Türkiye öyle bir özel savaş devletidir ki, yürüttüğü psikolojik savaşla tüm ruhları kirletiyor. Türkiye'de kendine aydın ve demokrat diyenlerin önemli bir bölümü devletin ideolojik ve siyasi tezleriyle düşünüyor. Eskiden Türk aydınının devlet fideliğinde yetiştiğini söylerdik. Bunu cumhuriyet dönemi ve öncesi aydınlar için ifade ederdik. Ancak klasik iktidar bloklarının saf dışı kaldığı, yeni iktidar bloklarının iktidara oturduğu Türkiye gerçeğinde bu cephede bir şey değişmemiş gözüküyor.
Türkiye'deki yazar-çizer takımına bakılırsa sanki en temel demokratik ulusal hakları yok sayılan, özgürlüğü gasp edilen Türkiye’dir. Sanki Kürt sorununu yaratan ve hala devam ettiren Kürtlerdir. Bu yazar-çizer takımı için ölçü evrensel ilkeler değildir. Devletin ve hükümetin söylemleri ve psikolojik savaşın yarattığı atmosfer düşüncelerini yönlendirmektedir. Türk devleti de yarattığı bu atmosferde çözümsüzlükte ısrar etmektedir.
Türk devleti bugün hala dünyanın en baskıcı ve antidemokratik ülkesidir. Kürtlerin en temel demokratik haklarının tanınmamak ve Kürtlerin iradesini kırmak için her yol ve yöntemi denemesine rağmen bu gerçek görülmüyor. Bu gerçek görülmediği gibi Türkiye gerçeğini saptırmak için PKK'nin ne kadar otoriter olduğundan dem vuruluyor. Neredeyse Kürtlerin haklarını gasp eden PKK’dir denilecek. İşte bu düzeyde bir çarpıtma ve yüzsüzlükle karşı karşıyayız.
PKK hakkındaki değerlendirmeler de yeni değildir. Türk devleti on yıllardır PKK'nin ne kadar baskıcı olduğunu anlatıyor. Buna bazı yeminli Apo ve PKK düşmanları da eşlik ediyor. PKK hakkında böyle bir imaj yaratarak Türk devletinin Kürtler üzerinde kurduğu zulüm, baskı ve soykırım sistemi gizleniyor. Türk devletinin çözümsüzlük politikaları meşrulaştırılıyor. Bunu da aslında Türk devletinin yürüttüğü psikolojik savaşın bir parçası olarak görmek gerekiyor.

AKP gerekçe üretmede başarılı
Bir kısım yazar da subjektivizmin tarihi örneklerini sunuyorlar. Amiyane deyimle masa başında tezler üretiyorlar. Bunlardan biri de Etyen Mahçupyan’dır. Türk devletinin soykırımcı politikalarını ve bunun yeni temsilcisi AKP gerçeğini göreceğine, AKP'nin Kürt sorununu çözmemesine gerekçeler üretiyor. Kürt sorununda çözüm üretilmemesini zihniyetten çok AKP'nin politik tarzıyla açıklamaya çalışıyor. Bu politik tarzı da AKP zihniyetinin kendini dışa vurması olarak görmüyor. Gerçekten de AKP'nin Kürt sorununu çözmemesine gerekçe üretmede hayli başarılıdır.
Devlet içinde de PKK içinde de savaştan nemalananlar varmış! Devlet içinde savaş rantçısı olan kesimler vardır, ama PKK içinde savaştan nasıl
nemalanıldığını anlamış değiliz. Bu yönlü yapılan izahatlar ise genel geçer kurulmuş cümle kalıplarıdır. Acaba PKK içinde savaştan nemalanıyor dediklerinin yaşamına Etyen Bey bir hafta katlanabilir mi? Nemalandıkları dedikleri insanlar belki de dünyanın en kirlenmemiş temiz yaşamlarını yaşıyorlar. Bu, hiçbir insana nasip olmayacak bir ödül olabilir. Bu insanlar bunun huzurunu duyarak ve güzelliğine dayanarak yaşıyor olabilirler. Böyle bir "nemalanmadan" söz edilebilir. Ancak Etyen Bey'in nemalanma dediği hiçbir şeyi bu yaşam gerçeğinde göremezsiniz.
