AKP her konuda bir psikolojik harekat yürüten bir hükümet olmuştur. Her sorunu psikolojik harekat yöntemiyle yönetmektedir. Bu açıdan Türkiye halkları için çok tehlikeli bir yönetim olmaktadır. Bu karakteriyle sorunları çözen değil de, içinden çıkılmaz hale getiren bir yönetim olmaktadır. Zaten nerede psikolojik savaş tırmandırılıyorsa orada sorunları çözen bir zihniyet yok demektir. Orada sorunları çürüten ya da oyalama ve aldatmayı bir tarz haline getiren bir yönetim vardır. AKP Hükümeti tam da böyle bir yönetim gücüdür.  Birkaç gün önce AKP Amed’de bir çalıştay yaptı. Adını da ‘çözüm süreci’ koymuşlardır. Konuşmalardan anlaşılmıştır ki bir psikolojik harekat toplantısı yapılmıştır. Bir imaj ve algı yaratma toplantısı yapılmıştır. Bir çözüm politikası ve bu yönlü bir adım atma projesi olmadığı açığa çıkmıştır. Çalılştay çözüm ve adım atmak için değil, cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi bir kısım Kürtleri oyalama ve aldatmayı amaçlamıştır. Zaten bir hükümet toplantısı olması nedeniyle Kürtlerin iradesini tanımayan tek taraflı bir politika dayatması ya da psikolojik savaş çalışması demek daha doğrudur.

Bu çalıştayın tehlikeli bir psikolojik savaş harekatı olduğunu konuşmalar da ortaya koymuştur. Çözümden değil de gerillayı dağdan indirmekten söz edilmesi ve MİT’e alet olan birkaç aileyi gündeme getirmeleri ve biz artık siyasetçileri muhatap alıyoruz, örgütü dışında tutuyoruz demeleri niyetlerini açığa vurmuştur. Kendileri devletin politikalarını yürütürken, siyasetçileri, yani HDP’yi örgütten çok örgütçü olmakla suçlayıp töhmet altında bırakarak Özgürlük Hareketi’ni dışlama çabası içine girmeleri niyetlerinin ne olduğunu göstermektedir.
MİT’in örgütlediği birkaç aileyi gündemde tutmaları ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik olumsuz algı yaratma çabaları AKP Hükümetinin yeni konseptinin önemli boyutunun bu olduğunu ortaya koymaktadır. İlk önce Kürt Özgürlük Hareketi’ni, sonra da bunun sonucu olarak Kürt Halk Önderini etkisizleştirmeyi planladıkları anlaşılmaktadır. İmralı olumlu değerlendirmeler yapıyor, söylemlerinin bu politikanın üstünü örtmeye yönelik olduğu açıktır. Kürt Halk Önderinin söylediği hiçbir şeye olumlu cevap vermeyenlerin İmralı süreci daha iyi anlıyor demeleri, sadece gerçek yüzlerini gizlemeye yöneliktir. Eğer İmralı hakkındaki düşünceleri bu olsaydı Kürt Halk Önderinin on yıldır söylediklerini yaparlar ve Türkiye başka bir yöne evrilirdi. Biz biliyoruz ki bu devlet ve hükümet en fazla da bu Önderliğe öfkelidir. Bu nedenle tecrit politikasını sürdürmeye devam etmektedirler. Sadece birkaç televizyon kanalını izlemeye izin vermeleri, her gazeteyi İmralı’ya sokmamaları bununla ilgilidir. Hala İmralı’ya gönderilen mektupların verilmemesi, mektuplara verilen cevapların gönderilmemesi nasıl bir planlı tecrit uyguladıklarının kanıtıdır. Kürt Halk Önderinin savunmalarının hala yasal olarak basılamaması bu gerçekliğin kanıtı değil de nedir? bir halkın siyasi iradesine ve baş müzakerecisine böyle bir kısıtlama ve tecrit uygulayanların tabii ki bir çözüm politikası olamaz. Çözüm politikaları olmayınca da bu gerçekliklerini örtmek için çalıştay da yaparlar, yüzlerini açığa çıkaran dinamikleri ve eylemleri de bastırırlar.
Kürt sorununda sorun gerillanın dağdan inmesi değildir. Bu zihniyette olanlar sorunu çözmeyi değil, Kürt halkının özgürlük mücadelesini bastırmayı ve çözmeyi hedeflemiş demektir. Gerillayı indirecek yasa çıkaracağız demek, atı arabanın önüne koşmaktır. Kürt sorununu çözmeden bu tür yasalardan, adımlardan söz etmek, adı ne olursa olsun pişmanlık yasası dayatmaktır. Ya da Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yürütülen özel savaşı tırmandırmaktır. Böyle yapanların da hiçbir sözü ciddiye alınmaz. Dolayısıyla yapılan çalıştay sorunu çözmek için değil, sorunu derinleştirmek ve içinden çıkılamaz hale getirmekten başka bir anlam taşımaz. Her kim ki bu çalıştayı olumlu görüyorsa o kendini kandırıyordur. Ya da psikolojik harekat etkisinde davranmaktadır. Ya da işine geldiği için öyle konuşmaktadır.
