Irak devletinin yapmış olduğu resmi açıklamalara göre Musul’un neredeyse tamamına yakın bir bölümü DAİŞ çetelerinden temizlendi. Ne kadar gerçektir, orası bilinmemekle birlikte bir süredir sesi çıkmayan ve hakkında DAİŞ tarafından herhangi bir resmi açıklama yapılmayan liderleri olarak bilinen Ebu Bekir Bağdadi’de öldürülmüş.

Sadece Irak devleti tarafından değil, koalisyon güçleri tarafından da benzeri açıklamalar yapılmaktadır. Bu şekilde Musul’da var olan DAİŞ’in işgalinde sona gelindiği yönünde haberler, kamuoyunun gündeminde yer alırken, koalisyon güçleri tarafından da desteklenen QSD güçleri de Musul’dan sonra DAİŞ’in ikinci başkenti olarak kabul edilen Rakka’yı kuşatmış bulunmakta ve kentin içlerine doğru ilerleyişlerini hızlı bir şekilde sürdürmektedirler.

Musul ve Rakka’nın bu şekilde kuşatılma altına alınması, giderek DAİŞ’in sonu geldiği yönünde bir tartışma yaratırken, bazı DAİŞ hamisi güçleri de telaşa düşürmüş bulunmaktadır. Öyle ki, DAİŞ’ten daha çok, bu güçlerin amiyane bir tabirle “paçalarına ateş düşürmüştür.” Özellikle de TC devletinin son günlerde İşgal altında tuttuğu Rojava Kürdistan’ı yerleşim merkezlerinde yine devlet sınırları içerisinde kalan hatlarda içerisine girmiş olduğu askeri hareketlenmelerde de bunu görmekte mümkündür.

Aslında TC devleti, Musul operasyonu başlamadan önce ve ardından da yine DAİŞ’in Musul’da ağır darbeler yiyerek geriletilmeye başladığı dönemde böyle bir telaşa girmişti. Bunun asıl sebebini de aslında DAİŞ’in yediği darbeleri kendinin yediği darbeler olarak görmesi ve bunun acısını derinden hissetmesi oluşturmuştu. Bunun bir sonucu olarak da harekete geçmişti. Ve bunu da DAİŞ’e operasyon içerisinde can simidi olmak için “Musul operasyonunda yer alma” istemi biçiminde dile getirmişti. Bu istemleri kabul olmayınca da, Başika tarafından işbirliği içerisinde olduğu hain güçleri de kullanarak bir cephe açmak için harekete geçmişti. Fakat bundan da bir sonuç alamamıştı. Ancak bu gerçekliğe rağmen DAİŞ’i kurtarmak için var olan arayışlarından da vazgeçmemişti. Her fırsatta PKK’nin adını ağzına alarak gündemleştirmesi, yine Şengal sorununu gündeme getirmesi de bunun bir sonucu olarak gerçekleştirilmişti. En dikkat çekici olan da DAİŞ için Musul’da ve Rakka’da “yolun sonu göründüğü” bir süreçte Şengal ve Rojava-Derik bölgesinin Qereçox alanına yönelik adeta kendisi için kendi eliyle “ipliğini pazara serme” anlamına gelen bir saldırı da bulunmuştu.

TC devleti şimdi de benzeri bir politikada ısrarını korumaktadır. Atmış olduğu her adım bu gerçeğini ortaya koymasına rağmen, bunu yapmaktadır. Musul’un ardından, DAİŞ’in Rakka’da da sıkışmasının ardından Rojava Kürdistan’ında işgalci-çete güçlerini harekete geçirerek QSD güçlerinin Rakka’daki ilerlemelerini durdurmaya çalışması ve yine uluslararası güçlere bu biçimde bir mesaj vermek istemesinin asıl nedeni de bu gerçeklik oluşturmaktadır.

Ve bu temelde de harekete geçmiştir. Musul’da olduğu gibi hareket etmektedir. Bunu da doğrudan Rakka içerisine girerek yapamamaktadır. Daha çok, işgal ettiği Rojava Kürdistan’ındaki yerleşim merkezlerindeki resmi ve paramiliter çeteleri ile sınır üzerinden gerçekleştirdiği ağır silah atışları üzerinden gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Zaten bunun hazırlığını da çok daha önceden yapmaya başlamıştır. Rusya ile birlikte TC devletinin, İdlib yakınlarında çatışmasızlık adı altında bir bölge oluşturmak için askerlerinin ve ağır silahlarının Rojava Kürdistan’ının içlerine doğru ilerlediği yalan haberini resmi makamları adına yapılan açıklamalarla yayınlamalarının nedeni de bu gerçeklik oluşturmuştur. 

Ancak “yalancının mumu yadsıya kadar yanarmış” özdeyişinde olduğu gibi, TC devletinin bu yalanı da fazla gecikmeden ortaya çıkmış, Rojava Kürdistan’ın işgal ettiği yerleşim merkezlerinde içerisine girmiş olduğu askeri hareketlenmenin asıl nedeni ortaya çıkmıştır. Azez’i, Efrîn’i işgal edeceğini dile getirmeye başlamıştır. Hatta bunun için de kendi iç kamuoyunu hazırlamak için psikolojik savaş amaçlı tam bir propaganda çalışmalarını da başlatmıştır.

TC devletinin böyle bir maceraya girip-girmeyeceği tartışılabilir. Musul’da olduğu gibi, Rojava’da da umduklarını bulamamasının neden olduğu hayal kırıklığının yarattığı hezeyanla hareket edebilme olasılığının varlığı böyle bir maceraya girmesine de neden olabilir.

Böyle de olsa ortada bir gerçeklik vardır. O da TC devletinin artık DAİŞ eliyle Ortadoğu’da oynamak istediği oyunla daha fazla bir şey elde edemeyeceği ve artık doğrudan bir taraf olma ihtiyacını hissediyor olmasıdır. TC devleti bunun ne kadar farkına varmış olduğu da bir tartışma konusudur. Ancak şöyle bir gerçeklik daha vardır. O da, TC devletinin bir türlü DAİŞ’ten vazgeçmemesidir. Bu da TC devletinin DAİŞ’le olan ilişkilerinin düzeyine bağlı olarak onu daha fazla kullanma yönünde farklı planlamalarının olduğu vb. gibi daha değişik soruları akla getirmektedir.

Herhalde bu sorunun cevabını da fazla gecikmeden, öğreneceğiz!