Kemikleşmiş savaş hallerinden söz ediliyor. İşte genel geçer laflar söyleyen çok bilmiş aydın ukalalığı buna derler. Geçen gün İslamcı yazar olarak bilinen birisi PKK yöneticilerinin bile o yaşamın sürmesini istediklerini sanmıyorum diyerek daha dürüst bir tavır göstermişti. PKK gerçeğinde onurlu yaşam ve onurlu ölüm dışında nemalanma denilecek zerre kadar hiçbir şey yoktur. Bunu anlamak istiyorsa gider o dağlarda PKK liderleriyle yaşar.
Etyen Bey; 'PKK’liler dünyaya yanlış bakıyorlar, Türkiye demokratik bir ülkedir, silahlarını bırakıp teslim olsunlar, Türkiye bu sorunu çözer' deseydi daha tutarlı olurdu. Bu yanlış da olsa, derin yanılgıları ifade etse de bir düşünce olurdu. Eleştirel bir görüş olarak kalırdı. Ama şimdi yaptığı bu değildir. Devlette rantçılık varsa PKK'de de vardır gibi ucuz bir değerlendirmede bulunmaktadır.

Bunlar şehir hikayeleri
Şunu da belirtmeden geçemeyeceğiz: Kuşkusuz devlet içinde bu savaştan nemalananlar vardır. Bir zamanlar PKK ve Apo rantıyla bankalar bile hortumlanıyordu. Ancak savaşın devamını sadece bununla açıklamak bile bir sığlıktır. Bu savaşın devamını sağlayan esas gerçek ideolojik ve politiktir. Yoksa 90 yıllık Kürtler üzerinde yürütülen her türlü politika bu tür nemalanmalarla açıklanmaya kalkılır ki, bu da gerçeği örtmenin başka bir biçimi olur. Kürtler Türkleştirilmekten vazgeçilmediği için, Kürtler üzerinde siyasal egemenlik ve kültürel soykırım politikası bırakılmadığı için devlet bu savaşı sürdürmede ısrar ediyor. Eğer köklü bir zihniyet değişikliği yaşasaydı savaştan nemalananlar ne kadar ısrarlı olsalar da Kürt sorununun demokratik çözümü ve bu temeldeki barışı önleyemezlerdi.
Diğer yandan PKK içinde de hakimiyet altına alınmayacak taraflar var denilmesi de bir şehir hikayesidir. Kuşkusuz gerilla savaşında zaman zaman yanlış eylemlerin olma olasılığı vardır. Çünkü merkezden yönetilmeyen, gerillaların inisiyatifinde olan bir savaş tarzıdır. Ancak bu, yönetim bir karar aldığında ona uyulmayacak anlamına gelmemelidir. PKK gerçeğinde bir karar alındığında ona tüm birimleri, her türlü fedakarlığa rağmen uyar. 1999 geri çekilmesinde bu geri çekilmeyi içine sindiremeyenler bile bu karara uymuştur. Bu kararın pratikleşmesi beş yüz civarında kayba rağmen gerçekleşmiştir. Yani PKK militanları yaşamlarını vereceklerini bile bile bu karara uymuşlardır. Yani yaşamlarını verirken böyle kutsal bir fedakarlıkta bulunarak karara uymuşlardır.

Önderi söz konusuysa gerillayı hiçbir karar bağlamaz
Ancak şöyle bir karar da vardır: ateşkes olduğunda bu karara uyacaksınız, ama üzerinize gelindiğinde savunma yapacaksınız. Diğer yandan Kürt Halk Önderine yönelik bir durum olduğunda hiçbir karar gerillayı bağlamaz. Bu Önderliği savunmak, bu önderliğe yönelik saldırılara cevap vermek için her türlü eylemi yapabilirler. Kürt gerillalarının ve Kürt militanlarının böyle özgür bir inisiyatif kullanma alanı da vardır. Bunu da herkes bilmelidir. Çünkü Kürt Halk Önderinin durumu söz konusu olduğunda hiçbir yönetimin şunu yapın, bunu yapmayın deme gücü yoktur. Bu durum yanlış bulunabilir, ama PKK gerçeği ve diyalektiği budur.
Ah Etyen Mahçupyan ah! "PKK çatışma içinde çözüm arıyormuş. Çünkü bu sayede kendini barış zamanında da vesayetçi kılmak istiyormuş. Kürtlerin haklarını kol bükerek alması –daha sonraki yıllarda bn.- gücü ve şiddeti meşrulaştıracak diye umuluyor. Çatışmayı yönetmeyi bilen, ama barışı yönetme ihtimalinden ürken bir Kürt siyaseti bu" değerlendirmesinde bulunuyor. Tarihsel gerçeklerden kopuk ve ayakları havada bir değerlendirme bu. Ne PKK'nin söylediklerinden ne de pratiğinden haberi var. AKP hükümeti ve yandaşlarının yarattığı atmosfer içinde yapılan bir değerlendirme.
