Yasak kararının alındığı 1993 yılında varlığı bile inkar edilen Kürtler, bugün Güney'de devlet benzeri bir kurumlaşmayı geliştirirken, Rojava'da kendi özerk siyasi sistemini inşa etmekte ve Kuzey'de de Türk hükümetiyle direkt muhatap olarak çözüm müzakereleri yürütmektedir. Kuzey Kürdistan'da yerel yönetimlerde önemli bir etkinlik oluşturan, dünyanın dört bir yanına dağılmış Kürtler arasında sosyal, kültürel ve siyasal örgütlenmesini genişleten Kürt Özgürlük Hareketi, bugün Amerika Birleşik Devletleri dahil dünya politikasını yönlendiren ülkelerle diplomatik ilişiki kanallarını da açmış durumdadır.
Yani, günümüzde Ortadoğu'nun en büyük, en ciddi ve en etkili demokrasi dinamiği olma pozisyonunu yakalamış Kürt realitesi, 1993'lerin realitesi değil artık.
Ama Almanya'nın PKK yasağı ve buna dayanarak Kürt toplumunun meşru zeminlerde örgütlenmesini engelleme, kriminalize etme tavrı hala 20 yıl önceki yerinde duruyor…
Bu yasak, tarihsel ve toplumsal olarak artık aşılmış ve insani değerler ile vicdan hukukunda mahkum olmuştur! Bu yasak, hem Almanya'da yaşayan 1 milyon Kürt hem de tüm Kürtler açısından artık bir örgüt yasağından ziyade, bir halkı toptan rencide edici bir yaklaşımdan öte bir etki yaratmamaktadır.
Bu açıdan, Kürt halkının toplumsal olarak yakalamış olduğu demokratik gelişmişlik düzeyi karşısında Almanya kanun yapıcılarının daha çağdaş, insancıl ve demokratik bir yaklaşım geliştirerek bu anlamsız yasağa son vermeleri, Kürtleri sevindireceği kadar Almanya devletine de kazandıracaktır…
PKK yasağı ve Kürt realitesi
"Toplumların gelişim yasaları devletlerin yasalarından daha güçlüdür" şeklinde bir söz vardır. 20 yıldır Almanya'da ısrarla sürdürülen PKK yasağının geldiği durum tam da bu belirlemeye denk düşüyor. Kürt toplumunun örgütselliği ve sosyal, siyasal gelişim düzeyi gözönünde bulundurulduğunda, yasağın Almanya kamu düzeniyle alakalı olmadığı ve tamamen uluslararası çıkar ilişkileri üzerinden ısrarla sürdürülen siyasi bir tavır olduğu tüm çıplaklığıyla görülmektedir...