Irak, Libya, Yemen gibi ülkelere "demokrasî" adına müdahelede bulunan, ancak çözüm yerine söz konusu coğrafyaları girdapa çeviren uluslararası ve bölgesel güçler, Suriye’de 4 yıldır büyük yıkım, katliam ve trajedilere neden oldu.
Coğrafyası, tarihsel geçmişi, etniki, kültürel ve inançsal yapıları ile Ortadoğu’nun proto tipi veya küçük Ortadoğu olarak da tanımlanan Suriye’de, gelinen aşamada "krize neden çözüm bulunamıyor?", "hangi çözüm?" soruları önem arz ediyor.
Gerek uluslararası güçlerin gerekse de bölge üzerinde çalışma yürütmüş olan araştırmacıların da dikkat çektiği gibi, Suriye’de sonuç alacak olan güç tüm bölge üzerinde de etkili olacaktır. Nitekim 2011 yılında Deraa’da halk ayaklanması ile başlayan devrim sürecine ABD, AB, Rusya gibi uluslararası güçler ile İran, Arabistan ve Türkiye gibi bölgede etkili olmaya çalışan güçler müdahale eder, şuanki krizi yarattılar.
Dört yılı aşkın süredir devam eden sorunda Rusya’nın direk müdahalesiyle yeni bir aşamaya geçilmiş oldu. Askeri müdahalenin yanı sıra yoğun bir diplomasi trafiği de söz konusu. Perşembe günü de Viyana'da çözüm adı altında bir toplantı düzenlenecek ve Rusya’nın ısrarı ile İran’ın da katılacağı belirtiliyor.
Geriye dönüp baktığımızda tüm bu müdahalelerin ve Suriye’de rejime karşı mücadele ettiğini ileri süren güçlerin çözüm geliştirmediğini görüyoruz. Zira Suriye’de dış güçlere dayanarak hareket eden hiçbir silahlı ve siyasal oluşum toplum çıkarları doğrultusunda mücadele vermiyor.
2011 yılında kurulan Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) 100’ün üzerinde gruba ayrılmış durumda. ÖSO ismi telefuz edilse de, hiçbir zaman bir çatıya kavuşmadı ve gruplar ortak hareket etmedi. Dikkat çeken önemli noktalardan biri ise ÖSO’yu oluşturan grupların çeşitli dış güçlerce kurulmuş veya Baas rejimin etkisinde olmasıdır. El Nusra Cephesi El Kaide’nin Suriye kolunu oluştururken, rejimle de ilişkileri ortaya çıktı. Yine Türkiye ile direkt ilişkili olduğu belgelerle yansıdı. Ehrar El-Şam, Fetih Ordusu gibi grupların da yine Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye tarafından desteklendiği herkesçe bilinen bir gerçek. Kimi gruplar ise İran’ın etkisinde. Bu grupların siyasi temsilcisi olduğunu ileri süren Suriye Koalisyonu ise Türkiye’nin etkisinde ve İstanbul merkezli çalışıyor. Durum böyle olunca da büyük silah desteğine rağmen bu gruplar daha çok karmaşaya neden oldu ve daha fazla parçalara ayrıldı. Mevcut durumda dayandıkları güçlerce de çözüm seçeneği olarak görülmüyorlar. Nitekim ABD Başkanı Barack Obama "Eğit donat projesi başarılı olmadı" diyerek itirafta bulundu.
Bir tarafta bunlar yaşanırken, bir taraftan da dış müdahalelerin çözüm getirmeyeceğine inanan ve başını Kürtlerin çektiği halklar kendi özgücüne dayanarak özgürlük ve demokrasi mücadelesi yürüttü. 40 yıldır özgürlük mücadelesi veren Kürt Özgürlük Hareketi, 19 Temmuz 2012 tarihinde Kobanê’den başlayarak, rejim güçlerini Rojava’nın genelinden çıkarırken, savunma güçlerini de oluşturdu. Siyasal alanda da "Üçüncü yol" stratejisini esas alarak, özgüce dayalı ve tüm etnik ve kültürel yapıları kapsayan bir çalışma yürüttü.
YPG/YPJ adıyla oluşturulan savunma güçleri, Kürtlerin yanı sıra giderek Asuri-Süryani, Arap ve Çeçenleri de içine alarak genişlerken, özellikle Şengal ve Kobanê’ye yönelik DAİŞ çeteleri saldırılarına karşı gösterdiği direniş, tüm Kürdistan ve dünyada meşru bir güç olarak kabul görmesini sağladı. Daha da önemlisi, tüm Suriye’de yıkım ve ölüm yaşanırken, Rojava’da kurduğu savunma hattıyla halklara güven verirken, sadece Kürtlerin savunma gücü olmaktan çıkarak bölgesel güç olma yolunda gelişme kaydetti.
Bir taraftan Rojava’da Araplar, Süryani-Asuriler YPG çatısı altına birliklerini oluşturdu, diğer taraftan da Türkiye’deki demokratik güçler ile dünyanın birçok ülkesinden devrimciler de YPG çatısı altında örgütlenmeye gitti ve Enternasyonalist Taburu ile Birleşik Özgürlük Güçleri (BÖG) oluştururtu. Yine YPG ile arap ve Kürtlerden oluşan Burkan El-Firat güçleri ile ittifak kurdu. Halep ve Efrin bölgelerinde de çeşitli grupların oluşturduğu Devrimciler Ordusu (Ceyş El-Siwar) ile de ittifak kuruldu.
Kobanê’de konferans düzenleyen YPG ve YPJ ayrıca demokratik cepheyi genişletme ve ittifak oluşturma yönünde önemli kararlar alarak, bu yönlü adımlar attı. Bu çalışmaların sonucunda da Hesekê’de kısa adı QSD olan ve YPG/YPJ’nin de içinde olduğu 13 gruptan oluşan Demokratik Suriye Güçleri (Quwet Suriye El-Demokratiye) kuruldu. Kuruluşunun ardından QSD bölge halkları arasında büyük heyecen yarattı.
Halkların öz savunmasının yanısıra, siyasal ve diplomatik alanda da büyük adımlar atılarak Demokratik Özerklik projesi meşruluk kazandı. Nitekim Süleymaniye’nin yanı sıra Rusya ve çeşitli Avrupa ülkelerinde de temsilcilikler açılacak. Ayrıca uluslararası Suriye konulu toplantılara da resmi olarak davet edilmeye başlandı. Son olarak Girê Sipi’de Arap, Kürt ve Ermenilerin oluşturduğu Demokratik Özerklik yönetimi ilan edildi.
Kuzeyden Türkiye ve doğudan da KDP’nin engelleyici tutum ve saldırılarına rağmen, yaşanan gelişmeler özgür ve demokratik bir Suriye’nin kurulmasında QSD temel güç oluşturacaktır.