PKK barış içinde, demokratik siyaset içinde kazanılan şeylerin savaş içinde kazanılanlardan daha değerli olduğunu söyleyen bir zihniyete sahiptir. Bu nedenle bu söylem subjektif ve masa başı ahkamıdır. Gerilla beş yıl boyunca tek bir mermi sıkmadı. Bu yıllarda Türk devletine de AKP'ye de bu sorunu çözün diye amiyane deyimle yalvardı. Barış diye diye dilinde tüy bitti. Öyle ki Kürtler bile bu konuda PKK'yi eleştirmeye başladı. Ancak AKP de devlet gibi PKK bitti diye yaklaştı. AKP ne çözüm için adım attı ne de taahhütte bulundu. 2006’da bir belediye başkanı üzerinden elçiler göndererek ateşkes yapılmasını rica ettiler. PKK bu isteği kabul etti, ancak AKP hükümeti 2007 Mayıs’ında Genelkurmayla anlaşarak savaş ve tasfiye hükümeti olma rolünü üstlendi. Sonra sınırötesi savaş tezkeresi çıkararak imha savaşını başlattı. Daha sonra Oslo görüşmeleri sırasında da genel olarak ateşkes pozisyonunda oldu. Ama AKP hükümeti bunu oyalama ve beklenti yaratma olarak kullanıp zamana yayılmış bir tasfiye konsepti izledi.
2009 yerel seçimlerinden sonra PKK seçim sonuçlarına dayanarak sorunu demokratik yollardan çözmek için o güne kadar sürdürdüğü fiili ateşkesi 13 Nisan’da resmileştirdi. Peki, AKP buna 14 Nisan 2009’da ne ile cevap verdi? Bugüne kadar on bini bulan siyasi soykırım operasyonları o gün başlatıldı. Peki, niye? 29 Mart seçim sonuçlarını yaratan Kürt halkına kendi politikalarını kabul ettiremeyecekleri için.
Referandum ve seçim öncesi de ateşkes pozisyonunda kalındı. Sadece 12 Haziran seçimleri öncesi 80 gerilla katledilmesine rağmen. Devletin şiddet tekeli vardır, bu nedenle bu ölümler normaldir denilmiyorsa! Çünkü şimdi de gerilla ölümünü normal karşılayanlar asker vurulduğunda tam da iyi şeyler olacaktı PKK bozdu demektedirler.
Bu arada sayın Etyen Mahçupyan’a hatırlatalım ki, barış grubundan gelip Habur’dan geçen Maxmur halkından insanlar bile zindanlarda çürütülüyor. Zaten Barış Grubu'ndan yakaladıkları PKK’lileri içeri attılar. Bu durum dünyanın neresinde görülmüştür? İlk çağda bile kendi çağırdıkları elçilere en zalim devletler bile bu uygulamaları yapmamıştır.
PKK çatışma içinde çözüm aramıyor, ama Kürt halkının ulusal varlığını ve özgürlüğünü güvenceye almak için direniyor. Daha doğrusu çözümün olmadığı ortamda teslimiyeti değil, direnişi tercih ediyor. Asgari çözüm adımları atılmış da PKK savaşta ısrar mı etmiş? Siyasi bir çözümü kabul etmiyor mu? Ben haklarımı zorla mı alacağım demiş? PKK'nin savaş içinde çözüm aradığı değerlendirmesi ucuz bir söylemdir. Kürtlerle empati yapmamaktır. PKK Kürt halkının soykırım altında olduğunu, bu tehdidin kalkmadığını söylüyor. Türkiye'deki siyasi yaklaşım, sosyal ve kültürel politikalar bu gerçeği ortaya koymaktadır. Evrensel ölçülere vurulduğunda her yerde Türk devletinin mevcut politikası kültürel soykırım olarak değerlendirilir. PKK'nin neden direniş içinde olduğunun en yalın cevabı budur. Bunu anlamak istemeyenler Türk devletinin kültürel soykırımcı politikalarını anlamayanlardır ya da psikolojik savaş altında gerçeği görmezlikten gelenlerdir.

