SAFİYE ALAĞAŞ / JINNEWS/İSTANBUL

Süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan Leyla Güven’in durumunu değerlendiren TİHV Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, “Açlık grevi, sesini yeterince duyuramadığı koşullarda insanların başvurmak durumunda kaldıkları bir ses çıkarma eylemidir. O nedenle kamuoyunda duyarlılık olması, taleplerin kamuoyunca paylaşılması ve bu taleplere kulak verilmesi gerekiyor ki insanlar daha ağır sonuçlarıyla karşılaşmasınlar” dedi.

Türkiye’nin en önemli adli tıp uzmanlarından Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, açlık grevinin sağlık boyutuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Açlık grevlerinin bütün boyutlarıyla üzerinde durdukları ve önemsedikleri alanlardan biri olduğunu belirten Prof. Fincancı, çünkü insan sağlığını ciddi biçimde etkileyen sonuçları olduğunu vurguladı. Prof. Fincancı şunları söyledi: “O yüzden yıllar içinde edindiğimiz deneyimlerde açlık grevi yapıldığında mutlaka açlık greviyle birlikte B1 vitamini yani ‘tiyamin’ dediğimiz vitaminin kullanılması gerekiyor. B1, hem beynin hem de sinirlerin korunmasını sağlıyor. En azından sonraki süreçlerde sakatlıkları, bellek yitimlerini engelliyor. B1 kullanılmayıp sadece su, tuz, şeker ve karbonat kullanılırsa ‘tiyamin’ yetersizliğine yol açar. Bu da hem beyin dokusunda hem de sinirlerde ağır hasara yol açar. Yürüme güçlükleri ve bunun dışında yakın bellek kusurlarıyla karşı karşıya kalınmasına neden olur. Kendi B1 vitamini talep ediyorsa ve verilmiyorsa bunun ayrıca bir hak ihlali olduğunu görmek gerekiyor. Açlık grevi dışında bir takım sağlık sorunları yaşandığında hekimlerin uygun ve yerinde müdahale etmesi gerekiyor.”

40. günden sonrası ciddidir

 Açlık grevinin 40. gününden sonra sağlık sorunlarının ağırlaştığının altını çizen Prof. Şebnem Korur Fincancı, şöyle devam etti: “Vücut ağırlığının ne kadar kaybedildiğini ve beden kitle endeksinin hangi düzeyde olduğunu önemsiyoruz. Çünkü kişiden kişiye değişiyor. Kişinin yaşı, sağlık durumu, açlık grevi öncesi sağlık durumuna bakıyoruz. Her biri belirleyici. Mutlaka yakın ve günlük bir takibin olması gerektiğini hatırlatmak gerekiyor. Yıllardır bağımsız hekimler ve açlık grevinde olan kişinin talep edeceği hekimler tarafından izlenmesini söylüyoruz. Dolayısıyla TTB’nin bu izleme sürecinde bağımsız hekimleri görevlendirerek izlemesi yerinde olur. Gün olarak söyleyecek olursak 40. günlerden sonra ciddi sorunlar yaşandığını biliyoruz. Özellikle B1 vitamini alınmadığı dönemlerde. En son 1996’daki açlık grevleri böyle bir süreçti. 40. gününden itibaren sağlık sorunlarının daha ağırlaştığını ve 50’li günlerden itibaren de ölümlerin yaşandığını görmüştük.”

Daha ağır sonuçları olmadan

Leyla Güven’in eyleminin ses bulup sona ermesi için taleplerinin özellikle kamuoyunca paylaşılması gerektiğini ifade eden Prof. Korur Fincancı, “Çünkü açlık grevi, sesini yeterince duyuramadığı koşullarda insanların başvurmak durumunda kaldıkları bir ses çıkarma eylemidir. Dolayısıyla bu ses çıkarma eylemine ‘evet duyduk’ dememiz gerekiyor ki insanlar daha ağır sonuçlarıyla karşılaşmasın. Türkiye’de zaten ağır insan hakları ihlalleriyle karşı karşıyayız. Bir süredir hak ihlallerinin çok ciddi boyuta ulaştığını biliyoruz. Hak talepleri olduğunda sürekli görmezden gelme davranışı çok yaygın. Maalesef Türkiye’nin tarihi bir yarasıdır, hak taleplerinin görmezden gelinmesi. Eleştirel bakışların, farklı düşüncelerin ve hak taleplerinin görmezden gelinmesine ilk kez şahit olmuyoruz. O yüzden ancak bağımsız medya araçları ile sesi duyurmaya çalışıyoruz. Bunlar da son derece sınırlı ve bir avuç  bağımsız medya.”

 
 

Savcılar suç işliyor

 

Öcalan üzerindeki tecridi protesto etmek amacıyla açlık grevi eylemi başlattıkları gerekçesiyle gözaltına alınan 35 kişi, süre uzatılar 8 gün gözaltında tutuldu. Eylemin suç olmadığını Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararlarla açıklayan Avukat Osman Çelik, savcılara “Suç işliyorsunuz” diyerek seslendi.

