Sosyalist partiler Avrupa’da patriyotizm/yurtseverlik adına, dünya savaşının önünü açarak emekçi kitlelerin birbirini katletmesini kolaylaştırdılar. O dönemde sadece Rosa Luxemburg, Liebknecht, Lenin gibi isimler enternasyonalist geleneğe sahip çıkarak, savaşa hayır dediler. Ama çok azınlıkta idiler. Bu dönemde Lenin, Zinoniev ile birlikte kaleme aldığı kitabına “Akıntıya Karşı” adını verecekti.
Avrupa’daki sosyaldemokrat partilerdeki patriyot eğilim etkisini, II. Enternasyonal üyesi Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnaklar) arasında da kendini gösterdi ve genel kabul gören, her ülkede yurttaşlık görevinin yerine getirmesi ilkesi benimsendi. Alman ve Fransız işçileri, yurttaş olarak nasıl kendi ülkelerinin ordularında askerlik görevini kabul edip, birbirine kurşun sıkacaksa, Osmanlı ve Rus imparatorluğu yurttaşları da, asli görevlerini yerine getireceklerdi. Çünkü modernizm bunu gerektiriyordu.
En dramatik durumda olanlar ise, Osmanlı ve Rus İmparatorluğunun Ermeni kökenli yurttaşları idi. Erzurum’da 1914 Eylülünde toplanan EDF Genel Kongresinde, batıdaki II. Enternasyonal partileri gibi, gerek Batı ve gerekse Doğu Ermenistan’daki Ermenilerin kendi devletlerine karşı vecibesini yerine getirmesi kararı çıktı. Bu bir anlamda, Ermenilerin iki cephede birbirine kurşun sıkması anlamına geliyordu.
Hem İstanbul, hem Petrograd Ermenilere otonomi sözü veriyordu, yeter ki kendi hükümetlerine karşı ayaklansınlar. Bir İttihat Fırkası heyeti, bu öneriyi bizzat Erzurum’da toplanan EDF Kongresine götürdü. Ama Kongre bu öneriyi benimsemedi. Anayasal sistem içinde yurttaşlık görevlerini yerine getirecek, ama karşı cephede kullanılmayı kabul etmeyeceklerdi.
Seferberlik başladığında EDF’nin aldığı “yurttaşlık görevini ifa edin” kararı sonucu, Ermeni yurttaşlar vecibelerini yerine getirdiler. Ama bu, erkek nüfusun ordu saflarında, sivil nüfusun ise yaşadıkları yerlerde katledilmesini kolaylaştıracaktı. Bu kararı nedeniyle EDF, aynı zamanda 1908 devrimi sonrası İTF ile kurduğu siyasal ittifaktan dolayı çok eleştirileceklerdi.
Yüzyıllarca orduda asker ya da subay olamayan Ermeniler, askerlik hakkının tanınmasından sonra askeri okullara heyecanla başvuracakları gibi, 31 Mart olayları sırasında ve Balkan Savaşı sırasında “gönüllü” asker olacaklardı.