Devletçi zihniyete savaş açılmıştır
PKK bu sayede kendini barış zamanında vesayetçi kılmak istiyormuş! PKK'nin buna ihtiyacı yok. Kırk yıllık mücadelesi ve pratiği Kürtler içinde o kadar değer yaratmıştır ki, bu PKK'nin itibarlı olması için yeter. Kaldı ki PKK ne iktidar olmak ne de itibar kazanmak için bu savaşı yürütüyor. PKK devletçi ve iktidarcı zihniyete savaş açmıştır. Sadece toplumun güç olmasını sağlayacak bir ideolojik ve teorik yaklaşım içindedir. Toplum üzerindeki her türlü vesayetin kalkmasını istiyor. Mücadelesi de bunun içindir. PKK de demokrasi ve demokratik siyaset ortamında siyaset yapmak istiyor. Bunun için Türkiye'nin tam demokratikleşmesini istiyor. Demokratik özerliği de tam düşünce ve örgütlenme özgürlüğü ortamında istiyor. Böyle bir ortamda kim vesayetçilik yapabilir? Vesayetçiliği bırakmak istemeyenler Kürt sorununu çözerek Türkiye'nin tam demokratikleşmenin gerçekleşmesini istemeyenlerdir.
Demokratik özerklik vesayet isteme değildir. Kürtler üzerindeki vesayetin kaldırılmasıdır. Türkiye Kürt sorununu çözsün ve tüm yasaları tam demokratik kılsın, toplum üzerinde vesayet fırsatını bu demokratikleşmeyle ortadan kaldırsın. PKK'nin istediği budur. Etyen Mahçupyan Türk devletinin Kürdistan'daki vesayetini sürdürmek için çözüme direndiğini görmüyor, ama çözüm sonrası birilerinin vesayetlerine karşı direniyor! Etyen Mahçupyan demokrasiye inanıyorsa, gerçek anlamda demokrasinin gerçekleşeceği ortamda hiç kimsenin toplumu vesayet altına alamayacağını görmelidir. AKP ve Fethullahçılar ise tam demokrasi ortamında bugünkü vesayetçi durumları elde edemeyeceklerini bildikleri için Türkiye'nin gerçek anlamda demokratikleşmesinden korkuyorlar. Etyen asıl olarak bu gerçeği görmelidir. PKK kol bükerek hak elde etmek istiyormuş! PKK’liler böyle bir şey söylemiyor, ama devlet her gün ezerek bu işten kurtulacağını gösteriyor. Kürt Özgürlük Hareketi Türk devletinin ancak Kürt sorununu çözerek istikrara kavuşabileceğini göstermek için direniyor. Ezme ve irade kırma politikası karşısında PKK'nin bu direnişi anlamlıdır. Çünkü Kürt sorunu ancak irade kırmaktan vazgeçmekle, Kürtleri onurlu bir halk olarak görmekle çözülebilir. Etyen faraziyeler üzerine tezler kuruyor. Gerçeklerden ve Türk devleti karşısında onurlu duruş göstermekten kaçmanın en kolay yolu bu oluyor. Kürt sorunu çözülsün, o zaman gücü meşrulaştıran varsa onun üzerine herkes gitsin. Bugün gücü ve şiddeti, irade kırma zihniyetini ortaya koyan Türk devletinin politikasını görmeyip gücü ve şiddeti gelecekte meşrulaştırmak isteyenler üzerinde durmak dürüst ve iradeli bir duruş değildir.

PKK barış zamanında daha etkili olur

PKK savaş zamanından çok barış zamanında etkili olacağına inanıyor. Barış ortamını herkesten fazla özlüyor. PKK barışı yönetecek güce sahiptir. Ancak Kürtlerin ulusal varlığını ve özgürlüğünü güvenceye almayan bir siyasi rejimin de barış getirmeyeceğini biliyor. Roma Barışını (güçlünün barışını) da barış olarak görmüyor. PKK Roma barışının dayatılmasına karşı direniyor.
