TC, kurulduğundan beri, hiç bir zaman çağın devleti olamadı. Devlet dediğin, hukuka dayalı ve bağlayıcı şekilde bu zemine oturandır, çünkü.
TC’de ise muktedirin kafasına göre ve estiği üzere söyledikleri, çoğu zaman hukuk yerine geçti. Çetecilikte rastlanan örnekle "baskın basanındır" kuralı işleye geldi.
Tuzak ve entrikalar tıngırtıları arasında, her on yılda bir tekrarlanan darbeler, çeteciliğin örneğidir.
AKP iktidar olunca, Batıdan aldığı destekle, askeri çeteciliği sonlandırıp, ordu-sivil koalisyonunu sakin sulara çekti. Ama, biat etmeyenlere göz dağı vererek…
Bu amaçla, "vatana hizmet tertibinden" göğsüne madalyalar takılan ve pek çoğu çaptan düşmüş emekli, ötekiler etkisiz Generallerin, ertesi gün, "terör örgütü" (çete) kurmakla suçlanıp kelepçelenerek, hapishanelere doldurulması, süründürerek uslandırma hamlesiydi.
Ama Başbakan Recep Tayyip, bu süreçte, "ben onları suçlayan savcıyım" naraları atıyor ve ardından "demokrasimizi askeri vesayetten kurtardık" diye övünüyordu.
Oysa bu, gerçeğe takla attırmaydı. Ordu vesayeti yerli yerinde, sadece sessiz alınıyordu.
Çünkü, vesayetin derinlere kök salmış çınarı olan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) büyük haşmetiyle ayakta ve iktidara ortaktı. TC’nin iç ve dış politikasına ilişkin (Kürtler diyalog dahil) temel meseleler, seçilmişler kurumu olan parlamentoda değil, eskisi gibi bu kurulda karara bağlanıyordu.
Mesela, El Kaide ile işbirliği konusu asla parlamentoda tartışılmadı. Suriye'ye savaş, Irak’ın içine elle, kolla dalma, Kaddafi’nin canına kıyma seferi de…
Ama bütün bunlar MGK’nın bilgi ve kararı dışında değildi. 1990’ların devamı olan Roboskî Katliamı da…
Nitekim, Parlamentoda kurulan Roboskî komisyonunun CHP’li üyesi Ankara Milletvekili Levent Gök, dün şunları söylüyordu:
"Roboskî çok net ve aydınlık bir hadisedir. Katliamın kararını verenler ve uygulayanlar aşikardır. Milli Güvenlik Kurulunda alınan katliam kararı, Başbakanın talimatıyla, Genelkurmay Başkanının uygulamasıyla gerçekleşen bir olaydır. 34 yurttaşın öldürüldüğü bir olayda göz yaşı dökmeyenlerin Gazze'de göz yaşı dökmeye hakkı yoktur."
Recep Tayyip’le, Fethullah Gülen arasında patlak veren "muktedir" olma savaşları da, MGK’dan bağımsız değil, bildiriyle yanındaydı.
Çünkü, Recep Tayyip vaziyeti görünce, güç dengeleri arasında tercihini yapıp, Ergenekon tarafına sıçramıştı. Bununla, ordunun desteğini yedekleyerek bütünleşmişti. Böylece eski yoldaşı, candaş paraleli Fethullah Gülen ve teşkilatı gözden düşmekle de kalmamış, "Ergenekoncu kardeşleri tutuklatan" olmuş, kendisi de apak, tertemiz kalmıştı.
Recep Tayyip için, iyi bir ticaret ve güçlü ittifaktı bu. Çünkü ordu, Gülen gibi doyumsuz bir dev değildi. Ordu Yardımlaşma Kurumunun elinde tuttuğu alanların dışında fazladan ekonomik pay ve sivil kadro da istemiyordu. MGK, kışla ve Ordu Yardımlaşma Kurumunun efendisi olmak yeterliydi, Generaller için.
Belki yararı olur yanılgısıyla orta yere serilen hırsızlık, yolsuzluk ve rüşvet belgeleri de fayda vermemiş, Tayyip yandaşlarının takdir hissiyatını etkilememişti.
Fethullah’ın kaybettiğini görünce, onu terk eden ilklerden olan Etyen Mahçupyan’ın deyimiyle "iktidar çalıyor, ama hizmet de veriyor"du. Yani pay veriyordu.
Kelepçelenen polislerin, Ergekoncular benzeri "Kürt kanı" dökmekle övünüp, bunu "vatanseverlik" narası haline getirmelerinin de bir faydası olmadı. Çünkü, Tayyip daha gür sesle "teröristler" diye bağırıyor, kitlelere ezan sesi bile dinletiyordu. Dibe düşen polisler kullanılmış, miadını doldurmuş maldı, artık.
Öbür yanıyla, TC tarihi, zaten kullanılmış, sonra kenara atılmışlar tarihidir. Kendi tarihinin birazcık yanından geçmiş her Türk, ipte sallanan Ayıcı Arif, Kara Kemallerin kişiliğinde Mustafa Kemal'i Atatürk yapan kadroların da idam edildiğini zaten biliyordu.
Yakın tarihin tetikçi çetelerinden Hizbullah lideri, işi bitince, televizyonların naklen yayını eşliğinde öldürülmüş, arta kalan adamları hapsedilmişti. Gerçi onlar, ihtiyaçtan şimdi bir kere daha dışardalar. Yeni vakte kadar kullanılacaklar. Ama Susurluk çetesi, bir türlü itibar kazanamdı. Bir zamanlar, generallerle oturup kalkan kimi katiller, "kayıp esas oğlan" rolünde, düzen gereğince…
Kısacası, Fethullah Gülen teşkilatı suretinde bir kere daha seyredildiği üzere, kullanılan miadını doldurunca çukura atılıyor. Güç kimdeyse, hukuku da odur. Yargının da, polisin de, medyanın da efendisi…
Recep Tayyip, güçtür bugün. Dünün "Hoca efendi"si ve efendiliğinin üstüne ek olarak "hazret" diye anılan Fethullah Gülen’in adı, Recep Tayyip’in ardında yerlerde sürünüyor.
Sahip olduğu servetin hesabını biliyor mu, ben bilemiyorum, ama ülkenin tartışmasız tek efendisi Recep Tayyip, halkın parasının toplandığı kasayı özeli gibi kullanıyor. Uçaklardan inip, helikopterlere binerek, arada bir "hırsız var" bağırtıları havayı bulandırsa da aldırmadan, yandaş kalabalıkla iftar sofralarına kurularak Cumhurbaşkanlığına koşuyor.
Fethullah mı, o da göz yaşlarıyla inşa ettiği para imparatorluğunu kurtarma çabasıyla, yeni göz yaşları biriktiriyor, şimdi…
Recep Tayyip-Fethullah savaşı