Ulus devlet despotizmi altında toplumsal çeşitliliğe dayatılan üniter yapı, uzun yıllar modernite adına sunuldu. Tornadan çıkmış vatandaş yaratma adına yapılan toplum mühendisliği sayesinde her ulus devlet, adeta halklar mezarlığına dönüştürüldü. Pozitivizmin bilimi doğaya uyarladığı gibi toplumlara da uyarlamasının ağır faturası modernlik adı altında tek ulus yaratmada asimilasyon, katliam ve yurtsuzlaştırma olur. Her ulus devlet bünyesindeki toplumsal çeşitliliği tek tipleştirme hırsıyla modernleşmeyi dayatır. Buna direnenlerin de katliam, göçertme ve soykırımla karşılaştığı tarihin 1960’lara dayanmasıyla birlikte modernleşme fikrine karşı yeni fikirsel akımlar ortaya çıkar.

1968 gençlik hareketinin sonuçlarından olumsuz etkilenecek büyük kırılmayı yaşayan ve toplumsal devrim umudunu yitiren entelektüeller arasında şekillenen postmodernizm, yeni bir dönemi başlatmak üzereydi. Sol, sosyalist devrim teorisinden beklediğini bulamayan ama kapitalist modernitenin gübreliğine hemen atlamak istemeyenler, yeni bir fikir hareketini şekillendirir. Öncüleri Baudrillard, Lyotard ve Foucault olan bu aydın hareketi, entelektüellere devrimci görevler yüklemeden sadece sistemden kaynaklı sorunlardan, krizlerden mutsuzluklardan bahseder. Tahlil ve tespitlerini oturdukları yerden yaparak, ulus devletin modernlik adına uyguladığı baskıcı ve elitist yanlarını eleştiriye tabi tutarak, teşhir edici rol oynarlar.

Postmodern kavramı geçmişten kopma, geçmişi aşma anlamıyla kullanıldı ama özellikle tek ulus yaratma projesine karşı bir çıkış olarak gelişir. Ulus devlet toplumlara homojenliği dayattığı için her ulus devletin tarihinde katliam gerçeğine karşı koyuş olarak şekillenen postmodernizmin, toplumdaki çeşitlilik ve farklılığın estetiğini dile getirmede başvurduğu yöntem onu ilginç kılıyor. Modernizmin evrensellik ve bütünsellik ifade eden düşüncelerine karşı toplumdaki çeşitlilik ve farklılığı savunmasıyla postmodernizm üstünlük kazanmış gibi görünse de, daha yakından incelendiğinde yüzeysel olduğu görülecektir. Çünkü postmodernistler çok kültürlülüğü abartıyor. Toplumdaki varlık mücadelesi veren etnisite, inanç ve kültürlerin tekçi ulus devlet karşısında haklarını savunma, özgürlük ve eşitlik söylemlerini dillendiren postmodernistlerin tahlil ve tespitleri göz kamaştırıcı ve çekici olsa da yanıltıcıdır. Çünkü özgürlük eşitlik havarisi kesilirken felsefi görüşleriyle neoliberalizme felsefi dayanak olurlar. Neoliberalizm ekonomik mantığı haline dönüşür.

Tahlil ve tespitleriyle sisteme muhalif gibi görünüp, politik bakımdan geçmişi sorgulayan, yanlışlıkları sayıp döken olsa da, sistemi değiştirme gibi bir derdi yoktur. Tam tersine sistemi değiştirme konusunda muhafazakârdır. Modernizmin teşhir olmuş yanlarını törpüleyerek restorasyondan geçirmesi için uğraşıp durur. Muhalefet eder gibi görünür. Sistemden memnuniyetsizliğini dile getirirken, modernitenin nimetlerinden de yararlanmaya çalışır. Sistemsel yanlışlıklar konusunda soru sormada zengin ama gerçek cevapları vermede yoksuldur. Gerçek nedenlerden fersah fersah kaçar ya da gerçek nedenleri gizlemenin teorisini oluşturur.

Tanrı merkezli düşünce ile insan merkezli düşünce sistemini eleştirir ve merkezsiz bir düşünceyi öneren postmodernizme göre gerçeği tanımlamada bu iki düşünceye ihtiyaç yoktur. Gerçeklik akıl ve duyu yoluyla açıklanabilen ve algılanabilen şeydir. Dahası postmodern düşüncede nesneleşen insan “tarih yapan özne” olması da artık mümkün değildir. Postmodernizme göre özne-akıl merkezden çıkarılırsa otoriter baskılar sona erer. 

Baskı ve soykırımın doruk yaptığı dönemde ortaya çıkan postmodern düşünce, ulus devletin tekçi dayatması karşısında halklara, inanç ve kültürlere yeni bir soluk gibi şekillense de, özünde sisteme eklemlenerek kapitalist modernitenin ömrünü uzatan restorasyonlara yol açmıştır. Devletin sancılı ve krizli durumu yaşadığı bir dönemde kendini postmodernist olarak tanımlamasılar bile yaptıklarıyla buna hizmet ettikleri biliniyor. Türk siyasi tarihindeki modernist uygulamalarına itiraz edip eleştirmesine rağmen doğru çözümlerden kaçınarak restorasyonlar için projelendirmelere gidişte sadece işine geldiği kadar geçmişle hesaplaşma kaynağının bu postmodernlikten almaktadır.


Gümüşhane E Tipi Cezaevi