• Dünyada örnekleri bulunan kadın üniversiteleri kuruluş amacı bakımından farklılıklar taşısa da özü itibariyle ayrımcı bir yapıya sahip. Türkiye’de bir kadın akademisi fikri bile hayalden öte bir şey değil. Hele ki KHK’lerle özellikle savaş karşıtı oldukları için işleri ellerinden alınan kadın akademisyenleri düşünürsek…
 ZABEL MİRKAN Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a Japonya’daki Mukogawa Kadın Üniversitesi’nden fahri doktora unvanı verildiği Japonya ziyaretinin ardından gündeme gelen kadın üniversitelerine başta kadın örgütleri olmak üzere pek çok kurumdan ve örgütten tepki geldi. Japonya’da ve dünyada birçok örneği bulunan kadın üniversiteleri bulunduğu ülkeye göre kuruluş amacı bakımından farklılıklar taşısa da özü itibariyle ayrımcı bir yapıya sahip. ‘Yöneten erkek’ yetiştirme misyonuyla okutuldular Kadın üniversitesinin temeli feodal yapısıyla bilinen Japonya’da, karma eğitimin olmadığı dönemlere denk geliyor. Kadın üniversiteleri, 1900’lü yılların başlarında Japonya’da karma üniversite teklifinin kabul görmemesi nedeniyle, kadınların da yükseköğrenim alabilmesi için kurulmuş. Karma yükseköğretim kurumları ise daha sonra açılmış. Japonya’nın o dönemki kadın-erkek eşitliğine bakış açısına dair şöyle bir örnek verilebilir: 1871’de ilk defa Amerika’ya okumaya giden bir grup kız öğrencinin misyonu bile annelik görevini öne çıkaracak şekilde şöyle ifade ediliyor: “Geri döndüklerinde Japonya’yı yönetecek erkeklerin yetişmesine yardımcı olmak.” İyi okullar sıralamasında kadın üniversiteleri yok Japonya’daki 800’ün üzerindeki üniversitenin 80’i kadın üniversitesi olarak kurulmuş. Ülkedeki kadın üniversiteleri daha çok geleneksel olarak kadına toplum tarafından atfedilen konularda eğitim veriyor. Ülkenin en eski kadın üniversitesi olan Tokyo’daki Ochanomizu Üniversitesi, Times Higher Education’un 2019 yılı için yaptığı sıralamasına göre, dünyadaki ilk bin üniversite arasında bile yer almıyor. Japonya’nın en iyi ilk 10 üniversitesi şunlar: Kyoto Üniversitesi, Tokyo Üniversitesi, Tohoku Üniversitesi, Kyushu Üniversitesi, Hokkaido Üniversitesi, Nagoya Üniversitesi, Tokyo Teknoloji Enstitüsü, Osaka Üniversitesi, Waseda Üniversitesi, Tsukuba Üniversitesi. İlk 10 arasında herhangi bir kadın üniversitesi yer almıyor. Sözkonusu kadın üniversitelerinden birinin, Recep Tayyip Erdoğan’a fahri doktora unvanı vermesi de okulların kadın politikaları ne durumda oldukları konusunda bilgi verici. İnas Darülfünunu Türkiye’de, bugüne kadar konuyla ilgili akademide 2007 yılında bir tane yüksek lisans tezi yazılmış. Tezin konusu Osmanlı Kadın Üniversitesi ya da eski adıyla “İnas Darülfünunu”. 12 Eylül 1914’te açılan, 24 Ekim 1914 yılında öğretime başlayan İnas Darülfünunu, edebiyat ve fen bölümlerinden oluşuyor ve üç sene boyunca eğitim veriyor. İstanbul Kadın Müzesi tarafından düzenlenen “Kadınların Üniversitede 100 Yılı İnas Darülfünunu/Kadın Üniversitesi 1914-1919” başlıklı serginin kataloğunda, Türkiye’nin ilk kadın üniversitesi ile ilgili ayrıntılı bilgiler mevcut. 22 kadın öğrenciyle eğitime başlayan İnas Darülfünunu’nda, kapatıldığı 1919 yılına kadar 129 kadın öğrenci öğrenim görmüş. Kadın üniversitesi ilk mezunlarını 1917 yılında verirken, Edebiyat bölümünden 7, Tabii Bilimler’den 8 ve Matematik bölümünden 3 kadın öğrenci mezun olmuş. Katalogda yer alan bilgilere göre İnas Darülfününu’nun kadın öğrencileri, iki tür aileden geliyor. Birinci grupta zengin ve çalışmaya ihtiyacı olmayan, yalnızca bir üniversite diploması olmasını isteyen öğrenciler, ikinci grupta ise hayatını kazanabilecek bir meslek edinmeyi amaçlayan ve erkeklerin bulunduğu üniversitelerde kendilerine yer bulamayan öğrenciler yer alıyor. Bu grup aynı zamanda, öğrencilerin çoğunu oluşturan gruptu. Kadınların eğitime dahil olamadığı dönemler Dünyadaki örneklerine baktığımızda ise 1900’lü yılların başında etkisini iyiden iyiye hissettiren bu okullar; erkek, zengin ve beyaz öğrencilerden fırsat bulup da istediği bölümde okuyamayan kadın öğrencilerin ve ailelerinin yoğun talebi sayesinde açılıyor. Çoğumuzun Nobel ödülünü alan ilk kadın olarak tanıdığı Marie Curie, bu kadınlardan biriydi örneğin. Çocukluk döneminde mıknatıs ve metallerle oynamayı seven Marie Curie, ilerleyen yıllarda kimyaya ilgisini fark etse de o dönem Rus yönetimi altındaki Varşova’da kadın öğrencilerin teknik bir üniversite eğitim alması yasak olduğu için eğitimine farklı bir yöntemle devam etmek zorunda kalıyor. Marie Curie, bir müddet Varşova’da Endüstri ve Tarım Müzesi ismiyle gizlice eğitim veren bir okula gidiyor. Akşamları ders veren bu okula o dönem “Yüzen Üniversite” deniyor. Ve bu gizli eğitimden sadece bir grup insan haberdar. Marie Curie, nihayetinde eğitim hayatına istediği gibi devam edebilmek için yurtdışına gitmek zorunda kalıyor ve aldığı eğitim sayesinde, yıllar sonra da radyoloji biliminin kurucusu olarak tarihe geçiyor. Türkiye’de bir hayal Kadınlar çağlar boyunca pek çok ayrımcı muameleye maruz kaldı ve kalmaya da devam ediyor. Karma eğitimin işlerliğinin tartışılması gereken noktada (örneğin üniversitedeki hocaların kadın düşmanlığı, erkek profesörlerin kadın öğrencilere yönelik ayrımcı ya da tacizkâr tutumları), ikili eğitim sisteminde ne tür sorunların yaşanacağını hayal etmek dahi ürkütücü. Tabii bunu bir kadın akademisi şeklinde örgütleyemiyorsanız. Türkiye’de bir kadın akademisi fikri ise şu an hayalden öte bir şey değil. Hele ki Kanun Hükmünde Kararnameler’le (KHK) özellikle savaş karşıtı oldukları için işleri ellerinden alınan kadın akademisyenleri düşünürsek…