Mezopotamya Kültür Merkezi tiyatro oyuncuları Rugeş Kırıcı ve Ömer Şahin, bir süre önce Almanya’nın Hamburg kentinde ‘Şîret’ adlı oyunu sahnelemek için gelmişlerdi. Yazar Sedat Barış’ın gerçek bir hayat hikayesinden yola çıkarak yazdığı ‘Şîret’ adlı tiyatro oyunu, kadın cinayetleri, zorla evlililik gibi kadınların yaşadığı sorunlara dikkat çekiyor. Tiyatrocu Rugeş Kırıcı ve Ömer Şahin’le oyun ve tiyatro çalışmaları üzerine konuştuk.


Oyununuz kadın katliamlarına dikkat çekiyor. Sizi bu konuyu seçmeye iten sebepler nelerdir?

Ömer Şahin: Arkadaşımız Sedat Barış’ın kendi kuzeninin başına gelen bir olaydan yola çıkarak yazmış olduğu bir oyundur bu. Tekst ham haliyle gelmişti ve biz bunu yoğurduk. Oyunun konusu, günlük hayatta sık karşılaştığımız bir durum. Sadece Kürdistan’da değil, dünyanın birçok yerinde kadınlar ‘namus’, ‘kıskançlık’ gibi sebeplerle katlediliyor. Bu oyuna başlamadan önce doğal olarak oyunun konusu üzerinde araştırma, çalışmalar yaptık. Günde beş kadının cinayete kurban gittiğini gördük. Biz de elimize böyle bir oyun geçmişken sahnelemek istedik.
Amacımız kadın cinayetlerinin meşrulaştırılmasının yanlış ve haksız bir uygulama olduğunu biraz daha gözler önüne sermekti. İnsanların kafalarında soru işareti bırakacağımıza inandığımız için bu konuyu seçtik ve oynuyoruz. İzleyicilerimiz normal hayatta adlandıramadıkları acı ve sevinçlerini bizimle sorgulamaya başlıyorlar ve biz de bunu toplumumuz açısından önemli olduğunu düşünüyoruz.

Oyunu sahnelerken ne gibi sorunlarla karşılaştınız?

Rugeş Kırıcı: Bizler zaten böyle bir oyun oynama ihtiyacını hep hissediyorduk ve inanılmaz bir istek vardı. Bu yönüyle hiçbir sıkıntımız yoktu. Fakat Kuzey Kürdistan’da yıllardır bir türlü çözüme kavuşturulmayan, belli bir altyapı temeli üzerinden ilerleme fırsatı bulamayan bir tiyatro durumu sözkonusu. Biz de doğal olarak oyunu yapmaya çalışırken de bu tür sıkıntıların önümüze çıkardığı bazı engellerle karşılaştık. Bu oyunun bütçesinden tutalım da organizasyonundan teknik aşamasına kadar Kuzey Kürdistan’da tiyatro yapmaya çalışan bütün arkadaşlarımızın yaşadıkları ortak sorunları bizler de yaşadık. İşin olumlu tarafından baktığımızda bütün olumsuzluklara gelecekte sahneleyeceğimiz oyunlar için bir teminat oluşturuyor ve bizler de bunun hazzını yaşıyoruz. Bütün bunların dışında yaptığımız sadece bu oyun için değil de yeteri kadar kitleye ulaşamadığımızı düşünüyoruz.
Ama artık Kürdistan’da bir tiyatro seyircisi oluştu ve 90’ların başlarındaki gibi değil. Yasaklı dönemlerden bu dönemlere geldik ve tiyatro yapmaya çalıştık. Artık Kürt tiyatrosunun bir karakteri ve yapısı kadar bir seyirci kitlesi de oluştu.
Diğer açıdan kadın cinayetlerinin hala devam etmesi beni psikolojik olarak çok derinden etkiledi. Rüyalarımda bile görmeye başlamıştım ve bunu hissederek oynuyorum.

Oynadığınız tiyatrolarda sadece toplumsal olaylara mı değiniyorsunuz?

