inkar etmek hiçbir insana yakışmaz” dedi.

‘Sorumlusu Güney Hükümeti’

Roumme ardından söz alan Mahmut Koyun ise, yaşananlar sonrasında KDP’ye güvenlerinin kırıldığını belirterek şunları söyledi: “Bu soykırımın birinci nedeni, güvenlik sorunudur. Bölge hükümetinin büyük sorumsuzluğu var. Görevini yerine getirmedi, bu trajedi de o nedenle yaşandı. Silahsız, savunmasız Êzîdî Kürtleri ve diğer halkların imdadına HPG ve YPG yetişti. Yüzbinlerce insanımızı katliamdan kurtardılar. Biz Êzîdîer bunu unutmamalıyız. HPG ve YPG’nin yaptığı bu kahramanlık, tarihte hep söylenecek. Avrupa ve dünyaya da çağrıda bulunuyoruz. Acilen yardım etsinler. Bizi siyasi çıkarlara kurban etmesinler.”