Davutoğlu PYD’yi iki defa vurduklarını itiraf etti. “İtiraf” etti çünkü, Türk ordusunun Rojava’ya dönük iki silahlı saldırıda bulunduğunu PYD kaynakları ANF aracılığı ile kamuoyuna duyurmuştu.

Davutoğlu “PYD Fırat’ın Batısına geçmeyecek, geçerse vururuz, geçmeye kalktı iki defa vurduk” derken, beni tuhaf bir gülme aldı.

İçimden, “anlaşılan Türk devleti, Davutoğlu’nun ağzından, ‘Fırat’ın Doğusunu’ gözden çıkardığını, böyle bir kabadayılık gösterisiyle ilan ediyor” diye düşündüm.

Bildiğiniz gibi, Kürdistan “Fırat’ın Doğusu”, geri kalan Türkiye de “Fırat’ın Batısı” olarak tanınıyor. Öyle ya, “PYD Fırat’ın Batısına geçmesin” demek, bu sözlerin “mefhum-u muhalifinden çıkan anlam şudur: “PYD Fırat’ın Doğusu’nda kalsın...”

Öyle mi? Gerçekten de Başbakan böyle mi düşünüyor? Helal olsun böyle bir Başbakan’a...

Helal olsun olmasına da, aynı Başbakan yine aynı konuşmasında, bizim ve pek çok yazarın ifade ettiği bir gerçeğe karşı verdiği yanıtı ne yapacağız? Davutoğlu, “Suriye’de ABD, Rusya, İran var, Türkiye yok diyenler gazete okumuyor” diye yılbaşı hindisi gibi kabardı. Kabardıkça kabardı ve dedi ki, “Dışişleri Bakanım talimatımı sordu ve Rusya’yla, Suudilerle görüşmeye gitti, falancalarla da görüşecek, biz daha önce bir Suriye helikopteri düşürdük. Suriye’de Türkiyesiz Hiçbir şey olmaz, olsaydı, Esad Suriye’ye hakim olurdu...”

Yani Suriye’deki bu kanlı kaos Türkiye’nin eseri mi? Başbakan ne demek istiyor?

Elbette herkes şimdi soruyor: Madem bu kadar muktedirdin, “Fırat’ın Doğusunu” nasıl oldu da, Saray’ın ağzıyla “terörist” dediğin PYD’ye terkettin?

Başbakan’ın karmakarışık konuşmasının altında yatan tehlekile mesaja gelince:

Buna göre, Başbakan, “Suriye kartlarının tümünü açmamış”. Bu kartlar nedir?

Rusya ve ABD’ye “rağmen”, tehlikeli bir karar alarak, Rojava’ya, elverişli bir anda saldırmak.

Rusya’yı ve ABD’yi bir emr-i vaki ile karşı karşıya bırakmak.

Rusya’nın Türkiye’ye dönük herhangi bir “tehdidi” durumunda, NATO’yu Türkiye’yle NATO anlaşması gereği olarak “dayanışma” mecburiyetinde bırakmak. ABD’yi açmaza sokmak ve gerek NATO ve gerekse ABD konuya ilişkin tutum alana kadar Rojava’da tıpkı Kıbrıs’ta olduğu gibi “fiili durum” yaratmak...

Bu demeçle, Amed’deki “DAİŞ’e karşı operasyonu” birlikte ele almak iyi olabilir. Konuyu biraz açalım:

Türk istihbaratı ve hükümet DAİŞ örgütlenmesi hakkında kesin bilgilere sahiptir. Çünkü onların Rojava’ya karşı saldırılarında “koordinasyon” bu güçler tarafından sağlandı. Kendi elleriyle sınırdan geçirdiklerinin Türkiye’de nerelerde örgütlendiğini elbette biliyorlardı. Tıpkı 90 başlarında Hizbul-Kontranın nerelerde örgütlü olduklarını bildikleri gibi. Tıpkı yine bu Kontra örgütüne karşı, yeri geldiğinde nasıl onları elleriyle koymuş gibi bulup, imha etti iseler, şimdi yeni elleriyle koymuş gibi, bilmem kaç noktada DAİŞ’e karşı operasyon yaptılar. Yine tıpkı, Kontra’nın şefini öldürüp de saatlerce “operasyona devam” etti iseler, bana öyle geliyor ki, yine aynı şekilde polisin elindeki etkili silahlarla dış duvarları kevgire dönen “kerpiç” evde 7 DAİŞ‘çiyi öldürüp, yedi saat “operasyonu” sürdürdüler.

Yandaş havuz medyasının, bahçe içindeki uyduruk evi “villa” diye tanıtması, akla “sahte bir müsademe” ihtimalini getiriyor.

Bunlar hayra alamet değil.

DAİŞ operasyonu ve göz altılar Rojava’ya saldırı hazırlığı mı?

Hükümet Rojava’ya DAİŞ’le ortak yapılacak bir saldırıyı mı perdeliyor?

Ya böyle bir perdeleme var; ya da Hükümet kamuoyunun ve Batının baskıları altında DAİŞ’e karşı harekete geçti.

Neyin ne olduğunu, biz yakında DAİŞ’in tutumundan anlayacağız. Susarsa bilin ki, Davutoğlu’nun elindeki Suriye kartında DAİŞ’in resmi var. Susmaz da, bu operasyonunun “intikamını” almaya kalkışırsa, bilin ki, Türkiye’yi kanlı günler beklemekte.

DAİŞ silahı bir bumerangtır. Onunla Rojava’yı vurabilirsin, ama sonra kendini de vurmaktan kurtulamazsın.