Leyla Güven’in talebini sahiplenmek amacıyla 12 Aralık’ta üç günlük açlık grevi eylemine başlayan 35 kişi, HDP Amed İl binasına düzenlenen polis baskınıyla gözaltına alınmıştı. 4 günün ardından gözaltı süresi, savcılığın talebi üzerine “delil toplanması” gerekçesiyle 4 gün daha uzatıldı. 8 gün gözaltında tutulan Sertip Yetiş, Murat Kılıç, Hasan Oyan, Mehdiye Kartal, Savaş Babür, Tevfik Kaçar, Mehmet Yaman, Sakine Karadeniz, Latif Eminoğlu, Nazım Öcal, Mehmet Şirin Karakaş, M. Şirin Daşlık, Gıyasettin Duman, Mensur Ekdemir, Ahmet Balcı, Kenan Kaydul, Veli Mutlu, Fatih Kağan Arslan, Fesih Balbey, Kemal Baran, Salih Peksoy, Medeni Hazar, Mehmet Ateş, Hayri Etyemez, Mehmet Ali Altunkaynak, Hüsnü Aslan, Fahri Kaplama, Sabahattin Kurt, Faruk Altun, Mehmet Taş, Şahin Kabaiş, Alişan Binen, Mehmet Abidin Kahraman, Ali Yılmaz ve Nurettin Bakan dün sabah adliyeye sevk edildi.

Emniyet’te iki soru soruldu

 Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nde 8 gün tutulan 35 kişiye, üzerinde DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in fotoğrafı ile “Leyla Güven haklıdır. Tecrit kalkmalıdır” yazısının bulunduğu “önlüklerin nereden temin edildiği ve açlık grevine niçin girildiği” soruları yöneltildi. 35 kişi, girdikleri açlık grevi eylemi nedeniyle “örgüt üyesi olmak”la suçlandı.

35 kişinin gözaltına alınması ve gözaltı sürelerinin uzatılmasını değerlendiren HDP Amed İl Yöneticisi Avukat Osman Çelik, savcılığın hukuksuz işlem yaptığını söyledi.

 Devlet yasalarına uysun

 Eylemcilerin, devleti kendi kanunlarını yerine getirmesi için eylem gerçekleştirdiklerini dile getiren Çelik, “İmralı’da yoğun ve sistematik bir tecrit söz konusu. Hukukta, yasal mevzuatta hiçbir şekilde yeri olmayan bir tecrit. Bütün bu insanlar hukuka aykırı bir şekilde uygulamaya konulan tecridin kaldırılmasına yönelik bir tepkiden kaynaklı açlık grevi eylemi gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla bu insanların bırakın suç işlemesini, aksine devletten kendi koyduğu kurallara, anayasa, ceza yasasında düzenlemelere uyulmasına yönelik eylem yapıyor. Aslında suç işleyen devletten, kanun çerçevesine dönmeyi bekleyen eylemlerdir” dedi.

AYM ve AİHM kararları

 Açlık grevi eylemlerinin yasa dışı olmadığını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) 16 Aralık 2015’teki kararında teyit ettiğini hatırlatan Çelik, savcı ve hakimlerin açlık grevi eylemlerini suç olduğunu iddia edebileceğini ,ancak söz konusu eylem ve etkinliklerin AYM kararı ile suç olmadığı ispatlandığını söyledi.

Disiplin soruşturmaları hukuksuz

 Cezaevlerinde açlık grevi eylemdekilere yönelik başlatılan disiplin soruşturmalarının da hukuksuz olduğunu ve AYM tarafından ifade özgürlüğüne yönelik müdahale olarak kabul edildiğini anımsatan Çelik, “Eylemlerin suç olmadığı gibi suç unsuru da taşımamaktadır. Ne yazık ki siyasi iklim, AKP’nin muhalefete yönelik baskıları, bu konuda düzen işleyişine muhalefet eden herkesi yıldırmaya yönelik operasyonlar olduğu ortadadır” dedi.

Savcıların yetkilerini kötüye kullanarak insanları özgürlüğünden kopardığını söyleyen Çelik, “Savcının yaptığı işlem tamamen hukuka aykırıdır. Açlık grevi eylemi gerçekleştirenler tamamen düşünce ve ifade özgürlüğü haklarını kullanmışlardır” şeklinde konuştu.

Savcılar suç işliyor

 Gözaltı süresinin uzatılmasına tepki gösterip savcılara “suç işliyorsunuz” diyerek seslenen Çelik, “Bu eylem demokratik haktır. Bu insanların bu kadar süre gözaltında kalmaları ciddi bir şekilde hukuka aykırı işlemdir” dedi.