Kürt sorununun çözümü doğrultusunda adım atmadan bu tür eve dönüş yasaları hazırlamak, savaşı tırmandırmak ve gerilla katılımlarını arttırmaktır. Çünkü bu politikalar Kürt halkının özgürlük direnişinin gerekliliğini ve yükseltilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Nitekim halk, toplum ve gençler bu bir buçuk yıllık süreçte AKP’nin psikolojik savaş karakterini daha iyi anlamışlardır. Bu nedenle de bu politikaya daha fazla gerillaya katılarak karşılık vermektedirler. Dolayısıyla şu anda gündemde olan gerillaya katılımın artmasıdır. Nitekim öyle olmaktadır. KCK de gençlerin gerillaya daha fazla katılması çağrısı yapmıştır.
AKP her fırsatta çözüm süreci diyor, bu demagojiyi her fırsatta dillendirecektir. Çünkü AKP’nin çıkarına olan mevcut durumdur. Böyle olduğunda hem Kürtleri hem Türkiye halklarını oyalamaya devam etme fırsatı bulacaktır. Bu açıdan AKP sorunun çözümü için adım atmamaya devam edecek, ama çözüm sürecinden de sürekli dem vuracaktır. Bu nedenle de sabah akşam çözüm sürecinden söz etmesi olumlu bir durum değildir. Aksine halkın beklentilerini oyalama ve oluşan çözüm zeminini çürütme açısından çok olumsuz bir durumdur. İktidarını sürdürmek ve devlet imkanlarını kullanmak için halkı oyalama ve Kürt sorununu çözümsüz bırakmak kadar tehlikeli ve suç durumunu ifade eden bir durum olamaz.
AKP hiçbir zaman süreci bozuyorum demeyecek, hep çözüm sürecinden söz edecek, ama hiçbir adım atmayacaktır. Daha doğrusu sorunun çözümü açısından özsel bir gelişmeyi ifade eden adımlar atmayacaktır. Sadece çözümsüzlük politikasının üstünü örtecek bazı rötuşlar yapacak ve biçimsel adımlar atacaktır. AKP’nin bu politikalarını anlamadan dillendirilen söylemleri ve uygulamaları anlamak da mümkün değildir.
Kürt Halk Önderi bundan önceki heyet görüşmesinde İmralı’ya giden heyete “Erdoğan’ın Çiller’den hiçbir farkı yoktur; Biri çözümden yana, diğeri çözüm karşıtı değildir. Aralarında böyle bir fark yoktur; aralarında sadece yöntem farkı bulunmaktadır” demiştir. Hatta AKP’nin devlet ve toplum içinde var olan çözüm eğilimini çözüm için değil, kendi iktidarını sürdürmek için kullandığını ve bu karakteriyle çözümü sabote eden bir zihniyette ve duruşta olduğunu söylemektedir. Bu açıdan AKP ve onun söylemlerini değerlendirirken bu karakteri esas alınmalıdır.
AKP Hükümeti şimdi havuç ve sopa ya da kamçı ve şeker politikası izlemektedir. Bunu toplum üzerinde de, demokratik siyaset üzerine de uygulamaktadır. Kuşkusuz Kürt Özgürlük Hareketi’ne de uygulamak istenmektedir. Ancak hiçbir etkisi olmadığını, hatta ters teptiğini görerek öfkelenmektedir. Kürt Özgürlük Hareketi’ni tu kaka etmesi ve kötü adam pozisyonunda göstermesi bu nedenledir. Dağlar, özgür düşünme, özgür tartışma, özgür karar alma ve özgür uygulama yerleridir. Bu karakterini de Kürt Halk Önderinin yaşam ve mücadele felsefesinden almışlardır.
AKP’nin politikası oyalama ve çürütme politikasıdır. AKP için çatışmasızlık sürsün yeterlidir. Çünkü bu ortamda oyalama ve çürütme politikasını sürdürme imkanı bulmaktadır. Barıştan söz ettikleri ise ezilenlerin sessizliğidir; yani ‘Roma barışı’dır. Güçlünün hakim olduğu, ezilenlerin haklarının tanınmadığı sessizlik ve pasifikasyon durumudur. Bu açıdan Beşir Atalay’ın her gün çocuk kandırır gibi ‘çözüm süreci devam ediyor ve bir sorun yok’ demesi böyle anlaşılmalıdır. Bu açıdan AKP Hükümetinin “süreci bozan altında kalır” sözü bizce de doğrudur. Halkın demokratikleşme ve Kürt sorununu çözme isteği ve eğilimini yerine getirmeyenler, bu zemini çürütüp çarçur edenler halkın demokrasi ve özgürlük özleminin yerine getirmemelerinin yarattığı öfkenin altında kalacaklardır.