Tarihçi Anahit Astoyan, yeni yayınlanan ve Türkçeye de çevrilen “Osmanlı Ordusunda Ermeniler” adlı araştırmasında bu konuya ilişkin hayli ilginç bilgiler vermekte. Bu araştırmada yer alan İtalyan diplomatik arşiv belgelerine göre, Cihan Harbi öncesi Seferberlik başladığında, Ermeniler ülkenin farklı vilayetlerinde kendi imkanları ile kızıl haç büroları açmış ve bağışlarda bulunarak Türk (Osmanlı) ordusunun maddi ihtiyaçlarını temin etme işine katkıda bulunmuslardı.[1]
Ordunun ihtiyaçları için Ermenilere ait işyerlerine, hastanelere, değirmenlere, kiliselere, manastırlara da el kondu. Bu işlem kitlesel gasplara dönüştü. Ermeni evlerinden özellikle askeri ihtiyaçlara uygun olanlar, savunma olanağı sağlayacaklar hatta Ermenileri yok etmeye yarayacaklar gasp edildi.[2]
Tekilif-i Harbiye adı altında Ermenilerin her türlü malına el konmaya başlandı. Herhangi bir memur, istediği en kaliteli mala ve genellikle de kendi evi için el koyabilirdi. Hiçbir Ermeni buna karşı koyamazdı. Hangi sınıftan olursa olsun, istisnasız bütün Ermeniler mal varlığını yöneticilere teslim etmeye mecburdu. Atlar, eşekler, katırlar ve öküzler de malları nakletmek bahanesiyle ellerinden alınıyordu. Erkekler, hatta çoğu zaman kadınlar dahi beygir olarak kullanılıyordu.[3]
Ermeni askerlerin gayretleri konusunda, Alman misyoner doktor Yohannes Lepsius tanıklık ediyor. “Türk tanıklara göre, Osmanlı ordusunda bulunan Ermeni askerler Balkan Savaşında örnek davranış sergilemiş ve cesurca savaşmışlardır. Bu savaşın ilk aylarında onlar yüksek rütbeli askerler tarafından büyük övgülere layık görüldüler. İstanbul’da Askeri Okula yedek subay olarak kaydolmak için Türklerden çok Ermeniler müracaat ettiler. O askeri eğitimlere 1500’den fazla Ermeni kaydolmuştu, özellikle de eğitimli ve orta halli çevrelerden. Onlar posta, telgraf ve benzeri işlerde çalışmak istemiyorlar, asker olmak istiyorlardı.”[4]
Ermeniler, Osmanlı vatandaşı olarak Balkan Savaşında sadece asker olmakla yetinmeyip Osmanlı ordusuna düzenli yardım etmişlerdir. Örneğin Balkan Savaşına destek sağlamak amacıyla kurulan “Milli Savunma Topluluğu”nun Pangaltı Şubesi Müdürü Dikran Allahverdi idi. Dikran Bey Balkan Savaşında Osmanlı Ordusu yararına 30.000 Osmanlı altını toplamayı başarmıştı. O vesile ile hakkında basında yazılar dahi çıkmıştı fakat aynı Dikran Allahverdi 24 Nisan 1915’te tutuklanan ve sürgüne gönderilen düşünürler listesine alındı.[5]
Ermeni askerlerin gayretli çabaları ilk başlarda İttihatçılar tarafında övgü ile karşılandı. Bu konuda Alman misyoner doktor Yohannes Lepsius bakın neler bildiriyor: “Harbiye Nazırı Enver Paşa Şubat ayında Kafkas cephesinden İstanbul’a döndüğünde katıldıkları mücadelede Ermeni alayının sergilediği örnek davranış ve cesaretten dolayı Ermeni Patriğine özel memnuniyetini belirtti. Özellikle çok başarılı bir eylemi anlattı. Ohannes Çavuş adında bir Ermeni, adamlarıyla Enver Paşanın kurmayını kriz durumundan kurtarmıştı. Ohannes Çavuş’a hemen madalya verildi. Enver Paşa Erzincan’dan geçerken Ermeni piskoposlar yazılı olarak selamladılar kendisini ve O da sevgi dolu bir şekilde cevap verdi onlara.”
Konya Ermeni cemaati adına iyi dileklerini yollayan Cemaat liderine Enver Paşa’nın cevabını İstanbul’da yayınlanan Almanca ‘Osmanischer LLoyd’ gazetesinin 26 Ocak 1915 tarihli sayısından aktarıyoruz:
“Konya ziyaretimin çok kısa olması nedeniyle sizinle görüşmek mümkün olmadığı için üzgünüm. Şükran duygularınızı ifade ettiğiniz yazıyı aldım. Bu vesile ile ben de size teşekkür etmek istiyorum. Diyorlar ki, Osmanlı ordusunun Ermeni askerleri savaş meydanında askeri vazifelerini vicdanlı bir şekilde yapıyorlar ve ben kendim de görüp tanık oldum. Sizden ricam, Osmanlı ordusu için yaptıkları fedakarlıktan dolayı Ermeni halkına memnuniyetimi ve şükran duygularımı iletin.
