Eskiden Kürdistan'daki katliamlar fazla basına ve kamuoyuna yansımıyordu. Basın ve iletişim olanakları sınırlıydı. Varolan da devletin elindeydi. Kürt tarafının basına gelen felaketler ve katliamlar olabildiğince gizleniyordu. Devletin basını da istediği kadar yansıtıyordu. Yansıttığı da devletin haklı, Kürtlerin haksız ve vahşi oldukları yönündeydi. Dolayısıyla öldürülmeyi ve sürgüne gönderilmeyi hak ediyorlardı.

Bugün durum değişti. Çağımız iletişim çağı diye niteleniyor. Ancak basının oynadığı rol öz itibarıyla değişmedi. Sorun Kürtler olunca yine haksızlar, devlete karşı hak iddia etmeleri ve direnmeleri büyük bir suçtur. Eskiden saki, eşkiya ve vahşi diye isimlendiriliyorlardı. Daha terörizm kavramı icat edilmemişti. 

Bugün AKP ve Erdoğan önderliğinde devletin Kürtlere dönük soykırım politikaları derinleştirilerek devam ediyor. Eskiyle şimdi arasındaki en önemli fark artık yaptıkları katliamları fazla gizleyemiyorlar. Kürtler de Özgürlük Hareketi önderliğinde örgütlendi ve yenilmez bir güç ortaya çıkardı. Buna paralel olarak büyük bir aydınlanma ve bilinçlenme yarattı. Kürt halkı televizyon dahil iletişim araçlarını örgütledi. Kürdistan'da olan bitenin gizli kalmasına izin vermiyor.

Türkiye'de 90 yıldır hiç değişmeyen ve tüm yönetimlerce sistematik olarak günümüze kadar sürdürülen bir soykırım politikası var. Bu soykırım ihtiyaç duyulduğu kadar fiziki olarak da uygulanmıştır. Ama hareketler bastırılıp direnişler ezildikten sonra kültürel soykırım amansız bir biçimde sürdürülmüştür. Şimdiye kadar asimilasyon eksenli bu politikalarda herhangi bir gevşeme olmamıştır. Hala Kürtlere ait bir okul yok, anadilleriyle eğitime olanak tanınmamıştır.

Erdoğan ve AKP devleti topyekün Kürtlere karşı harekete geçirmiş, seferber etmiştir. Hiç bir zaman hiç bir partinin yapamadığını yaparak direkt kendilerine bağlı büyük bir basın oluşturmuşlardır. Yüzlerce televizyon, dergi, gazete ve internet siteleri AKP'nin elindedir. Bununla yetinmemekte, dışarıda kalan basını da tamamen teslim almaya ve çizgisinde yayın yapmaya zorlamaktadır. Fethullahçılara ait gazete ve televizyonlara askeri darbe dönemlerinde yapılmayan bir uygulamayla el konulmuştur. Doğan Medya grubuna da Abdulkadir Selvi gibileri "kayyum“ olarak atamışlardır. Teslim olmalarıyla yetinilmemiş, içeriden yönetme yoluna gidilmiştir.

Belirtilenlerin dışında iç ve dış politikanın tümü Kürtlere karşı harekete geçirilmiştir. Kürtlerin içinden de kullanabildiklerini televizyonlara çıkararak Özgürlük Hareketine karşı konuşturmaktadırlar. Bu tür hainleri bulmak zor olmamaktadır. Kürdistan'da çıkarları için tüm değerleri pazarlayan güçlü bir damar vardır. Yüzyıllarca yabancı egemenlik altında olan bir halk içinde işbirlikçi ve hain kesimleri bulmak zor değildir.

En büyük tehlike ve ortadan kaldırılması gereken PKK ve öncülük ettiği örgütlü halk kesimleridir. "Kürt sorunu yoktur. Kürtlerin herhangi bir hakları ve statü arayışı da olamaz. Tek devlet, tek millet, tanrısal bir kesinlik ve doğrudur“ karşı çıkan hain ve teröristtir. Terörist dendi mi o artık insandan sayılmaz. Onu öldürmek, sürmek, tutuklamak doğal bir hak olarak görülür ve herkesinde öyle kabul etmesi istenir. Onun için basın üzerinden yürütülen savaş önem kazandı. Psikolojik savaş devasa bir kapsamda, herkesi katarak yürütülüyor. Halkların, birey ve kurumların sağlıklı düşünmemesi ve muhakeme gücünü yitirmesi için devlet, partiler, ekonomi çevreleri, spor camiası, camiler Diyanet eliyle propaganda çarkına dahil ediliyorlar.

Kürtlerin düşünen ve hak arayışında olan bütün çevreleri ve liderleri hep aşağılanmış, küçük düşürülmüş ve şaki, eşkiya ve vahşi olarak nitelendirilmişlerdir. Seyitleri, şeyhleri, pir ve beyleri hain ve eşkiya sıfatlarına muhatap olmuşlardır. Seyid Rıza, Şeyh Said, Nuri Dersimî, İhsan Nuri Paşa, Cibranlı Halit, senato başkanı Seyit Abdulkadir Nehri, milletvekili Hasan Hayri gibi Osmanlı’da subay olan ve Kürt halkı içinde saygın, etkin tüm şahsiyetler idam edildiler, ya da yurtdışına kaçtılar. 

PKK'yi kuranlar da Kürt halkının aydın ve en temiz genç dimaklariydi. Çoğu üniversitede tanışmış ve okullarını bırakarak Kürt halkının özgürlüğü için yaşamını ortaya koymuşlardır. Bugün hayatta kalanların sayısı sınırlıdır. Başkan Apo ise İmralı’dadır. 

PKK ve ondan etkilenmiş milyonlarca insan, demokratik alanda politika yapan bütün Kürtler hain ve terörist ilan edilmişlerdir. Binlercesi sürek avı biçiminde tutuklanmakta, mahkemeler savaş aygıtının bir parçası olarak çalışmaktadır. Terörist dendi mi, iş bitiyor. Dün eşkiya, şaki dendiği gibi. Hiç bir hak iddia edemez. Devlet ve hükümet evlerini, köylerini, şehirlerini yıkabilir, onların mülklerine elkoyabilir. Yasalar ırkçı ve inkarcı olduğu için bütün bunlara cevaz verir, eksik varsa hemen yenisi çıkarılır. 

Bu saldırı ve propagandalar toplumu teslim almakta, sersemletmekte, düşünemez hale getirmektedir. Bu propaganda ve baskıların kimseyi etkilemediğini düşünmek yanlıştır. Mücadele içinde olanları bile etkilemektedirler. Acabalar, kuşkular yaratılmaya çalışılmaktadır. İşbirlikçi ve hain kesimlerin kafa karıştırma çabaları da eklenince iş daha da ciddiye binmektedir. AKP büyük bir baskı ve basınç altında toplumu haklarını savunamaz, hak ve adalete sahip çıkamaz hale getirmeye çalışmaktadır. 

AKP faşizminin propaganda, katliam ve tutuklama furyasına karşı Kürt halkın herzamankinden daha fazla uyanık olmak ve örgütlü direnişi yaymak zorundadır. Faşizmi durdurmanın başka yolu yoktur. Türkiye'deki demokrasi güçlerinin de bir kenara çekilip seyirci olması da faşizmi zayıflatmaz. Bu açıdan direnişi ve antifaşist cepheyi her tarafta örgütlemek ve derinleştirmek gerekir.