Kürtler farklı siyaset üretti. Devlet olmayı düşünmeyen ve demokrasi içinde çözüm arayan bir yaklaşım ortaya koydu. Hiçbir Kürt’ün cesaret edemeyeceği durumda bunu yaptı. Hatta bu nedenle ihanetçi ve teslimiyetçi olarak bile görüldü. AKP iktidarına da çok şans tanıdı. Oslo görüşmelerinde asıl sabreden PKK oldu. Hiçbir adımın atılmadığı bir süreçte bile sabırla bu görüşmelerden olumlu sonuçlar almaya çalıştı. Ama buna rağmen AKP'ye adım attıramadı. Oyalama, aldatma ve tasfiye politikasından vazgeçiremedi. Özcesi Etyen’in söyledikleriyle yaşanan gerçekler sanki Etyen’in ayrı bir evrende yaşadığını akla getirmektedir. Etyen Mahçupyan Kürt sorununun neden çözülmediğini anlamak istiyorsa 2007 Dolmabahçe mutabakatını öğrensin. AKP'nin Kürt Özgürlük Hareketi'ni ezme ve Kürtleri yeni koşullarda kültürel soykırım sistemi içine koyma konusunda derin güçlere verdiği sözü, bu temelde devlet içine alınmasını görsün. Böylece çözümsüzlüğü başka yerde arama ve kendini aldatma eziyetine de son versin. Etyen gibi subjektif ve masa başında tezler üretenler yanında bir de PKK düşmanlığını kimlik haline getiren birileri var. Orhan Miroğlu da bunlardan biri. Fethullahçılarla yata kalka onların psikolojik savaş uzmanları gibi PKK tahlilleri yapıyor. Yakın zamana kadar PKK desteğiyle milletvekili olmayı hedefleyen Miroğlu, şimdi ikbal kazanmayı fetullahçıların dostluğunda görmüş. Yıllarca özlediği yaşamı herhalde bu dostlukla elde etmiş. Bu yaşamı ona hayırlı olsun!
Psikolojik savaşın PKK'yi MİT kurdurdu, PKK-MİT ilişkisi yalanını şimdi de bu adam ağzına sakız yapmaya başlamış. Kürt Halk Önderi ve PKK, ortaya çıkış koşullarında Pilot Necati Kaya’dan bir sızma olarak kuşkulanıyor. Bu sızmayı kuşkulandırmadan idare etme politikası yürütüyor. 1978 yılında bu adamın gerçeğini tüm PKK kadrolarına anlatıyor. PKK tarihi içinde sürekli işlenen konudur bu. Miroğlu da PKK'nin bir ajanı oyalamasını ve bunu örgütlenme ve politik başarısı olarak göstermesini PKK'yi töhmet altında tutmak için kendine göre kullanıyor. Ne diyelim tepe tepe kullansın. El ağzı çuval değil ki büzelim.

Senin kafan bu işleri almaz
Sayın Miroğlu, PKK zaten bölünme çabalarını boşa çıkardığı için ayaktadır. Bu çabaları boşa çıkarmasaydı diğer Kürt örgütleri gibi esamesi bile okunmazdı. PKK'nin iç diyalektiğini ve militan gerçeğini, özellikle de Önderlik gerçeğini anlamadığın müddetçe bu işleri senin kafan almaz. 2004 yılında ABD, Türkiye, Güneyli güçler ve daha başka aktörler PKK'yi tasfiye etmek için çok çaba gösterdiler. Bu çabanın içinde İran ve Suriye de etkin bir biçimde yer almıştı. Tüm aktörler PKK'nin tasfiye olacağı konusunda umutlanmışlardı. Ancak PKK diyalektiği, kadro ruhu ve önderlik gerçeği bu hevesi kursaklarında bıraktı. Kendisinin dediği gibi, bazı güçler istemediği için bölünme olmadı değil. PKK'nin en fazla tasfiye olmasını isteyenlerin başında da İran ve Suriye geliyordu. İran ve Suriye Türkiye ile bu konuda sıkı ilişki içindeydiler. Birbirlerine istihbarat veriyor, bu konuda ortak bir politika izliyorlardı. Öyle ki 2005 yılında Kürt demokratik hareketinin başına kimin getirileceği konusunda bile anlaşmışlardı.
