Tayyip Erdoğan, 9 Ekim 2014 tarihinde, Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, "artık ne polisimizin ne askerimizin kalkanla bu işin önüne geçmesi mümkün değil. Gereği neyse askerimizde polisimizde onu yapacaktır" dedi.
Türk medyası bu konuşmayı, "Erdoğan’dan vur emri" başlığıyla manşete taşıdı. Doğruydu çünkü Erdoğan, geçmişte söylediği "kadın da olsa çocuk da olsa gereken yapılacaktır" desturunun hayata geçirilmesi talimatı veriyordu.
30 Ekim 2014 tarihinde, Milli Güvenlik Kurulu 10 saat süren bir toplantı yaptı. Bu toplantıda, Kürt siyasi hareketinin etkisiz hale getirilmesi için geliştirilecek politikaların planlaması yapıldı.
MGK toplantısından sonra yapılan açıklamada şöyle deniliyordu; "Terörle çok boyutlu mücadele kapsamında sürdürülen çözüm süreci ele alınmış, sürecin oluşturduğu olumlu atmosferi ve huzur ortamını bozmaya yönelik provokatif olaylara karşı kamu düzeni ve güvenliğini koruma konusundaki kararlılık teyit edilmiştir".
Ardından 9 Ocak’tan itabaren TBMM’de "Kamu Güvenliği Yasası" görüşülmeye başlandı. Bu yasa, daha evvel polisin kullandığı keyfi ve hukuk dışı yetkileri daha da genişletme yasasıdır ve madde madde kanunlaşmaktadır.
Polis, "makul şüpheli" bulduğu herkesin evini, savcı veya mahkeme kararına gerek duymadan basabilecek, gözaltına alabilecek. Dahası Cizre’de olduğu gibi, kendince şüpheli gördüğü herkesi öldürebilecek.
Polise keyfince insan öldürme yetkisi tanıyan yasayı öneren kişi Tayyip Erdoğan, bu yasayı uygun ve yerinde gören kurum MGK, yasallaştıran AKP milletvekilleri, tetikçi ise Efkan Ala’ya bağlı resmi polislerdir.
Cizre’de uygulamaya konulan bu yeni politikada, polisleri yönetecek kişi olarak Hrant Dink cinayetinin şüphelilerinden olan ve hakkında yurt dışı yasağı verilen Ercan Demir uygun görülmüştür. AKP Hükümeti Cizrelilerin emniyetini ve güvenliğini sağlamak(!) için Emniyet müdürlüğüne sabıkalı bir kişiyi atamıştır.
Bu kadar açık, bu kadar görünür ve planlı bir uygulamaya "provokasyon" demek, gerçek provokasyonu da muğlaklaştırmak ve anlamsız hale getirmek olur.
Sözün kısası ortada provokasyon mırovokasyon yok.
AKP Hükümeti Cizre’de, önceden kapsamlı bir şekilde tartışılmış, karar altına alınmış bir planı hayata geçirmiştir.
Bu plan, diğer illerde hala devam eden, gençliğe ve HDP’lilere yönelik kapsamlı gözaltı ve tutuklamalarla devam ettirilmektedir.
AKP Hükümeti, Fethullah Gülen teşkilatı ile ortaklaşa gerçekleştirdiği 2009’daki siyasi soykırım operasyonunu, 2015 yılında, ancak bu kez tek başına yürütmektedir. 2009’daki siyasi soykırım operasyonlarının mimarlarından ve hararetli savunucularından biri bugünün başbakan yardımcısı Yalçın Akdoğan’dır. Akdoğan bugün de siyasi soykırım politikasını savunmakta, Cizre’deki devlet terörünü teşvik etmektedir.
Cizre’de planlanmış bir hükümet politikası uygulamadadır. Sorun bu politikalara alet olmadan, hükümetin Cizre’de denemeye koyduğu, şayet başarılı olursa diğer il ve ilçelere yayacağı, bu "bel kırma" ve "had bildirme" politikalarına karşı topyekün bir savunma geliştirmektir.