İnsanı; edinimler üzerinden kimlikleri, kişilikleri, kültürleri, bilinçleri, ahlakları ve ilişki anlayışları oluşan canlılar diye tarif edebiliriz. Edinimlerimiz binlerce yıllık insanlık serüveninin şahsımızda toplam olarak var ettikleri ve çeşitli formlarda bugüne taşıttıklarıdır.  

Bu nedenle, insan camiasının hem bir parçayız hem de toplamıyız.

İlk varoluşumuzda bize ait olan sadece fizyolojimizdir. O günden sonra ilişki ağları içinde hayatımız sürer. Suya atılan taşın etrafına yaydığı sayısız halkalar gibi biz de çevremizdeki onlarca halka içinde yoğrulur ve şekil alırız.

30’lu yaşlardan itibaren katılaşırız ve portrelerimiz oluşmuş olur. Portrelerimizin cilası da birinci ve ikinci halkanın kazanımlarıdır.

Bütün edinimlerimiz birbiriyle bir ilişki ve uyumluluk içindedir. Ahlakımız iyi ise kişiliğimiz de, ilişki anlayışımız da o oranda iyi olur. Tersiyse diğerleri de aynı oranda kötü olur.

Bu kazanım/edinimlerimiz ilişkilerimizle anlam bulur, görünür hale gelir. Çünkü ilişki olmadan geleceğe taşınma da olmaz. Geleceğe taşınmamışsa ölmüştür demektir.

Doğru-yanlış, iyi-kötü, korkak-cesur, siyah-beyaz, aydınlık-karanlık, tatlı-acı, sevgi-nefret yani insana dair geçmişte yaşanan her şey bugün dahi varlığını koruyorsa bu nedenledir.

İnsanların çok sayıda ilişkilenme biçimleri var ve ilişkilerimiz beraberinde bir hukuku oluşturuyor. Akrabalık, iş, meslek, askerlik, öğrencilik, dostluk, yoldaşlık ve diğerlerini sayabiliriz.

Her birinin bir geçmiş altyapısı ve taşıdığı özellikleri vardır.

Bugün, insanı daha iyi anlamak için onun hangi ilişki ve hukuku esas aldığına bakmak gerekir.

Bunu ölçmek için üç tanesinin daha önemli olduğunu düşünüyorum. Bunların akrabalık, dostluk ve yoldaşlık hukuku ve ilişkisinin olduğunu düşünüyorum. 

İnsani ilişki, sınıflı topluma geçiş olmadan önceki sürecin bir ürünüdür ve bugünlere taşınmıştır. İçtendir, yalana dolana ihtiyaç duymaz, paylaşımcıdır. Aidiyet ve sahiplenme ile düşman ve nefret duygusu gelişmemiştir. Sadece fizyolojik olarak hayatın sürdürülmesi için ihtiyaç duyulanı elde etme çabası gösterilir. Birbiri hakkında tüm bilgilere sahip olmazsa bile bu ilişkiye değer verir, bitmemesi için dikkatli davranır. Kendini kanıtlama duygusu gelişkindir vs..

Akrabalık (kan bağı) ilişkisi feodaliteyle birlikte gelişen bir hukuk ve ilişkidir. Aidiyet ve sahiplenme ile düşman ve nefret duygusu gelişkindir. Hatta bunun için “kahramanlık” gösterilebiliyor. Çıkarı için açık şiddeti uygulamaktan geri durmaz. İhtiyaçtan fazlasını elde etmeyi amaçlar. Buna karşılık aile içinde dayanışmacıdır. İmece bunun bir uygulama biçimidir. Aile bireyleri birbirleriyle ilgili tüm bilgilere sahiptir ancak “kol kırılır yen içinde kalır” mantığına göre hareket eder. Bireyler, zor süreçlerde sığınabileceği son liman olarak aileyi görür vs..

Yoldaşlık hukuku ve ilişkisine gelince: 

Bazılarının sosyalist ve ya komünist, benim ise “ortakça” yaşam ve ilişki dediğim olgunun ürünü olan yoldaşlığın bugüne kadar hayat bulduğunu söyleyemiyorum. Bir hukukun ve olgunun bir kültüre, bir yaşam biçimine dönüşebilmesi için uzun süreli bir geçmişi, hatta topluma uzun bir süre egemen olmuş olması gerekiyor. Çünkü yazımızın başında söylediğimiz gibi geçmişe ait edinimlerin ürünüyüz ve yaşanmamışlıklar bize edinim sağlamaz.

Dünyamızda böylesi bir süreç yaşandı mı? Hayır. Ama yoldaşlığın, eninde sonunda egemen olacağı bir hayat şeklinin yaratılacağına ilişkin inancımızı ve umudumuzu sonuna kadar da sürdüreceğiz.

Bu ilişki ve hukuk; kapitalist ilişki ve yaşamdan tecrit edilmiş özgün alanlar hariç olsa olsa kapitalizmin yan ürünü olan siyah beyaz fotokopi veya “sahtesi” olabilir. Kapitalizm, kapitalistler gibi hırslıdır, entrikacıdır, bencil olduğu için vefasızdır, insani değerlere bağlılığı zayıftır, ona kazandırdığın oranda seninle yol alır, toplumcu değil bireycidir, üstte iken bastırmacı altta iken köle olur ve çıkarı için her şeyi mubah sayar. Vs… vs…

Makaleyi bir fıkrayla bağlamak istiyorum.

Anlatıcıdan anlatıcıya değişiyor. Kimisi polis, kimisi bekçi, kimisi imam, kimisi kanaat önderi, kimisi öğretmen diyor, ancak ben bu kişiye yurttaş diyeceğim:

Yurttaşın biri akşam evine doğru gidiyormuş. Bir sokak lambasına yaklaşırken bir adamın (deli olduğu iddia ediliyor) dizleri üzerine çökmüş elleriyle bir şeyler aradığını fark etmiş. Durup sormuş;

‘Ne yapıyorsun burada?’

‘Anahtarlarımı arıyorum.’

‘Anahtarını burada mı kaybettin?’

‘Hayır diğer sokakta’

‘Öyleyse niye burada arıyorsun?’

‘Ama burası aydınlık.’