Miroğlu’nun bugün PKK İran ve Suriye’ye dayanıyor gibi sözleri de bir uydurmadır. Güya PKK bazılarına verdiği sözler ve angajmanlar nedeniyle savaşı sürdürüyormuş. İşte yumurtlama buna derler. PYD’nin Suriye’de iç savaşa karışmaması bağımsız politik çizgisinin ifadesidir. Esad rejimini savunan değil, aksine Kürtleri demokratik toplum gerçeğinde örgütleyerek Kürtleri Suriye’nin en temel demokratik gücü haline getirmesi gerçeği vardır. Bugün Suriye’nin demokratikleşmesinin, demokratik bir ülke haline gelmesinin, getirilmesinin en dinamik gücü Kürtlerdir. Sadece rejimi değil, muhalifleri de demokratikleşmeye zorlamaktadır. PYD erken bir savaşa girmeyerek Esad’ın milliyetçiliği körükleyerek Kürtleri ezmeye yönelmesinin önüne geçmiştir. Bunu yaparken aynı zamanda toplumu demokratik temelde örgütleyerek devletin Kürdistan'daki tüm askeri, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel otoritesini bitirmiştir. Sırtında yumurta küfesi olmayanların konuşması kolaydır. Herhalde fetullahçı dostlarının gönlünü hoş etmek için Kürtlerin iç savaşa girmesini, iç savaşta ezilmesini arzuluyor. Belki böylece Türkiye orada Kürtlerin de kurtarıcı hamisi kesilebilir.
PKK'nin İran ve Suriye ile ilişki geliştirdiği tezleri de yaşanan gerçeklerin tersin ifade ediyor.

İran fırsat arıyor
Şu günlerde Kandil’e gitsin, orada her an PKK-İran savaşının patlayabileceğini görsün. İran, PKK'nin Türkiye ile çatışmasını fırsat bilip Kandil’e güç yığarak bazı yerlerde kendi pozisyonunu güçlendirmeye çalışıyor. Geçen yılki çakal politikası denilebilecek tarzını yine göstermiş oluyor. Herhalde bunu da şimdiye kadar dost olduğu AKP'den öğrenmişler. Belki de AKP çakal politikasını İran’dan öğrenmiştir. Rusya Türkiye'nin Çeçenleri satması karşılığında PKK'nin bir yönetici kadrosunu tutuklayıp Türkiye'ye teslim etmeye çalışıyor. Rusya’da yaşayan PKK sempatizanlarını ve kurumlarını da baskı altında tutuyor. İşte PKK-Rusya ilişkisinin gelişmesi dediği de bu oluyor herhalde. İstanbul’daki üç Çeçen MİT’in desteğiyle Rus istihbaratçıları tarafından vuruluyor. Rusya’da bunun karşılığı PKK’lileri Türkiye'ye teslim etmeye hazırlanıyor. Eğer son uçak krizi ve Türkiye'nin Suriye’ye yönelik sert tavrı olmasaydı on yıllarını cezaevinde yatmış PKK’li kadro Türkiye'ye teslim edilecekti.
Miroğlu, Türk devleti gibi PKK'yi dış güçlerin desteklediği bir güç olarak gördüğü için böyle değerlendirmeler yapıyor. Utanmadan Fethullahçıların söylediği gibi Türk devleti içindeki bağları zayıflarken dış bağları güçlendi diyor. AKP şimdi devlete hakim oldu ya, uydurma devlet-PKK ilişkisi tezi şimdi de bu hali alıyor.
Miroğlu, Türk devletinin özel savaşçıların dediği gibi PKK'nin umudunu Esad’a bağlamasından söz ediyor. Dışişleri Bakanı'nın Musul Konsolosluğu'na gönderdiği belgedeki psikolojik savaş argümanını Miroğlu da kullanıyor. Miroğlu bilmeli ki PKK Esad’ın gidici olduğunu biliyor. Rejimin mutlaka değişeceğini düşünüyor. Bunu da çeşitli defalar dile getirmiştir. PYD de değişecek Suriye’de Kürtlerin statü kazanmasını sağlamaya çalışıyor. AKP ve Miroğlu’nun dostları olan Fethullahçılar ise Kürtlerin Suriye’de statü kazanmasını engellemek için her türlü kirli politikayı izliyor. Çünkü Rojava’da Kürtler, statü kazanırsa AKP'nin bugünkü Kürtleri yeni koşullarda kültürel soykırım altına alma biçimindeki Kürt politikası çökecektir.
Ruhu kirlenmiş, düşüncesi Fethullahçılar tarafından şekillendirilen Miroğlu Dağlıca'dan önce her türlü silahlarla katledilen onlarca gencin katledilmesini, soykırım operasyonlarını, avukatların ve gazetecilerin tutuklanmasını gör! Kürt gerillalar ölünce devletin rutin operasyonları oluyor, ama asker ölünce iyi şeyler bozuluyor. Bu nasıl bir kişilik, bu nasıl bir vicdandır. Herhalde işbirlikçilik böyle bir şey oluyor.  


MUSTAFA KARASU