Ömer Şahin: Daha önce belirttiğimiz gibi Kürt tiyatrosu yapmak aynı zamanda bir tercih yapma durumudur. Politik tiyatro yapıyoruz ve yaşamımız da o zaten. Savaş halinde olan bir halkın tiyatrosunu yapıyoruz. Dolasıyla bu tiyatroyu tercih etmek vicdani sorumluluğumuzdur da. Bu yüzden öncelikle toplumsal sorunları ele alarak tiyatro yapıyoruz ama dünya klasiklerinden çeviri yapan tiyatro grupları da var. Biz buna da karşı değiliz fakat bizler bunları yaparsak oyunlarımız havada kalacak. Halkla buluşmayacaktır. Önceliğimiz kendi yaratımımız olan, kendi toplumsal sorunlarımızı ön plana çıkaran sanatsal ürünleri sahnelemek. Zaten Şiret’de de bizi cezbeden buydu.
Kürdistan’da yaşıyor ve bir tercih yapma durumunda kalıyorsanız ister istemez belli bir hedefe kilitleniyorsunuz, belli bir amacınız da oluşuyor ve o amacı en doğru haliyle insanlara ulaştırmayı da bir görev olarak görüyorsunuz. Kürt tiyatrosu yapmayı hedefledik ve bundan sonra da hep Kürt sanatı yapacağız.

Avrupa’da daha önce tiyatro gösterileriniz oldu mu?

Rugeş Kırıcı: Tabii ki. Biz Avrupa’da daha fazla oyunlar oynamak istiyoruz ama organizasyon vb. şeyler biraz daha komplike bir iş. Müzik organizasyonu yapmaktan daha zor geliyor galiba bizlere. Dolayısıyla gelmemiz de problem oluyor. Genel sorunumuz aslında tekniki sıkıntılar da değil, Avrupa’dan genel olarak böyle bir talebin oluşmamasından kaynaklı bir sıkıntı var. Gördüğümüz kadarıyla da Avrupa’da genel olarak Kürt tiyatrosu yapan gruplar da yok. Bu nedenle Avrupa’da ki Kürt seyircisini doyuran tiyatral, sanatsal ürünler de yok. Bizler oyunlarımızı burada yaşayan Kürt halkına da sunmak istiyoruz ve umuyoruz ki en kısa zamanda bu sorunu aşabiliriz.

Kürt tiyatroculuğu gurur kaynağı


Bu işe Türkçe tiyatro ile başladınız. Anadilde tiyatro yapmanın avantajlarını anlatır mısınız?

Ömer Şahin: Uzun yıllardır Mezopotamya Kültür Merkezi’nde (MKM) Kürtçe tiyatro yapıyoruz. Türkçe oyunlar sahneledik ama uzun sürmedi. Kendi anadilimizde tiyatro yapmayı tercih ettik. Aslında tercih yapmak durumunda kaldık. Bir taraftan Türkçe tiyatro ve onun oluşturacağı bir dünya, diğer taraftan işte Kürtçe tiyatro ve oluşturabileceği bir dünya vardı. Bizim gibi birçok Kürt tiyatrocu da bu tercih durumunu yaşamıştır. Halen Türkçe tiyatro yapan arkadaşlarımız da var. Ama bizim için çok daha iyi oldu. En azından kendi dilimizi daha iyi, daha derinlemesine öğrenme, kendi vurgularımızı genetik hafızamıza daha doğru kodlarla aktarma fırsatı bulduk. Türkçe tiyatro yapmış olsaydık sürekli bozuk diksiyonla bir türlü istediği yeri edinemeyen, tutunamayan, sürekli ikinci sınıf insan muamelesi gören, sürekli marjinal kalan ve yani aslında iki arada bir derede kalan ve birşey yapamayan bir tip olacaktık. Şimdi yaşadığımız bütün sorunlara rağmen göğsümüzü gere gere biz Kürt tiyatrocusuyuz ve Kürt tiyatrosu yapıyoruz diyebiliyoruz. Bu da bizim için bir gurur kaynağı.


M. ZAHİT EKİNCİ/HAMBURG