Yandaş, kaleminden göz yaşı akıtıp, kenarda, köşede yağ bırakmamacasına ulaşabildiği bütün bidonları efendisinin başından aşağıya döküyor, onu çocukları, kadınları esirgeyen, öldürülmüşlerin ardından yas tutup, ağlayan gösteriyor, şöyle diyordu:

"Hemen her konuşmasında, dünyanın gelip geçiciliğine vurgu yapan, hepimizin faniliğinden, bir gün ecel çatıp geldiğinde, öleceğimizden söz açan kaç devlet reisi biliyorsunuz? "Babamı ağlarken gördüm bu sabah" dedi Esra Albayrak. Raiba caddesinde göğsünde vurularak şehit edilen 17’sindeki Esma'nın haberini okurken."
Esra Albayrak, Recep Erdoğan’ın kızı. Esra Albayrak, babasını, Mısır'daki isyancı liderlerden birinin kızı olan Esma için ağlarken görmüş.
İnsani bir hal ağlamak.
Ancak, Türk rejiminin başı tertemiz edilip, yağa yatırılırsa, inandırcılığını kaybeder, vasat zekanın "Türk’e, Türk-İslam" propaganda güzellemesi olarak sırıtır. Kürtler için gülmece konusu olur.
Çünkü, "o kadar dindar ki" her insanın ölümlü olduğunu söyleyen TC muktediri, onun propaganda konuşmalarında zikrettiği Allah’ın bütün nimetlerini "tek elde" topluyor. Onları da yalnız ve sadece Türklere dağıtıyor.
Kürtlere sıra gelince, kendini ölümsüz sanan eski çağların yarı ilah edalısı kesiliyor, din, iman, ölümlü dünya kavramı eriyip, yok oluyor. "Allah'ın verdiği dili, sana yasakladım" diyebiliyor. "Sana öz dil yok, haklar, özgürlükler yasak, Kürdistan hepten yok" tekrarında…
Ondan sonra "Türkün Türke propagandasında" gelsin ağlama sesleri gitsin göz yaşı servisi…
Allah'a ne gibi inanç, hangi din, Allah'ın verdiği dini inkar ile yasak, Rojava’da Allah'ın yarattığı canları alan katillerin eline silah vermek, Allah bilirlik mi oluyor?
 Mısırlı isyancı Esma gibi hayata doymadan öldürülmüşler için ağlayarak yas tutan adamın, rejimi Roboskî’de 22 tanesi çocuk, 34 tane Kürdü katletmişti. Kürtler bugünkü gibi hatırlıyorlar. Katliamı yapan generallerini kutsayıp, kutlayandı, o.  
Oysa, 34’lerden hiç biri, Esma gibi isyancı değildi. Kimseyle çatışmak için değil, ekmek parası için yollardaydı, onlar…
Sonra Kürtler, onun "kadın da olsa, çocuk da olsa gözünün yaşına bakmayacağız" narasınndan sonra, kadınların, çocukların nasıl linç edilmeye çalışıldığını televizyonlardan seyrettiler. İçlerinde bebeklerin de olduğu, 12 tane Kürt’ün kurşunlanarak öldürülmesini de…
"Türk-İslam milliyetçiliği" kördür. Irkçılık gözlere mil çekmiştir. Mısır’da bir kızın vurulmasını görür, onun yasını tutar, ama Kürt Ceylan Önkol’un evinin bitişiğinde, roket atışıyla parpamparça edilmesini görmez. Gözüne sokulduğunda da, onun için dökülecek, tek damla göz yaşı yoktur. Katilleri de anında "meçhul" olur…
Bitlis'te, kimyasal bombalarla 15 Kürt kadını ve genç kızı topluca katledildiğinde yürek soğutan nutkuyla ortaya çıkar, "Türk-İslam milliyetçisi" adam.
Onun için, kimse din, iman söylemiyle, Kürtlerin karşısına "insaniyet göstersine" çıkmasın. Neyin ne olduğunu en iyi bilen Kürtlerdir.
Çünkü bunların dünyasında, din de, iman, insaniyet de tefferuat, başta gelen Sultani iktidar, daha çok kazanç, AVM’dir.
Yoksula, "bu dünyayı boş ver, bana oyunu ver ki, ahiretin için çalışayım" der, kendileri önlerinde sıram sıram, uçak, dünya lüksü otomobil, helikopterden inip, lükslerin lüsksünde debelenirler. Din, iman bu dünya içindir…
Erdoğan’ın Esma için ağladığı sırada, TC’nin besleyip, silahlandırdığı El Kaide’nin gezici katilleri Rojava’da işgal ettikleri cami minarelerinden, Kürt kadınları ve bütün mallarının helal olduğunu ilan ediyor, bebeklerin başını eziyor, babalarını kesiyorlardı.
Ağlanacak, asıl durum budur. Gerisi, yuttuğu canlıyı hazmetmek için güneşe serilip, göz yaşı döken timsahın ağlaması değil de nedir?
Cengiz Çandar deyimiyle "hiç bir inandırıcılığın yok" senin…
Kürtlerden uzak, başka kapıya!..