Harbiye Nazırı, İmparatorluk Ordusu Başkomutan Vekili Enver”[6]
Washington’un İtalya Elçisi Makki, İtalya Dışişleri Bakanına yolladığı 16 Haziran 1915 tarihli telgrafta ordudaki Ermeni askerlerin durumu hakkında şu bilgiyi vermiş: “Türk ordusunda Ermeni askerlerin silah taşımasına izin verilmiyor. Onlar, hamallık yapıyorlar ve aynı zamanda aşağılanmalara ve eziyetlere maruz kalıyorlar. O askerlerin karılarına saldırılıyor, onların evlatları ve malları gasp ediliyor, aileleri kırıma tabi tutuluyor.”[7]
Çok sayıda Ermeni, Rum ve Yahudi subayın ve askerin gerek Allahuekber dağının soğuğunda, gerek Arap çöllerinde, gerekse Çanakkale’de öldüğünü biliyoruz. Ama onların adları “şehit liste” ve anıtlarında yer almadığı gibi, onbinlerce Ermeni asker silahsızlandırılarak, Amele Taburlarında köle işçi olarak kullanıldı ve katledildi.
Cumhuriyet döneminde azınlıklar asla askeri okullara kabul edilmediği gibi, yedek subaylık hakkı da ancak 1950 sonrası uygulanmaya başlandı. Bu konu da araştırmacı Rifat Bali’nin peşpeşe yayınladığı “Yirmi Kur’a Nafia Askerleri” ve “Gayrimüslim Mehmetçikler: Hatıralar – Tanıklıklar” adlı kitapları ile araştırılmaktan kaçınılan tabu konulardan birini başarı ile otopsi masasına yatırdı.
60 darbesine kadar, Türk ordusunda Kürt kökeni subaylar da yer alabildi. Bunlardan suikast sonucu ölen Eşref Bitlis’i anabiliriz. Ama özellikle 1980 sonrası askeri okullar Kürt kökenlilere iyice kapandı. Yurt savunmasında canını yitirmiş, Gayri Müslimlerin anısı önünde saygı ile eğiliyorum.
[1] Aramayis Paloyan, İdalyayi ardakin kordzeri nakhararutyan badmagan tivanakidagan arkhivi vaverakrerı Haygagan hartsi masin 1913-1923tt., Yerevan, 2008, ech 158: Aramayis paloyan, Ermeni meselesi hakkında İtalyan dışişleri bakanlığı diplomatik arşiv belgeleri 1913-1923, Erivan 2008, sahife 158.
[2] Bakınız Haygazn K. Gazaryan, Tseghasban Turkı (Soykırımcı Türk), Beyrut 1968, sahife 222.
[3] Bakınız Penyamin G. Jamgoçyan, Kharperti Yeghernı (Harput Soykırımı), Kersam Aharonyan, Hushamadyan Medz Yegherni (Soykırım hatıra kitabı 1915-1965, Beyrut 1965, sahife 379.
[4] Yohannes Lepsius, Gizli Rapor Ermeni halkının soykırımı, Erivan, 2003, sahife 111-112.
[5] Taner Akçam, Davutoğlu’nun anlayamadıkları, Taraf, 11.05.2010.
[6] Yohannes Lepsius, Gizli Rapor Ermeni halkının soykırımı, Erivan, 2003, sahife 111-112.
[7] Aramayis Paloyan, Ermeni meselesi hakkında İtalyan dışişleri bakanlığı diplomatik arşiv belgeleri 1913-1923, Erivan 2008, sahife 162.