Türk sömürgeci devleti Kürt çocuklarını, açık şiddet ve asimilasyonun yanı sıra cezaevlerinde çürütmekte ve Pozantı’da olduğu gibi tecavüzü reva görmekte.

Sömürgeci sistemin hayatlarını cehenneme çevirdiği bazı çocukların gerilla saflarına katılmasını da Amed’deki tezgahında görüldüğü gibi psikolojik savaş malzemesi yapmakta.

Türk Başbakan’ın bu kampanyanın sözcülüğüne soyunması üzerine açıklama yapan HGP, saflara katılım yaşı, uluslararası sözleşmeler ve Türk oyununa dikkat çekerek, ekledi:

Yaşı uygun olmayanları kurallarımız gereği gönderiyoruz; ancak Türk devleti tehlikesinden dolayı saflarımıza gelen bir kısım genci göndermemiz, kendileri için felaket olur.

 

Türk devleti Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı son haftalarda psikolojik savaşın yeni bir versiyonunu gösterime soktu.Diyalog ve ateşkesi bir adım öteye götürmek yerine savaş hazırlıklarını sürdüren Türk devleti, asimilasyoncu eğitim sisteminden, devlet şiddetinden ve özel savaş uygulamalarından kaçarak, gerilla saflarına katılan gençler üzerinden yeni bir ‘eve dönüş’ hamlesini işliyor. Hatip Dicle’nin milletvekilliği gasp edilerek Meclis’e gönderilen AKP’li Oya Eronat ve şurekası ile MİT tarafından Amed merkezindeki bazı aileler üzerinden sürdürülen bu psikolojik savaş hamlesi, dün hem Amed’de BDP’lilere fiili saldırıya hem de Türk Başbakan’ın ağzından tehdide dönüştü. Polis eskortluğunda BDP İl Binası’na götürülen bir grup, BDP’lilere saldırdı. BDP de açıklama yaparak, bir kez daha hem Türk Hükümeti’ni uyardı hem de Kürt halkına duyarlılık çağrısı yaptı.

Aynı saatlerde partisinin Grup Toplantısı’nda konuşan Türk Başbakan Erdoğan, kışkırttıkları aileler (çocuklarının zorla PKK’ye katıldığını iddia ediyorlar) üzerinden BDP ve HDP’yi “Gidip alıp geleceksiniz! Alıp gelmediğiniz taktirde bizim B planımız, C planımız devreye girer” diye tehdit etti. HDP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, Erdoğan’a sorumluluğunu hatırlatırken, HPG Orta Saha Komutanlığı sert bir açıklamayla yanıt verdi.


Son günlerde özellikle Türk Hükümeti ve medyası tarafından sık sık gündeme getirilen “çocukların kaçırıldığı“ iddialarına HPG Orta Saha Komutanlığı’ndan yanıt geldi. Türkiye’nin çocuklar için tehlikeli bir ülke olduğunu belirten HPG, gerilla saflarına katılanların yaş sınırının belli olduğunu ve bu konuda uluslararası sözleşmelere uyulduğunu belirtti.
HPG’nin açıklaması şöyle: “Sömürgeci Türk devletinin, Önder Apo’nun geliştirdiği demokratik çözüm sürecine olumlu bir cevap vermemesine tutum olarak son dönemde Kürdistan gençliğinin gerilla saflarına katılımı yoğunlaşmıştır. Bu katılımların önüne geçemeyen Türk Psikolojik Savaş Dairesi bazı aileleri kullanarak Kürdistan gençliğinin katılım hızını düşürmeye ve katılımları muğlaklaştırmaya dönük çabalar sergilemektedir. Bunun için bir kesim aileyi kandırarak “çocukları kaçırılan aileler” adı altında kendi oyununa alet etmektedir.


Kaçırılma yok, katılım var
Her şeyden önce belirtiyoruz ki, PKK’nin gerilla saflarına katılan herkes gönüllü bir biçimde kendisi katılmaktadır. Gönüllü olmaması durumunda zaten bir kişiyi saflarımızda tutmamız mümkün değildir. Bu nedenle şimdiye kadar hiç kimse kaçırılmamıştır, katılan herkes gönüllü ve kendi öz iradesiyle katılmaktadır.

Yaş sınırı bellidir

Ayrıca saflarımıza katılım yaş sınırı bellidir. Yaş sınırı konusunda Merkez Karargah Komutanlığı’mızın uluslararası kuruluşlarla yapmış olduğu anlaşmalar mevcuttur ve bu anlaşmalar bizim için geçerlidir. Bundan dolayı yaş sınırına uymayanlar, birileri istediği için değil, Kürt Özgürlük Hareketi’nin kararıyla geri gönderilmektedir. Ancak bu da herkes için geçerli bir husus değildir.

