Hafız Ahmet TURHALLI

Yardımlaşma ve dayanışma meselesi Kur’an’da çok yoğun bir biçimde anlatılmakta, muhtaç olanlar için yapılacak her türlü dayanışmaya katılmanın, erdeminden söz edilmektedir. Bütün peygamberler ve tevhidi dinler, Mülkün ve Nimetin Allah’a ait olduğu vurgusu yapmışlardır. Kur’an kürei-arzda var olan nimetlerin hepsinde, her canlının hakkı var der. Aşırı tüketimi yani ihtiyaçtan fazlasının tüketilmesini israf olarak görmekte, çok tüketim yapanları müsrif olarak isimlendirmektedir. Günümüzde de Ramazan ayında kültür haline gelen, İslami yardımlaşma devam etmektedir. Bu yardımlaşma devletlerden bağımsız toplumsal ve dini bir yardımlaşmadır.

Ne yazıktır ki; Müslümanlar bu durumu Kur’an’ın belirttiği çerçevede değil, kendi devlet idarelerinin açıklama ve uygulamaları ile gerçekleştirmektedirler. Devletler de; Müslüman bireyi yardımlaşma konusunda farklı yönlendirmektedirler. İnanan Müslümanların, özellikle Türkiye’de fitre ve sadakaları, zekat ve yardımları, devletin kurucusu ve bizzat yöneticisi olduğu dernek ve kurumların eli ile toplatılmaktadır. Toplanan bu bağışların bir kısmı, devletin kasasına, diğer kısmı bu kurumlarda palazlanan kişilerin ceplerine indirilmektedir. Bu gurup ve cemiyetlerin eli ile daha önceleri Çeçenistan, Bosna Hersek, Filistinlilerin mağduriyeti, son zamanlarda ise Suriye meselesinden dolayı Suriyeli mültecilere yardım adı altında toplanmaktadır. Dini bir vecibe olan bu yardımlar Müslümanlardan toplanmaktadır.

Son yıllarda Türk devletinin eli ile çete olarak yapılandırılmış olan katil guruplara da, zekatlar fitreler, sadakalar toplanmakta ve aylık maaş olarak gönderilmektedir. Sözünü ettiğimiz çetelerin eli ile Rojava, Başûr, Suriye ve Libya’da mazlumların kanı dökülmekte, evleri yakılıp yıkılmakta arazi ve mal varlıkları talan edilmektedir. Gözlerimizin önünde bu kadar zulüm, fitne ve fesat yaşatan işgalci devletlerin, birer organizasyonu olan bu sözde İslami kurumlar, cemaatler ve cemiyetler, nasıl hala yardım toplayabilmekteler? şuurlu bir mümin, nasıl bu kurumlara yardım eder? Kur’an’a göre bunlara bir kuruş dahi yardım edilemez/edilmemelidir. Bu kuruluşlara yardımda bulunanlar işlenen ve işlenecek olan bütün günahlara da ortak olmaktadırlar. Hayır yapıyorum derken, fesat ve fitneyi büyütmüş oluyorlar. Peki Kürt Müslümanları ve dürüst Müslümanların bu olup bitenlerde hiç payı yok mudur? Elbette sorumlukları vardır ve bu sorumluklardan hiç birimiz kaçamayız. Milletimiz sömürgeci ve zalim iktidarlar tarafından özellikle maddi dar boğaza sürüklenmektedir, muhtaç duruma düşürülerek işbirlikçilik kapıları sonuna kadar açılmaktadır. Bu durumu değiştirme imkanımız var mıdır? Bu durumu tersine döndüre bilir miyiz?

Evet bunu değiştirme imkanlarımız fazlası ile mevcuttur. Kanaatimce bizler millet bilinci oluşturmak, Kürt Müslümanlarını doğru İslam-i bir çizgi ile tanıştırmakla bunu başarabiliriz. Cemaatleşmeyi ve kurumlaşmayı başardığımızda, kendi içimizdeki müminlerin ve dürüst Müslümanların sadaka, zekat ve infaklarını, İslam ümmetinin yetimleri ve mağdurları olan, muhtaç milletimize ulaştırabiliriz. Böylelikle hem Müslümanların hayırları ve dini vecibeleri Kur’an’ın söylediği biçimde yerine ulaşacak, milletimizde kendi katillerinin ve mezar yıkıcılarının insafına terk edilmemiş olacaktır.

Özellikle vatanımızın dört parçasında yaşayan milletimiz, ciddi maddi sorunlarla karşı karşıyadır. Milletimizin sömürgecileri milletimizi ekonomik olarak çökertmiş durumdadır. Kürt milletine ait İslami ciddi bir yardım kurumu da oluşturulmuş değildir. Çalışan ve fedakarlık yapan Civaka İslamiya Kurdistan neferleri mevcuttur. Ama oturtulmuş bir kurumlaşma henüz gerçekleştirilememiştir. Milletimizin hepsini kapsayacak, zenginlerle fakirleri kucaklaştıracak, işinin ciddiyetini anlayacak bir kurumlaşmaya ihtiyaç hasıldır. Bu işin çok zorlu ve hassas bir iş olduğunu göz ardı etmemek lazım. Zalim iktidarların devletlerarası ilişkilerinden dolayı, her konuda olduğu gibi bu konuda da bizleri kriminalize etme çaba ve çalışmaları olmuştur/olacaktır. Bilinçli bir strateji ve kurumlaşma ile ileriye dönük sonuçlar alabiliriz. Örneğin Korona felaketi ile milletimiz daha da zor bir durumu yaşamaktadır. Elektrik, su, kira ve ekmek gibi temel ihtiyaçlarını bile karşılamada zorlanan ciddi bir yurtsever dürüst kesim mevcuttur. Madden çok zorlanan bu temiz insanlarımızı Kemalist ve Türk İslamcı iktidarların insafına terk edemeyiz. Onları çocuklarının kemiklerini posta yolu ile gönderenlere el açtırmamalıyız. İslam, insanlık ve yurtseverlik bizi milletimize sahip çıkmaya çağırmaktadır. İslam’a göre yiyeceklerimizde onların hakkı vardır. Kur’an bize ihtiyaç sahiplerine el uzatmayı ve yardımlaşmayı emir eder:

‘Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: ‘İhtiyaçtan fazlasını.’ Böylece Allah size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz. (Bakara 219)

Bizler toplum olarak fakir ve muhtaçlarımızı tespit etmeli, toplumumuz arasındaki yardımlaşmayı ve dayanışmayı güçlendirmeliyiz. Bu yardımlaşma ve dayanışma güçlendikçe, Millet ve dürüst Müslümanlar olarak, ittifak, muhabbet ve birliğimizde o denli güçlü olacaktır.

(Sadakalar) Kendilerini Allah yolunda adayan fakirler içindir ki, onlar, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremezler. İffetlerinden dolayı bilmeyen onları zengin sanır. Ama sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük ederek insanlardan istemezler. Hayırdan her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir. (Bakara 273) Zulme karşı her türlü mücadeleyi verenler elbette en iffetlilerimizdirler. Avrupa’da yaşayan Müslümanlar bu yıl bütün hayır ve hasenatlarını kendi kurumları aracılığı ile kendi fakirlerine ulaştırmalıdırlar. Hep birlikte yardımlaşmaya koşmalıyız. Bir tane insanımızı dahi kendi katili ve işkencecisine muhtaç etmemeliyiz. Bu ramazan yardımlaşma anlayışı ve hizmetinin zirve yaptığı ramazan olsun.