Geçen hafta Türk devleti ve KDP yönetimi, eş zamanlı olarak, Rojava sınırında yeniden hendek kazımaya başladı. Bu hendekler, Türk devletinin ve KDP’nin kazanmasını istediği tarafın yenilgisini kabul anlamına geliyor. Ama bu hendeklerle, Rojava’yı ambargo ve kuşatma altında tutarak, uzun vadeli yıpratma savaşı da başlatılmış oluyor.

Ambargo ve kuşatma planı yürütenler, halkın devrimi sahiplenme ve savunmada kararlı olduğunu gördüler. O halde ikinci bir plan devreye sokulmalıydı: Uzun süreli kuşatma ve ambargo…
Rojava’nın dış dünya ile bağlarını koparacak, bir süre sonra halk zorunlu ihtiyaçlarını karşılayamaz hale getirecek plan. Ardından kaçınılmaz olarak pahalılık, karaborsa ve tefecilik gelişecek, halk da bu durumu engelleyemeyen yönetime karşı isyan başlatacaktır. Böylece devrimi gerçekleştiren halk, kendi elleriyle kendi devrimini yıkacaktır.
Devrime, yenilgi veya teslimiyet dışında seçenek bırakmayan bu plan yeni değil. Türk devleti ve KDP’nin, büyük biraderleri ABD’den öğrendikleri, daha önce Küba, Şili, Nikaragua ve Venezuela’da uygulanan planın kopyası.
Böyle bir planın varlığından, "toprağımızı yer, yine de teslim olmayız" diyen Qamişlo’lu köylü kadın bizi haberdar ediyor:
"Güney yönetimi rejimle ilişkimizin olduğunu belirtiyor ve bizi rejimin işbirlikçisi olmakla suçluyor.
Kurulan yönetim, şehitlerimizin, devrimcilerimizin, YPG ve YPJ’nin kanı ile kuruldu. Gelsinler Rojava’ya baksınlar. Öyle kürsülerde konuşarak, gizli toplantılarda kararlar alarak, Erdoğan’ın huzuruna çıkarak, şirket kurarak bizi, "rejim yandaşlığı" ile suçlayamazlar. Biz kimsenin yandaşı değiliz, biz Rojava devriminin sahibiyiz. Biz yaptığımız işleri rejimin desteği ile değil, şehitlerin kanı ile yapıyoruz. Biz rejimin bize yaptıklarını da unutmuş değiliz.
Gittiler Erdoğan’la birlikte 300 gencin düğününü yaptılar, ama bizim yüzlerce gencimiz şehit oldu, "başınız sağolsun" demediler. Biz bunları unutmayacağız.
Ankara’ya, Amerika’ya gidip gelenler rejimin ortağıdır. Kimse bize hiçbir yardımda bulunmadı. Ne yaptıysak kendimiz yaptık. Biz çocuklarımızı verdik. Karagözlülerimizi, sarı saçlılarımızı şehit verdik. Gençlerimiz Güney Kürdistan’a gidip gelirken soruyorlarmış: "Mesud’un mu Apo’nun mu taraftarısın?" Babanın toprağına mı kabul ediyorsun bizi? Sen bizi ne hakla sorguluyorsun?
Biz sana muhtaç değiliz. Senin yanına gelenler de senin benzerlerindir. Kaçıp gittiler. Kimse de açlıktan ölmedi. Üç yıldır devrim sürüyor, hiçbirimize de bir şey olmadı. Durumumuz daha da iyi oldu. Şehitlerin kanı ile, YPG’nin ve YPJ’nin emeği ile, şehit analarının ve bu milletin emeği ile bu günlere geldik. Biz ekmeğimizle toprağımızı yeriz ama yine de senin yanına gelmeyiz".
8 Mayıs günü Med Nûçe TV’de, beyaz başörtülü, 65 yaşlarındaki köylü kadın böyle konuşuyor. Sinirli ve gergin olduğu her halinden belli bu kadın, konuştuklarından emin; duraksamadan, tereddüt etmeden, tekrara düşmeden ve hızla konuşuyor. Bazen sağ kolunu, bazen sol kolunu öfke ile sağa sola savuruyor, sağ işaret parmağı ile gah toprağı gah yüreğini gösteriyor. Okul okumuşluğu, bir görevi veya ünvanı da yok. Ama özgüveni, morali, devrimi koruma kararlılığı ve öfke ile açılan gözleri ile, karşımızdaki mitolojik hikayelerden çıkıp gelmiş bir kahramana benziyor.
(https://www.youtube.com/watch?v=ZyF0PPEcapU&feature=youtu.be)
Türk devletinin ve KDP’nin iş makinaları ile kazıdığı hendekler, bu iki gücün Rojava Devrimini yıkmak için uyguladıkları kuşatma ve ambargo, bölge devletlerinin elbirliği ile çeteleri desteklemesi, ABD ve Avrupa’nın Rojava Devrimini tanımamadaki ısrarı… Bunların hiçbiri, 65 yaşındaki Qamişlo’lu köylü kadının özgürlük tutkusunu kıramıyor.
Çünkü, "biz açlıktan ölsek de toprağımızı yer ama yinede senin yanına gelmeyiz" diyen Qamişlo’lu kadının aklı, uşaklığı almıyor. 65 yaşındaki bu köylü kadın bize, yaşamın nefes alıp vermek, yemek, içmek ve barınmaktan ibaret olmadığını, özgürce yaşamamanın hayatı reddetmek anlamına geleceğini anlatmaya çalışıyor.