Felakete karşı istisna

Çünkü, çok iyi bilinmektedir ki, Türk sömürgeci devleti küçük yaştaki bir çok çocuğumuzu cezaevlerinde çürütmekte ve tecavüze kadar varan insanlık ve ahlak dışı uygulamalara tabi tutmaktadır. Kendileri için bu biçimde tehlikeler bulunan ve saflarımıza gelen bir kısım genci geri göndermemiz, kendileri için bir çok felakete yol açılmasına vesile olacaktır. Bu yüzden bu gençleri geri göndermeyi değil, savaş dışı alanlarda eğitmeyi esas almaktayız. Yaş sınırına uymayan herhangi bir kimsenin tarafımızdan savaşa sokulması zaten söz konusu değildir.

Bu senaryo sonuç vermez

AKP’nin ve istihbarat teşkilatlarının desteğinde geliştirilen bu senaryonun herhangi bir sonuç vermeyeceği açık ortadadır. Tüm yurtsever ailelerimiz, Özel Harp Dairesi’nin psikolojik savaş taktikleriyle gerillaya katılımı kırmak üzere tertiplediği bu yeni oyuna karşı uyanık olmalı ve hiç bir ailemiz bu oyuna alet olmamalıdır. Herkesi bu konuda yürütülen karalama propagandasına karşı duyarlı olmaya çağırıyoruz.”

AMED




B ve C planı devreye girer

Türk Başbakan Recep T. Erdoğan, bir süredir kışkırttığı bazı aileler (çocuklarının zorla PKK’ye katıldığını iddia ediyorlar) üzerinden BDP ve HDP’yi tehdit etti: “Gidip alıp geleceksiniz! Alıp gelmediğiniz taktirde bizim B planımız, C planımız devreye girer.”
Partisinin grup toplantısında konuşan Türk Başbakan Recep T. Erdoğan, BDP ve HDP Milletvekillerini çok açık bir şekilde tehdit etti. Amed Büyükşehir Belediyesi önünde “çocuklarının kaçırıldığı“ gerekçesiyle AKP devleti tarafından eylem yaptırılan aileleri selamlayan Erdoğan, eylemin organizötürlerinden kendi milletvekili Oya Eronat’a teşekkür etti. Erdoğan, oradaki eylemle Galatasaray Lisesi önünde yıllardır eylem yapan anneleri kıyaslayıp, Galatasaray lisesi önündeki Cumartesi annelerini de hedef alarak, “Bu feryadı özellikle bütün Türkiye gördü. Dünya medyası neredesiniz? Galatasaray önündekileri yazardınız, çizerdiniz. Türkiye medyası siz niye yazmıyorsunuz” diye konuştu. HDP’li vekillere “gidip alıp geleceksiniz” şeklinde talimat sözleriyle seslenen Erdoğan, HDP’lilere şu tehditlerde bulundu: “Ey BDP’liler, HDP’liler hani ara sıra gidip anlaşıp alıp geliyorsunuz ya; bu annelerin evlatlarını alıp gelin. Gidip alıp geleceksiniz! Alıp gelmediğiniz taktirde bizim B planımız, C planımız devreye girer. Bu güne kadar anneler tehdit nedeniyle bu feryatlarını dile getiremiyorlardı. Cenazeleri bile annelerine verilmiyordu. Bu haklı mücadelenin 76 milyon insan tarafından desteklenmesini diliyorum.”

Erdoğan’a yanıt: Adım at, gelsinler

HDP Eşbaşkanı Sabahat Tuncel, HDP’li vekilleri tehdit eden Erdoğan’a yanıt verdi. Tuncel’in DİHA tarafından aktarılan konuşmasının ilgili bölümü şöyle: “Sayın Başbakan siz söz vermediniz mi barış olacak savaş olmayacak diye. Kürt halkı o çocuklar gelsin demokratik siyasete katılsın diye bekliyor. Biz diyoruz ki insanlar dağa gitmesin, gelsin siyaset yapsın. Ama hiçbir adım atmıyorsun. Halen insanlar cezaevindedir. Hiçbir yasal güvence yok. Şimdi bu sorumluluk HDP’de mi? Biz barış sürecini geliştirme konusunda ne yapmamız gerekiyorsa buna hazırız. Artık gençler ölmesin istiyoruz. Başbakan bir hatırlasın. 4 ay önce Başbakan’a ‘barış olusun’ diyen genç şimdi asker. Yarın savaş çıksa belki yaşamını yitirecek.”

ANKARA




Pozantı mağdurları polisin kıskacında


Mersin'de yaşayan ve henüz 17 yaşındayken iki defa tutuklanan, daha sonra defalarca gözaltına alınan Münir Camci, polis baskısı nedeniyle sokağa çıkamadığını belirterek, "Bu yoğun baskılar yaşamımı çok zorlaştırdı. Ne yapacağımı şaşırır hale geldim" dedi.
Mersin'de, Kürt çocuklarına yaşatılan tutuklama, gözaltı, işkence ve baskıların ardı arkası gelmiyor. 16 Ekim 2011 tarihinde, henüz 17 yaşındayken "Örgüt üyesi olmak" ve "Silahlı eylemde bulunmak" iddiası ile tutuklanarak Pozantı Cezaevi'ne gönderilen ve serbest bırakılması sonrasında da yine defalarca gözaltına alınıp, polislerin baskı ve hakaretlerine maruz kalan Münir Camci (20), bu çocuklardan yalnızca bir tanesi. Pozantı Cezaevi'nde 3 ay kaldığını ve bu süre içerisinde defalarca işkenceye maruz kaldığını belirten Camci, Pozantı'da yaşadıklarını şu cümlelerle ifade etti: "Kamerasız odaya götürüp, çırılçıplak soydular ve çok sayıda kişi aynı anda beni darp etmeye başladı. Daha sonra müşahede koğuşuna götürüp, plastik borularla dövüyorlardı. İdare tarafından belirlenen koğuş sorumlusu keyfi davranışlarda bulunuyordu. Sesimizi çıkardığımız da ise idare bize şiddet uyguluyordu."
Giydiği üst kıyafetin fermuarını çekmediği için bile bir idarecinin kafasına kalem batırdığını ve kafasının kanadığını belirten Camci, tanıklıktan öte bizzat maruz kaldığı onca şiddetten sonra bugün "Devleti o zaman tanıdım. Ama bu kadar zalim olacağını bilemezdim" diyor.

Evleri 45 günde 9 kez basıldı

Tutuklu kaldığı 3 ay boyunca işkence ve hakarete maruz kaldığını anlatan Camci, tahliye edilmesi üzerine ara vermek zorunda kaldığı lise son sınıfa devam ederken, 3 ay sonra yine bir gün dersteyken bir polis ekibinin okulu bastığını ve kendisi ile birlikte 3 arkadaşını gözaltına aldığını söyledi. Gözaltına alındıktan sonra önce Güneykent Karakolu'na, buradan da Çocuk Şube'ye götürüldüklerini aktaran Camci, burada gözaltı gerekçesinin kendisine "okulda çete kurmak" şeklinde belirtildiğini anlattı.
Daha sonra mahkemeye sevk edildiğini ve savcılık tarafından denetimli serbestlik koşulu ile serbest bırakıldığını belirten Camci, okula devam etmeye başladığını ancak okulunu değiştirmek zorunda kaldığını söyledi.
12 Nisan tarihinde ise ilk davadan Çocuk Mahkemesi'nde duruşmasının görüldüğünü ve burada kendisine 12 sene 6 ay ceza verildiğini belirten Camci, "Mahkeme öncesi evde olmadığım için yakalayıp, tutuklayamadılar. Eve gelemiyordum, 1 buçuk ayda 9 kez eve baskın yaptılar. İHD'ye başvurmak için çıktığım bir gün yakalayarak cezaevine götürdüler. Mersin ve Kürkçüler cezaevlerinde toplamında 9 ay kaldım" dedi.

'Polis baskısından dışarı çıkamıyorum'

9 ayın ardından görülen ilk mahkeme ile tahliye edildiğini, devam edemediği okulunu açıktan bitirme çabası içerisinde olduğunu ve bu süre içerisinde 19 yaşına bastığını kaydeden Camci, bu kez de mahallede, Bingöl'de yaşanan cinsel istismar olayını protesto etmek için bir eylemin yapıldığını, eylem günü kendisinin yeniden gözaltına alınarak emniyete götürüldüğünü, burada 3 saat tutulduktan sonra serbest bırakıldığını söyledi.
Son yaşadığı gözaltı olayından sonra mahallede polis baskısından dışarı çıkamayacak duruma gelen Camci, yaşamını sürdürmekte yaşadığı zorluğu "Polisler bana; 'Hadi bunları dağa gönder, hadi bunları eyleme gönder' diyorlar, her eylem olduğunda 'gelip dağıt bunları yoksa sana sıkarız' diyorlardı. Her gözaltına aldıklarına beni soruyorlar, ne yapmaya çalıştığımı öğrenmeye çalışıyorlar. Bu yoğun baskılar yaşamımı çok zorlaştırdı. Ne yapacağımı şaşırır hale geldim. Sürekli GBT alıyorlar" sözleriyle anlattı.


ZEYNEP KURİŞ/DİHA/MERSİN